Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bir tren yolculuğu

Resim
Çocukken küçük bir taşra şehrinde pazar günleri kardeşimle ben, babamla birlikte istasyona gidip gelen geçen trenleri seyrederdik. Akla malum hayvanları getiren bu eylem, bizim için de büyük bir eğlenceydi o zaman. Trenlere el sallayan çocuklardan biriydim ben de. (Bu eller, dünya çocuklarının bir evrenselidir,  narin çiçek sapları gibi sallanır gelip geçene.)

O günlerden bu yana ne zaman bir tren görsem ("bir tren sesi duymaya göreyim") iç çekerim, yolculuk heyecanı içimde titreşir. Şafak vaktinde, dünya ıssızken çıkılan bir yolculuğu hayal ederim.
Trenle dünyayı gezmek isterdim. Bunun anlamı geniş bir zaman elbette. Trenin insanı öyle teselli eden bir yanı var, zamanı pışpışlar, dünyayı sizin için biraz yavaşlatır. Yukarıdaki fotoğraf  Yogyakarta-Jakarta arasında yapılan tren yolculuğundan. Kitap, çay ve tren! Daha güzel bir üçlü olabilir mi? Eh, çayı şekerli getiriyorlar Endonezya'da ama olsun. İçtiğim en keyifli çaylardan biriydi.

Trenle dünyayı gezen bir adam var b…

bizim büyük çaresizliğimiz

Resim
Aynı evde yaşayan Ender, Çetin ve Nihal. Biri göbekli, biri kel, biri Nihal.
Ender Nihal’e aşık, Çetin Nihal’e aşık, Nihal öğrenci.
Ender çevirmen, Çetin inşaat mühendisi, Nihal öğrenci.

Ender’in kitaplardan biriktirdiği güzel kelimeleri, şairleri var; Çetin’in kelimelere pek de itibar etmeyen dünyevi dünyası, hazları. Nihal’in neleri var pek de bilemeyiz. Ama kahvaltıda reçelle peyniri birlikte yemesi, soğukta ayaklarının kızarmaması, şişmemesi var.

Nihal daha çok bir “imkan”, başka bir evrene yolculuk imkanı. Bu "imkana tutulan" Ender ve Çetin  “ev”lerine kapanmışlar. Ev, kendi oyunlarını kurabildikleri, tek kale maç yapabildikleri bir alan. Pırasaları ince ince doğradıkları –denedim, çok daha güzel oluyor-, çekirdek “içledikleri”, çay içtikleri, dünya kupası maçlarını seyrettikleri bir alan. Sonra şehir var dışarıda. Gençlik parkı, Tunalı, Kediseven Sokağı. Kış vakti, Ankara’nın o soğuk gülümsemesi, “bulgurlaşmış” karlar. Çanak antenler, çöp kamyonları, boyası dökülmüş apar…

bugün kar yağdı!

Resim
Bugün kar yağdı! Rüzgarsız, tipisiz bir kardı yağan. Kuru dalların üzerine beyaz bir çizgi çekti. Dünyayı -içerdekileri- birazcık teselli etti. Yine sebepsiz sevindim. Evde kedilerle kar yağışını seyrettim. Sonra dayanamayıp kendimi dışarı attım, göl kıyısına gittim, yine boş yere kazlarda bir telaş yarattım.
Kar öyle bir şey. Bir sabah kalkarsın ve tanıdık dünyanın başka bir şeye dönüştüğünü görürsün. Uzaklardaki eski bir tanıdık gibi çıkagelir saf neşesiyle. Şairin dediği "Uyanınca Çocuk Olmak" böyle olsa gerek. Kar yağarken, uyanınca çocuk olmak!.
Ve dünyanın sesinin biraz kısılması...Daha sessiz bir dünya. (Biraz kısın dünyanın sesini, biraz da yumuşatın renkleri, şimdi sallayın yerküreyi.) It's a Wonderful Life (Şahane Hayat) filmi vardır hani. Öyle siyah beyaz ve neşeli bir dünyaya inandıracak neredeyse bizi. Bir de hiç ayırt etmeden her şeyin üzerine düşmesi vardır karın. (Öylesine adaletli.) Çalıların, bankların, çatıların, telgraf tellerinin (ve hatta kirpikle…

bir ozu filminde mahsur kalıp yeşil çay içmek

Resim
"Yeni yılda yeni bir şey bulamamanın kederi," demişim ve öylece boynu bükük kalmış yazı....
İnsan olmak bazen ağır bir şeye dönüşüyor. Kendi hayatın var, sevdiklerinin, tanıdıklarının hayatı var. Kedilerin, güvercinlerin, tilkilerin ve hiç tanımadığın bilmediğin insanların hayatı. Birdenbu en uzak çemberde bir yangın çıkıyor, bir zelzele oluyor, birileri sessizce ve topluca ölüyor. O büyük şair ormanında ağaçlar yıkılıyor. Bir şeyler insan sabrını zorlarcasına, acımasızca tekrar ediyor. Vicdanlar sınanıyor, insan olma serüveni düşe kalka yoluna devam ediyor. Yazı burada sona eriyor...
Bir Araba Alarmından Yeşil Çaya  Öğleden sonra durmamacasına bir araba alarmı öttü. Kuşu, böceği, dalı tehdit olarak algılayan paranoyak bir araba alarmından daha korkunç şeyler var elbette. Ama bu da "gündelik hayatın eziyetleri" başlığında ön sıralarda yerini alabilir.

Susan Sontag, “Modern yaşamın tüm koşulları elbirliğiyle duyumsal yetilerimizi öldürür. Şimdi önemli olan bunları yenid…