Burası nicedir kapısını çalmadığım bir oda. Aslında oda demek istemiyorum. İç avlu daha çok. Oda kadar yalıtılmış değil, olmasın. Bir yerlerden sesler gelsin, rüzgar değsin. Kendime mecra bulmakta zorlanıyorum. Tek istediğim yanar dönerli olmayan, dingin, sessiz bir sayfa. Sonra burayı hatırladım. Ah ah unutuldun unutuldun nezlelim... Yazmayı özledim. Sadece yazmayı...Dünyada bir yazıdan daha iyi bir barınak pek bilmiyorum. Bir ormanda kaybolur gibi yazının içinde kaybolmak ne güzeldir...Bir büyük ormanın sayısız patikalarında kaybolur gibi. Böyle diyorum da Turgut'la gece ormanda ateş böceklerine bakmaya gittiğimizde nasıl korkmuştum. Ormanın karanlık kuytuluklarında gördüğüm olağanüstü manzaranın tadını tam çıkaramamıştım. Bütün o ışıksızlık, ince çıtırtılar tedirgin etmişti beni. Oysa yeryüzünün sesleri o. İnsanın gürültüsünün kesildiği yerde başlayan sesler... Bir yanda kayıplar, sıkışmalar, bir yanda küçük şeyler, umulmadık sevinçler. Dün bir arkadaşımla Zeyrek'e gitti...
(Bu akşam aşağıdaki yazıyı bloğa koymaya çalışırken zorlandım, unutmuşum. Ah ah nerede o top sektirdiğimiz günler. Zaten bugün evimin önündeki o kendi halindeki Temel Baba Büfe'nin "Arda Büfe" olduğunu fark ettim. Yeni, gıcır gıcır bir tabela. Oturaklar, masalar değişmiş. Fazla parlak fayanslar, fazla aydınlık lambalar...Tosta salça süreyim mi diyen, bayramlarda sütlü neskafe ve çikolata ikram eden güleryüzlü bir Ali Bey vardı, o filan gitmiş tabii. Yok. Üzüldüm, karantina günlerinde hiç bir şey almamıştım büfeden. Ali Bey'le sohbet bile edememiştim, bilseydim böyle olacağını...Alttaki kitapçı taşınmış, tabelası sökülmüş. Ah ah... Neyse... Bu akşam bir yazıyla uğraşırken aklıma Pera Sinema'da yazdığım başka bir yazım geldi. Müjde Ar'ın filmleri hakkında. Paylaşayım izninizle...) Müjde Ar... Seksenli yılların yerli sinemasının o tanıdık çehresi...Ne Sultan gibi erkeklerin hepten akıllarını başlarından alır, ne Fato gibi onlardan biriymiş gibi erkekler a...