Kayıtlar

Kasım, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

şehirler, mevsimler, kitaplar...

Resim
* Milena'ya Mektuplar'ın kapağından Philip Roth, bir kitabı iki haftadan uzun bir sürede okursanız o kitabı tam anlamıyla okumamış sayılırsınız, diyor. (Geçmiş Zamanın Peşinde ile helalleşeyim o zaman şimdiden.) Elbette doğruluk payı var bu sözde, yine de şu kurşuni kış gününde insanı bir parça üzüyor. En az, ömrünün kitaplığındaki kitapları okumaya yetmeyeceğini bilmek kadar! Tipik bir kış ruh hali içinde olanları bilhassa...
Bazı kitapların mevsimlerinin olduğuna inanıyorum. Daha önce de sözetmiştim. Uğultulu Tepeler kasvetiyle üzerinize çöken, baştan sona içinde sert bir rüzgar esen bir kış romanıdır bana göre. Uyku Tanrısının Evi, Anna Kavan'ın diğer romanı Buz gibi size bir battaniye altına sığınma isteği veren, “üşüten” bir kitaptır. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’ya elim nedense hep kış günlerinde gider, bence içinde bir kış yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Bir Kış Günü Öğleden Sonra'da kışın apansız bulutlar arasında çıkıveren güneş hikayenin merkezindedir ve okuduğum…

çocukluğa teyelli çarşı hikayeleri - II

Resim
*Lisbon'da bir tuhafiye Evde Burda dergileri ve dikiş makinası tıkırtısı ile büyümüş olanlar, çocukluklarının bir döneminde kendilerini kuzenleriyle Dalton kardeşler gibi bir örnek, acayip kıyafetler içinde bulanlar bilir. Dikiş dikmek demek muhakkak bir makara, düğme, çıtçıt, iğne ihtiyacı demektir. Dikiş dikmek hep bir şeylerin bir şeylerle uyumunu bulmaya çalışmaktır. O yüzde sökülür dikilir tekrar sökülür tekrar dikilir. Dikiş dikmek bir derviş sabrı gerektirir.  O yüzden kumaşa iğnelenmiş patron kağıtları, kağıtların üzerindeki sabundan incecik çizgiler, teyeller eviçindeki çocukluk coğrafyamın önemli bir kısmını oluşturur. Kat kat açılan dikiş kutusu ve içinde çikolata gözüyle baktığımız rengarenk düğmeler biz çocukların ağzını pek sulandırırdı. Ve tabii tuhafiye gezileri...
Tuhafiye dükkanlarının üzerine tozlu bir ışık düşerdi (sahiden!) ve içerisinin dışarıdan ayrı, tuhaf bir sessizliği, kokusu, ağırlaşmış bir zamanı olurdu. O dükkanlar ayrı bir evrendi. İçinde tela, su…

beyhude

Resim
Bienalde görüp en çok sevdiğim işlerden biri bu oldu: Clara Ianni'nin "Soyut Emek" isimli işi.

Soyut emeği bir tarafa bırakalım şimdilik. Soyut sanatla genel olarak utangaç bir tanışmamız vardır. Hani çocukken misafirliğe gidip mahçupluktan oturduğun yerde ayak parmaklarını içe kıvırıp kih kih gülersin ne yapacağını bilmeden. Soyut sanatla ilişkimizi ben buna benzetiyorum. Karşısında yetersizlik, mağlubiyet, ardından başgösteren uzaklaşma ve hatta horgörü gibi karmakarışık duygularla kalabiliyoruz. O yüzden o işi görüp de en azından gülmek, ya da hakkında espri yapmak bile bana  iyiniyetli bir yakınlaşma, "kur yapma" isteğini gösteriyor.

Fakat bazı işler var ki bu utangaçlığı anında silip atıyor, doğrudan size bir şey söylüyor, söylemek ne kelime adeta haykırıyor. Bu kürek de benim için öyle oldu. Ianni, Marks'ın soyut emek fikrinden yola çıkmış. Röportajında, "Üretmek adına çalışmıyoruz artık. Bir anlamda, "iş" adı altında insanların yaptı…

Nadir ve Simin - Bir Ayrılık

Resim
Hayatın büyük kısmı hayhuyla geçiyor. Güneşte uzanan kertenkele olmayı yeğlerim bu hayhuya. Sinema dergisindeki bir röportajında okudum. "Zamandan nefret ediyorum," diyor Woody Allen. Carson McCullers'ın deyişini hatırlatıyor. McCullers zaman için "dünyayı yöneten koca aptal" demiş When We Are Lost şiirinde.
Ashgar Farhadi'nin filmini yazmak istiyorum ne zamandır. Yazmak istenenler zaman bulamayınca insanı dürtüp duruyor. (Sürekli ağzının kamaşması ve hiç erik yiyememek gibi bir şey yani.) Sanırım Bir Ayrılık bu yıl en çok etkilendiğim filmdi. Etkilendiğim İran filmlerinde bir ortaklık var. Hepsi küçük bir hikayeden yola çıkıp yolda karşısına çıkan şeylerin cazibesine fazla kapılmadan, kendi güzelliğinden de sarhoş olmadan, sahici karakterlerle sadelikle ve incelikle meselesine odaklanıyor.

Bu film de sosyoekonomik açıdan farklı iki aile üzerinden sınıfsal çatışmalar, vicdan, kötülük, cinsiyet, inanç temalarıyla hayatın düğümlerini (ve bizi nasıl düğümlediğ…