Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Federico Garcia Lorca etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

granada'da sonbahar

Bugün sakin bir gündü. Telaşssız, merasimsiz. Soğuk algınlığı bahanesiyle evde kediler ne yapıyorsa onu yaptım. Oh be dedim, hayat varmış. Çay güzel, tembellik güzel. Ben daha ağaçlara, yapraklara, bulutlara filan bakamadan sonbahar bitti. Ben de eski fotoğraflara baktım biraz. Her zamanki gibi  Granada 'nın sonbahar fotoğraflarında takıldım kaldım. Bazı şehirlerde takılıp kalıyorum. Bilen bilir:) Fotoğraflar 2010 sonbaharından. Şehirle flört zamanlarımız. Bir yandan ondan hoşlanıyorum, bir yandan da geceleri sürpriz bir şekilde bastıran soğuğuna, akşam bir türlü açılmayan lokantalarına filan söyleniyorum. Üzerine de fazla düşmüyorum yani :) Derken bir şey oluyor. Bir süre yaşadıktan sonra... Sıcakla arası hiç olmayan ben, yazın 40 derece kuru sıcağına, tozu dumana katan metro inşaatına filan tek laf etmiyorum. "Büyük şehir" Sevilla 'ya burun kıvırıyorum, sabah onda açılıp öğlen birde (evet birde!) kapanan balıkçıyı bağrıma basıyorum. Varsın olsun, dükkanlar...

lorca'nın evi

Meyve ağaçları arasında bir ev. Yaz başında gidiyorum, dallardan salkım salkım yeni dünyalar sarkıyor. Şairin “ yeni dünya l ar "la çevrili evi. Nar, erik, elma, ayva, incir ağaçları. Erikler var; sert, ekşi erikler... Dayanamayıp birkaç tane koparırken bir adam geliyor. Bana kızacağını düşünüyorum ama adam gülerek elini karnına götürüyor, karnını ovuşturarak "Erikler daha olmadı, şimdi yersen miden ağrır", diyor. Bilmez miyim, ama bizde böylesi makbul. Elimde Lorca 'nın bütün şiirlerinin olduğu (çev. Erdoğan Alkan) bir antoloji var. Şiirlerinde ağustos böcekleri, kertenkeleler geziniyor. ("Timsah parmakçocuğu" diyor Lorca kertenkelelere.) Sarmaşıklar, ıtırlar, ısırganlar, kırlangıçlar, serviler, mersinler. Örümceğin gerdiği ipek yollar. Komşu mutfağın tenceresinde kaynayan portakallar. Manolyalar, tatlı güneşler, yersiz yurtsuz esintiler. Cüce yeller. Sivrisinekler. Ve Serüvenci Bir Salyangozun Yolda Rastladıkları . Salyangoz: "Pa...

zeytin ve ispanya

Türkiye'de kahvaltıda zeytin yendiğini söylediğimde dil sınıfındaki herkes hayrete düşüyor. İspanyolca hocası çılgın Emilia, abartılı mimikleriyle durumu kavramaya çalışıyor: "Bir dakika, şimdi burada ekmek, burada zeytin, burada kahve ya da çay. Yani nasıl oluyor?" diye soruyor. "Deneyin, çok güzel oluyor," diyorum. Zeytin, Arapça kökenli pek çok ortak kelimeden biri. İspanyollar "aceituna" (aseytuna) diyor. Arapçadan geçen bazı kelimeleri -sanırım anlamlarının da etkisiyle- çok şiirsel buluyorum. A zahar (portakal çiçeği),  naranja (portakal ağacı), granada (nar), a zafran (safran), alcantarilla ( küçük köprü)...   Lorca Atlının Türküsü 'nde "Torbamda zeytin kara" dese de burada siyah zeytinler nerede saklanıyor bilmiyorum. Daha çok yeşil zeytin görüyorum. Lokantalarda genellikle yemekten önce ikram ediliyor ya da tapa (meze) olarak yeniliyor. Minnacık yeşil zeytinler özellikle çok lezzetli. Burada tabağımdaki zeytin çekirde...

Endülüs'te bahar

Kimilerine sevinç kimilerine sıkıntı getiriyor bahar. Ben bahar herkese iyi gelir sanırdım. (Öyle olmazmış, arkadaşım Ş. söyledi.) Bu bahar bana daha çok şaşkınlık getirdi sanırım... Ne zamandır büyük şehrin uzağında bir mevsimi karşılamamışım.  Endülüs  coğrafyasında bahar beni çarptı! Buraya adım attıktan sonra kendimi doğanın kucağına düşüvermiş buldum ve ondan başka bir şey de düşünmez oldum. İstanbul'da olsam şu sıralarda harıl harıl festival filmlerini çalışıyor olurdum. Burada sinema aklıma gelmiyor bile. İstanbul'a da güzel gelir bahar, etraf çiçeklenir, şenlenir ama ne zamandır bu kadar dolaysız bir tanıklık yaşamamıştım. Bana kaderimin bir oyunu mu bu?  Endülüs  günlerimin beni sinemanın güzide dünyasından koparıp bir portakal fetişisti yapacağını nereden bilebilirdim? (Lütfen Freudyan yorumlardan sakının!) Endülüs İspanya'nın mağrur taşrası. Buradakiler işsizlikten, para kazanamamaktan şikayetçi. Ama Granadalılar ...