Şubat ayının benim için tanımı: “gamlı donuk kış güneşi”*. Gökyüzünün ağırlaştığı, etrafın kuzeyli ressamların o ışıksız tablolarına döndüğü, belli belirsiz bir güneş aydınlığı... Bu güneş aklıma Marguerite Duras ’nın Bir Kış Günü Öğleden Sonra adlı kitabını getirir. Üniversitenin ilk yılları Duras ’nın çevrilmiş hemen her kitabını okumuştum ve sonunda tüm kitaplardaki kadınlardan kafamda tek bir kadın yaratmıştım, o da yazarın kendisiydi. Fransız direnişine katılan, küçük kasaba barlarında kendine içki ısmarlayan, Çinhindi 'nde gemi yolculukları yapıp çekik gözlü adamlara tutulan, yalnızlıkla beslenen, okyanusa kafa tutan (bohem) bir “Tante Rosa”. Yalnızlık hissi çok mühimdir. Bu kitabın bir yerinde şöyle bir söz geçer: “ Yalnız kalmak istiyor, bilmek, onu düşünmek, onu sevmek için .” Bu kitaplarda, gezegenin birinde (Fransa?) erkeklerin, hayatlarını Duras ’nın kadınları gibi ketum ve gamlı kadınları çözmeye harcadığı fikrine kapılıyordu insan...