Ana içeriğe atla

"Once" - Dublin'de Bir Yalnız Kalpler Sokağı

Kimi filmlerin kendi güzelliğinden başı dönmez. Sakin akan bir nehir kıyısındaymış gibi oturulur izlenir. Film bitince herkes önce bir iç geçirir sonra birbirine “ne hoş bir filmdi, değil mi?” der.“ONCE” öyle bir film. Ne öyle üzerinize gelen karakterleri, ne sizi şaşırtmak için taklalar atan bir senaryosu var. Sessiz ayrılıkların, mutedil mutlulukların yaşandığı küçük filmlerden. Arkadaşlarla izlendiğinde çok konuşanların diğerlerini kızdırmayacağı filmlerden...

Başrollerde iki müzisyen: İrlandalı gitarist Glen Hansard ve Çek piyanist Marketa Irglova. Yönetmen John Carney de müzisyen.

İki gezgin ruh, Dublin sokaklarında birbiriyle buluşur. Onları müzik buluşturur. Birisi sokak çalgıcısı, kendi yaptığı şarkıları söylüyor. Ara sıra da babasının dükkanında ev aletleri tamir ediyor. Diğeri genç bir göçmen kadın, annesi ve kızıyla yaşıyor. Çiçek satıyor. Zaman zaman müzik aletleri satan bir dükkana uğrayıp piyano çalıyor. Biri çok yakın zaman önce kendisini bırakıp giden kız arkadaşının yasını tutuyor. Diğeri kızının babasını düşünüyor. Her iki karakter de insanın içine işleyecek kadar sahici...İkisi de isimsiz. Marketa Irglova'yı neredeyse tanıdığınıza inanacaksınız. İçinizden ona “Sıkı giyin, hava serin" demek filan geliyor. Gecenin bir yarısında pil almak için sokağa fırlayıp kulaklıkla dinlediği şarkıya söz yazdığı sahneyi ben defalarca izleyebileceğimi düşünüyorum.

Film, yeryüzünde yaşanma ihtimali olup da yaşanmamış ilişkileri hatırlatıyor. Aklıma öğrencilik günlerinin Nelly ve Mösyö Arnaud filmi geliyor. Onun dışında Dublin’in kasvetli ve güzel sokakları, İrlanda aksanı ve baştan sona Hansard’ın şarkıları bir sonbahar günü gibi sizi sarıp sarmalıyor. Battaniye altında izlenecek filmlerden. Işıkları da kapamalı...İşte oldu. Brilliant!


Yorumlar

  1. Alkim'cigim, bu yazi uzerine filmi de soundtrack'i de indirdim ve az once sona eren filmin ardindan hemen sana tesekkur yazimi yaziyorum:) Sessiz sessiz, hafif los, biraz huzunlu ama tuhaf bir sekilde de mutlu bir filmdi. Berlin'in melankolik sonbahar gecesinde de cok iyi gitti:) Bir de dip not, Glen Hansard ve Marketa Irglova'nin asklari gercek hayata da tasinmis filmden sonra..

    YanıtlaSil
  2. Şilancığım, beğenmene sevindim. İki karakterin gerçek hayattaki aşklarını, yazımı okuyan bir arkadaşım söylemişti. Sanırım bu filmden sonra başlamış aşkları. Ne hoş...
    Berlin'e sevgiler!!!

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Gokkusagim,

    Sonunda blog'una yazabiliyorum.. :)

    Pilli sarkiya aynen katiliyorum. Biz de izlerken o sahneyi geri alip tekrar izlemistik. Belki de sarkiyi onceden bildigimden, sesini tanidigim bir seslendirmecinin kendisini gormek gibi olmustu.

    Film ise gercek ask gibi; yasanirken gucu biraz da anlasilmaz!

    YanıtlaSil
  4. Yaşasın Özgür gelmiş!!!
    Yukardaki yorumda senden bahsetmiştim zaten...Epey konuşmuştuk seninle film hakkında.
    Filmdeki aşk bana da çok sahici gelmişti. Belki de dediğin nedenden...

    YanıtlaSil
  5. Videoyla filmin içinden yeniden geçtim sanki.
    Ve evet! Pil aldığı sahne. Ben de bayılmıştım o kısma, videosunu da eklediğim üzere kendi yazıma. :)
    Ve sevgili Alkım, burayı çok sevdim. :))

    YanıtlaSil
  6. Teşekkür ederim Silmaril. Ben de senin bloğunda bu filmle karşılaşınca çok mutlu oldum. Bu filmi birileriyle paylaşmak güzel:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir yaz gecesi eğer bir yolcu

Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. F eysbuk diliyle “complicated”.  Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel. Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights* Fotoğraflar Sevilla 'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla ,  sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının al...

biber, gözyaşı ve janis

Nerede kalmıştık, göğe bırakılmış bir balon sessizliğinde...Son bir iki ay pek sessiz geçmedi, yoğun geçti. Çokça yürüyerek, gazlanarak, gündemle yapışık yaşayarak, nefes almaya çalışarak, çalışmaya çalışarak, arada “abiye” bir dünyaya ışınlanarak (kuzen düğünleri, tuhaf topuzlar dünyası J ), yaylada kiraz, vişne dağlarda kapari karpuzu toplayarak ve bir kitabı okumayı başararak. Bugünlerde bir kitaba yoğunlaşmak zor. Ama Toroslar ’ın o şefkatli kucağındayken Refik Halid Karay ’dan “ Bugünün Saraylısı ’nı okudum. Çok ilginç bulduğum yerler var, altını çizdim. Yazayım bir ara. Yürümek benim için yeni değil. Aslında düzenle uyumlu, çalışkan bir öğrenciydim ve liseye kadar otoriteyle aram çok iyiydi, ne denirse harfiyen yerine getirir, getirmezsem huzursuz olurdum. Bayrağa bak derlerse gözümü ayırmadan bayrağa bakardım, okulda saçımın örgüsü, Kuran kursunda eteğimin boyu filan düzene birebir uygundu. Evde annem pek karışmazdı ama anneannem kız çocuklarını oturup kalkma, usturup...

çay, annem, bir de ben

  umulmadık bir gün olabilir bugün aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara bir çay söyle yağmurların kokusunda. Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince. Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıra...