Ana içeriğe atla

Kayıtlar

yaz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

sessizlik

gecelerikolayuyuyamayanlara... Bazen her yanın ağrır gibi sesler birikir üzerinde. O zaman bir iç mekana, sessizliğe çekilirsin, işitilmeyen seslerin yanına. Sessizliğin de eski kitaplar gibi şifa verici bir yanı vardır. Kimileri bir şeyler dağılmasın diye sürekli ses çıkarmak zorundadır. Bir şeyleri kovmak, kaçırmak, kendini korumak için. Barthes ’ın dediği gibi “ söyleme mecburiyeti *”. Sessizlik de eşit dağıtılmamıştır. Sessizlik duymadığın sesleri işitme hali. Kulağını salyangoz kabuğuna dayar gibi. Gündelik seslerin gürültüsünde boğulmuş o “narin” sesler, sessizliği incitmez, onun içinde kendine kolayca bir yer bulur.  Kırda bir yaz gecesi sessizliği. Geceleri pencereni açık bırakarak yatarsın ve o gece sessizliği, gece sesleri içinde uykuya dalarsın. Cırcır böcekleri, nadir ötüşler, komşu evlerdeki bir rüzgar çanı, rüzgarın ağaçlardaki sesi, yapraklar, uzaklarda kıyıya vurduğunu duyduğun dalgalar, evlerin o işitmediğin kımıldanışları, doğramaların hafif...

bir yaz gecesi eğer bir yolcu

Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. F eysbuk diliyle “complicated”.  Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel. Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights* Fotoğraflar Sevilla 'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla ,  sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının al...

temmuz'da doğmak/ölmek bir de ağaçlar, kuşlar, kediler, çekirgeler, denizler

Yazın nefes alışı değişiyor insanın. Dolayısıyla hayatının ritmi, yazıları da değişiyor. Kesik kesik, soluyarak, çok sıcaksa hayatta kalmaya çalışarak yazılıyor yazılar. Ya da yazılmıyor. Hissedilip yazılmayan, doğmamış yazılara karışıyor. Ne oluyor peki o yazılara, hissedip aktaramadığımız yazılar yine bir gün gelip bizi buluyor mu yoksa hepten unutuluyor mu? Zor bir temmuz ayıydı. Vardır öyle günler, vardır öyle aylar, hatta vardır öyle ömürler. Hastanede -refakatçi olarak- zaman geçirince bu dünyanın adil bir yer olmadığını daha iyi anlıyor insan. Oradan dışarı bakınca yalancı da olsa bir “ Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi ”. Aslında o gözümüzden kaçan hayvanlar; kargalar, kaplumbağalar, kazlar da dışarıdaki dünyanın refakatçileri. Kimse bilmez kimse duymaz. İnsanın hastanelerde yaşatılmaya çalışılmasında gerçek olmayan bir şeyler var. Dışarıda onu öldürmek için bunca çaba harcanıyorken... Şimdi şu dinlediğim şarkı, “ben bir denizim” diyor. Dinlerken ben değil de herhangi b...

şehirler, mevsimler, kitaplar...

* Milena'ya Mektuplar 'ın kapağından Philip Roth , bir kitabı iki haftadan uzun bir sürede okursanız o kitabı tam anlamıyla okumamış sayılırsınız, diyor. ( Geçmiş Zamanın Peşinde ile helalleşeyim o zaman şimdiden.) Elbette doğruluk payı var bu sözde, yine de şu kurşuni kış gününde insanı bir parça üzüyor. En az, ömrünün kitaplığındaki kitapları okumaya yetmeyeceğini bilmek kadar! Tipik bir kış ruh hali içinde olanları bilhassa... Bazı kitapların mevsimlerinin olduğuna inanıyorum. Daha önce de sözetmiştim . Uğultulu Tepeler kasvetiyle üzerinize çöken, baştan sona içinde sert bir rüzgar esen bir kış romanıdır bana göre. Uyku Tanrısının Evi , Anna Kavan 'ın diğer romanı Buz gibi size bir battaniye altına sığınma isteği veren, “üşüten” bir kitaptır. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ’ya elim nedense hep kış günlerinde gider, bence içinde bir kış yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Bir Kış Günü Öğleden Sonra'da kışın apansız bulutlar arasında çıkıveren güneş hikayenin mer...

bir yaz gecesi rüyası

özgür'e yüzlerce kırmızı balon! Hayatın hafiflediği zamanlar var, Hayatın hafifleyip, ipeksi bir yaz elbisesine dönüştüğü zamanlar. Bu zamanlara ihtiyacımız var. Yoksa zamanla çoğalan, ayağımıza takılan, bizi ağırlaştıran yükler var. Üniversitede iken birer küçük Sisyphos gibi hissedip öyle davranmak çok hoşumuza giderdi. Hayatın tüm taşları bize taşıtılıyormuş gibi. Biraz da filmlerden araklanan roller olsa gerek. Juliette Binoche ’nin (dokunaklı bir flüt sesi eşliğinde) uzaklara bakan hüzünlü yüzü bize hepsinden anlamlı gelirdi. Hayatın anlamlı olanı hüzünlü olanıydı. Fransız aktrisleri uzaklara ne güzel bakıyorlardı. Melankoliyle hala aramızdan su sızmaz ama hayatın hafiflediği zamanların kıymetini daha iyi biliyorum artık. Her şeye biraz daha kaygısız bakabildiğimiz zamanların. Gece esintisi, şenlik ateşini andıran şehir ışıkları, sokak çalgıcıları, yasemin kokusu, arkadaşlarla gece göğü altında yapılan sohbetler, sokaktakilerle akrabalık. Evlerle sokağın arasınd...