Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Burçlar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

pencereden içeri bakan ağaçlar ve sonbahar

" Ve içindeki o büyük alev. Ne olduğunu bilmediğin ..."* Günü tamamlamak için bir şeylerin daha olması gerekiyor sanki. Geceleri bu yüzden uyumak istemediğim oluyor. Oyun kaçırma korkusuyla öğle uykusunu reddeden çocuklar gibi. Oysa fazla uykusuzluğa gelemem ve bir mucize olmayacak, biliyorum. Hayat az çok böyle devam edecek. Kahvaltıda yine zeytin yiyeceğim, gün içinde zaman yetmiyor diye söyleneceğim, akşamları ayaklarımı toplayıp çay içeceğim annem gibi. Sonbahar geldiğinde yine aynı telaşı hissedeceğim, yine de bir mucize olmayacak. Sokak köpekleri üzgün gözlerle bakacak yine. Yine ağaçlar yapraklarını dökecek. Fakat her seferinde ilk kez döküyormuş gibi hissettirecek. Belki de mucize bu. Doğa hep bize mucizeler yaratacak neyse ki. Cohen ’in şarkısında hep bunu düşünürüm. (Daha önce söylemiş miydim, Cohen’i seviyorum:) Fötr şapkalı ihtiyar delikanlı, sek sek sekerek çıkıyor sahneye.) Kimi şarkıcılar sizin için söylüyor gibiler. Kimi şairler sizin için ya...

yay burcuna güzelleme...

Hiçbir şeyden çekmedi şu Merkür’den çektiği kadar... Ne zaman burçlarla ilgili konuşmaya başlasam, pozitivizm neferi Clezio bana takılır, bunun bilimsel olarak saçmalığını ispatlamaya çalışır. Tipik bir Y engeç burcu olduğundan sevimli bir inatçılık taşır itirazı. Burç köşelerini pek okumam, çoğu burçla ilgili de yüzeysel bir fikrim vardır. Fakat en az yengeç sempatikliği kadar, bir “yay burcu gerçeği” vardır benim gözümde.Ey okur, yaysız bir hayat çiçeksiz bir bahçeye benzer! Hiç unutmam bir gün devlet dairesinde bir sırada beklerken -ki çay şıkırtılarıyla sizi hipnotize edip ruhunuzu içinizden çekip alan bir sıraydı- ruhu hem daralan hem kabına sığmayan, o beklemenin içine bile bir oyun sıkıştırmaya çalıştığına tanık olduğum birine dayanamayıp sordum, “Pardon, yay burcu musunuz?” Yay burcunun o en tuhaf sorular karşısında bile gösterdiği rahatlıkla – işte bu harika bir özelliktir!- “Aaa,evet!” demişti. Kendini bu dünyaya teslim etmeyen, yine de teslim olacak bir dünya...

Maç Sayısı (Match Point) - Raskolnikov Londra'da

Woody Allen , filmlerinde karakterlerini konuşturur da konuşturur. (Woody Yay Burcu insanı!) Bu nevrotik karakterler ya terapistlerine dertlenirler, ya da New York sokaklarında, müzelerde, sergilerde, büyük kanvas tabloların önünde, akşam yemeklerinde, kokteyllerde konuşurlar habire. Kimilerine bu lafazanlık fenalık getirir. Oysa tipik nevrotik şehirli insanın kendini fazlaca önemsemesi, kendini anlatma derdidir işte bunlar. Woody ’in karakterlerini kırda bayırda filan göremeyiz, fantezi olsun diye bir piknik yaptıkları bile vaki değildir . Hatta neredeyse New York dışına adım atmazlar. (Atınca da Annie Hall ’deki Alvy gibi sudan çıkmış balığa dönerler. Alvy araba kullanmaz. Sevgilisi Annie'ye de, “ Tek kültürel avantajın kırmızı ışıkta sağa dönmek olduğu bir şehirde yaşamak istemiyorum ,” der) New York, Woody Allen ’ın habitatıdır. Karakterlerinin mutsuzlukları aklıma hep Dostoyevsky ’nin ettiği bir sözü getirir: “ İnsan mutsuzluğunun nedeni mutlu olduğunun farkında olmay...