Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Endonezya etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

bali'de sabah

Çocuklukta genellikle akraba ya da yakın aile dostlarının evlerine yapılan yolculuklar vardır, sabahları başka bir yatakta uyanılan. O sabah yeni bir duygu olur içinizde. Uykunun buğusu yavaş yavaş çözülürken bir yabancılık hissiyle doğrulursunuz, bir süre etrafınıza bakınırsınız. O sabah küçük de olsa mucizevi bir şeylere tanık olacağınızı bilirsiniz. Çocukken başka bir kahvaltı sofrası bile beni sevindirmeye yeterdi.  İzmir'de bir akraba evinde sofraya getirilen kekikli, zeytinyağlı, küçük doğranmış domatesler (bizde o zaman z.yağı konmazdı ve domatesler iri doğranırdı) mesela, bana mucizevi gelmişti. Ertesi kahvaltıyı iple çekmiştim.  Bir de yolcu romantizmi vardır. Her şeyi farklı bir ışık altında görüp koklarsınız, gönül insanı olursunuz, gözünüzde bir damla yaş:) Proust görse sizi kıskanır. Bir manolya ağacının yanından farklı adımlarla yürürsünüz. İşte o sabah, ben de o saftirik neşeyle uyanıyorum. Ubud 'daki ilk sabahım! Gec...

bali'de bir nokta - ubud

Ubud ’un* Junjungan köyü yakınlarındayım. Haritada bir nokta! Pirinç tarlalarının, muz, vanilya ve hindistan cevizi ağaçlarının ortasında bir yer.  İnsanın kendini birden başka bir evrende bulması ne acayip! Çayın ve peynirin birden hayatından çıkması (ikisi de çok mühim!), sabah uyandığında o bildik ağırlıkla birlikte dünü bugünü ve yarını birbirinin aynı kılan bir tekrardan uzaklaşmak. Gezerken dolaşıksız bir sevinçten bahsetmek çok iddialı olur belki ama bir hafiflik geliyor bana, gündelik hayatımda çok da tanışık olmadığım bir hafiflik. Anneannem ne zaman bir yerlere gezmeye gideceğimi söylesem “rezillik”, (hatta “i-rezillik”) der.  Onun sözünü doğrularcasına geldikten sonra rahatsızlandım, betim benzim soldu, iki gün pirinç lapasına talim ettim. Yine de kediler gibi kaldığım odanın köşelerini koklayıp, canlılarıyla tanışmayı ihmal etmedim. Odada ara ara öten ama henüz göremediğim gekoyu “ eski dostum kertenkele ” deyip bağrıma bastım. Yüksek çatının ahşap dir...

bir tren yolculuğu

Çocukken küçük bir taşra şehrinde pazar günleri kardeşimle ben, babamla birlikte istasyona gidip gelen geçen trenleri seyrederdik. Akla malum hayvanları getiren bu eylem, bizim için de büyük bir eğlenceydi o zaman. Trenlere el sallayan çocuklardan biriydim ben de. (Bu eller, dünya çocuklarının bir evrenselidir,  narin çiçek sapları gibi sallanır gelip geçene.) O günlerden bu yana ne zaman bir tren görsem (" bir tren sesi duymaya göreyim ") iç çekerim, yolculuk heyecanı içimde titreşir. Şafak vaktinde, dünya ıssızken çıkılan bir yolculuğu hayal ederim. Trenle dünyayı gezmek isterdim. Bunun anlamı geniş bir zaman elbette. Trenin insanı öyle teselli eden bir yanı var, zamanı pışpışlar, dünyayı sizin için biraz yavaşlatır. Yukarıdaki fotoğraf   Yogyakarta-Jakarta arasında yapılan tren yolculuğundan. Kitap, çay ve tren! Daha güzel bir üçlü olabilir mi? Eh, çayı şekerli getiriyorlar Endonezya'da ama olsun. İçtiğim en keyifli çaylardan biriydi. T...