Çocuklukta genellikle akraba ya da yakın aile dostlarının evlerine yapılan yolculuklar vardır, sabahları başka bir yatakta uyanılan. O sabah yeni bir duygu olur içinizde. Uykunun buğusu yavaş yavaş çözülürken bir yabancılık hissiyle doğrulursunuz, bir süre etrafınıza bakınırsınız. O sabah küçük de olsa mucizevi bir şeylere tanık olacağınızı bilirsiniz. Çocukken başka bir kahvaltı sofrası bile beni sevindirmeye yeterdi. İzmir'de bir akraba evinde sofraya getirilen kekikli, zeytinyağlı, küçük doğranmış domatesler (bizde o zaman z.yağı konmazdı ve domatesler iri doğranırdı) mesela, bana mucizevi gelmişti. Ertesi kahvaltıyı iple çekmiştim. Bir de yolcu romantizmi vardır. Her şeyi farklı bir ışık altında görüp koklarsınız, gönül insanı olursunuz, gözünüzde bir damla yaş:) Proust görse sizi kıskanır. Bir manolya ağacının yanından farklı adımlarla yürürsünüz. İşte o sabah, ben de o saftirik neşeyle uyanıyorum. Ubud 'daki ilk sabahım! Gec...