(Bu akşam aşağıdaki yazıyı bloğa koymaya çalışırken zorlandım, unutmuşum. Ah ah nerede o top sektirdiğimiz günler. Zaten bugün evimin önündeki o kendi halindeki Temel Baba Büfe'nin "Arda Büfe" olduğunu fark ettim. Yeni, gıcır gıcır bir tabela. Oturaklar, masalar değişmiş. Fazla parlak fayanslar, fazla aydınlık lambalar...Tosta salça süreyim mi diyen, bayramlarda sütlü neskafe ve çikolata ikram eden güleryüzlü bir Ali Bey vardı, o filan gitmiş tabii. Yok. Üzüldüm, karantina günlerinde hiç bir şey almamıştım büfeden. Ali Bey'le sohbet bile edememiştim, bilseydim böyle olacağını...Alttaki kitapçı taşınmış, tabelası sökülmüş. Ah ah... Neyse... Bu akşam bir yazıyla uğraşırken aklıma Pera Sinema'da yazdığım başka bir yazım geldi. Müjde Ar'ın filmleri hakkında. Paylaşayım izninizle...) Müjde Ar... Seksenli yılların yerli sinemasının o tanıdık çehresi...Ne Sultan gibi erkeklerin hepten akıllarını başlarından alır, ne Fato gibi onlardan biriymiş gibi erkekler a...
" Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım ." Tutunamayanlar, Oğuz Atay Hakkında yazı yazmak için gittiğim Denizli/Bozkurt'un Belediye Oteli'nde uyumaya çalışırken, bir şeyler beni dürttü. Belki o gün karşılaştığım kadınlar... Tek bir katının otel yapıldığı bir binada, kendi sesimin yankılandığı bir odada, parlak bir beyaz ışık altında yazmaya koyuldum. En son Nazilli Öğretmenevi'nde lokalden gelen okey şıkırtılarının arasında yazmıştım. Otel odalarının -özellikle taşradaki- o kendilerine has tuhaf varlıklarının üzerimde güçlü bir etkisi var. Erken kalkacak olmamı filan düşünmeden -zaten insan kafasında bir yazı varsa uyuyamıyor- gecenin 4ünde aşağıdaki yazıyı yazdım. Bloğa yazama...