Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nurdan Gürbilek etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Film Sayıklamaları - Bir Zamanlar Anadolu'da

Filmden sonra hala kendime gelemedim. İşte zihnime üşüşenler: - Çehov ’un Bozkır adlı hikayesi. bir çocuğun gözünden kıvrıla kıvrıla giden bozkır yollarında, bir at arabasının arkasında tıngır mıngır yapılan yolculuk. Öğrencilik yıllarında Mersin’e yapılan yolculuklar. Torosları iple çekerken baka baka hayallere dalınan bozkır. Koca bozkırda yalnız kalmış ağaçlar. (Top gibi olanları da var.) - İnsan icadı bürokrasi ve nurtopu gibi hiyerarşi. Kurgu olduğunu bile bile sadakatle bunlara inancını sürdürebilmek.  - En derin acıların bile paragraf başı yapılarak kayda alınması gerekir.Times New Roman, 12 punto. Sevgili Kafka . - Taşra sıkıntısı ( Nurdan Gürbilek yine:) Güdük kalmış, diri diri gömülen hayatlar. Bantla yapıştırılan telefon ahizesi, sırı dökülmüş ayna, gıcırdayan kapı... Eşyaya dahi sinmiş hayatsızlık. - Yaylada gece vakitleri, havlayan köpekler, rüzgarın sesi, elektrik kesintisi. Gaz lambasında uzayan gölgeler. (Ara ki bir melek bulasın...) ...

mommo / kız kardeşim

Kimi filmler vardır; adını, konusunu unutsanız da size hissettirdiğini unutamazsınız. Mommo , bu hayata kıyısından tutunmaya çalışan iki kardeşin hikayesini anlatıyor. Melodram diline yaslanmadan, sakin sakin anlatıyor. (Kemalettin Tuğcuları ve Ömercikleri hatırladım şimdi. Acıyı anlamadan onu anlatmak mümkün olmuyor sanki.  Dostoyevsky 'ye sormak lazım) Filmden aklımda en çok Ayşe'nin "Abi" deyişi kalıyor. Erkan Oğur ’un filmi "şefkatle" saran yorumu. Toprak yolda ilerleyen bir araba ve bisiklet... Ve kesilen saçlar…Saçın “kimsesiz” olma hali…(Bu saç meselesi çok dokunaklı geldi bana. Çünkü özellikle küçük yerlerde horlanmanın en görünür halidir bir çocuğun saçları.) Kısacık kesilen saçlar, içeriye kıvrılan ayak parmakları, yorganın altına saklanan çocuk hıçkırıkları. Bunların hepsinin hayatta bir karşılığı var. Hayatın iç burkan adaletsizliği ve daha yolun başında yer eden gurur yaraları. Neyse ki teselliler de var. Bir ağacın altına kurul...

Pazar Günlerinin Çocukluğa Açılan Kapısı

Memur çocuklarına Pazar günleri bana taşrayı anımsatır. Taşra sadece küçük şehirlere, muşamba örtülü masalara, çıplak lambalı lokantalara ait değildir.* Taşra, daralan hayattır. Pazar günleri boşalan sokak gibi ıssız kalan hayat, varlığın kendini yoksun hissettiği andır. Bir Çay mı Koysak / Varoluşçu mu Olsak? Pazar günlerine kısaca bir çocukluk travması deyip geçebiliriz. Pazar günü benim için üzerinde bir kış ruhu gezinen orta halli bir aile evidir. Üzerlerinden bir kullanılmamışlık kokusu yayılan misafir odaları, varlığı tozlanmakla tozu alınmak arasında salınan büfeler, (Tezer Özlü’nün o hiç sevmediği) kauçuk ağaçları, cilt numarasına göre dizilmiş Hayat Ansiklopedileri, şekerlikler, küllükler, terlikler, o tektip evler ve hayatlar demektir. Ailecek sırayla yapılan banyolar, bir sobanın yanıbaşında üzerine abanılmış ev ödevleri, sürekli açık olan TV sesi, çamaşır sepeti ve odaya yayılan ütü buharıdır. Hem sürekli bir hazırlık hali hem de asılı ka...