Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Woody Allen etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

bir ozu filminde mahsur kalıp yeşil çay içmek

"Yeni yılda yeni bir şey bulamamanın kederi," demişim ve öylece boynu bükük kalmış yazı....      İnsan olmak bazen ağır bir şeye dönüşüyor. Kendi hayatın var, sevdiklerinin, tanıdıklarının hayatı var. Kedilerin, güvercinlerin, tilkilerin ve hiç tanımadığın bilmediğin insanların hayatı. Birden   bu en uzak çemberde bir yangın çıkıyor, bir zelzele oluyor, birileri sessizce ve topluca ölüyor. O büyük şair ormanında ağaçlar yıkılıyor. Bir şeyler insan sabrını zorlarcasına, acımasızca tekrar ediyor. Vicdanlar sınanıyor, insan olma serüveni düşe kalka yoluna devam ediyor. Yazı burada sona eriyor... Bir Araba Alarmından Yeşil Çaya  Öğleden sonra durmamacasına bir araba alarmı öttü. Kuşu, böceği, dalı tehdit olarak algılayan paranoyak bir araba alarmından daha korkunç şeyler var elbette. Ama bu da "gündelik hayatın eziyetleri" başlığında ön sıralarda yerini alabilir. Susan Sontag , “ Modern yaşamın tüm koşulları elbirliğiyle duyumsal yetilerimizi...

yay burcuna güzelleme...

Hiçbir şeyden çekmedi şu Merkür’den çektiği kadar... Ne zaman burçlarla ilgili konuşmaya başlasam, pozitivizm neferi Clezio bana takılır, bunun bilimsel olarak saçmalığını ispatlamaya çalışır. Tipik bir Y engeç burcu olduğundan sevimli bir inatçılık taşır itirazı. Burç köşelerini pek okumam, çoğu burçla ilgili de yüzeysel bir fikrim vardır. Fakat en az yengeç sempatikliği kadar, bir “yay burcu gerçeği” vardır benim gözümde.Ey okur, yaysız bir hayat çiçeksiz bir bahçeye benzer! Hiç unutmam bir gün devlet dairesinde bir sırada beklerken -ki çay şıkırtılarıyla sizi hipnotize edip ruhunuzu içinizden çekip alan bir sıraydı- ruhu hem daralan hem kabına sığmayan, o beklemenin içine bile bir oyun sıkıştırmaya çalıştığına tanık olduğum birine dayanamayıp sordum, “Pardon, yay burcu musunuz?” Yay burcunun o en tuhaf sorular karşısında bile gösterdiği rahatlıkla – işte bu harika bir özelliktir!- “Aaa,evet!” demişti. Kendini bu dünyaya teslim etmeyen, yine de teslim olacak bir dünya...

beyhude

Bienalde görüp en çok sevdiğim işlerden biri bu oldu: Clara Ianni ' nin "Soyut Emek" isimli işi. Soyut emeği bir tarafa bırakalım şimdilik. Soyut sanat la genel olarak utangaç bir tanışmamız vardır. Hani çocukken misafirliğe gidip mahçupluktan oturduğun yerde ayak parmaklarını içe kıvırıp kih kih gülersin ne yapacağını bilmeden. Soyut sanat la ilişkimizi ben buna benzetiyorum. Karşısında yetersizlik, mağlubiyet, ardından başgösteren uzaklaşma ve hatta horgörü gibi karmakarışık duygularla kalabiliyoruz. O yüzden o işi görüp de en azından gülmek, ya da hakkında espri yapmak bile bana  iyiniyetli bir yakınlaşma, " kur yapma " isteğini gösteriyor. Fakat bazı işler var ki bu utangaçlığı anında silip atıyor, doğrudan size bir şey söylüyor, söylemek ne kelime adeta haykırıyor. Bu kürek de benim için öyle oldu. Ianni , Marks 'ın soyut emek fikrinden yola çıkmış. Röportajında , " Üretmek adına çalışmıyoruz artık. Bir anlamda, "iş" adı altında in...

Nadir ve Simin - Bir Ayrılık

Hayatın büyük kısmı hayhuyla geçiyor. Güneşte uzanan kertenkele olmayı yeğlerim bu hayhuya. Sinema dergisindeki bir röportajında okudum. "Zamandan nefret ediyorum," diyor Woody Allen . Carson McCullers 'ın deyişini hatırlatıyor. McCullers zaman için " dünyayı yöneten koca aptal " demiş When We Are Lost şiirinde. Ashgar Farhadi 'nin filmini yazmak istiyorum ne zamandır. Yazmak istenenler zaman bulamayınca insanı dürtüp duruyor. (Sürekli ağzının kamaşması ve hiç erik yiyememek gibi bir şey yani.) Sanırım Bir Ayrılık bu yıl en çok etkilendiğim filmdi. Etkilendiğim İran filmlerinde bir ortaklık var. Hepsi küçük bir hikayeden yola çıkıp yolda karşısına çıkan şeylerin cazibesine fazla kapılmadan, kendi güzelliğinden de sarhoş olmadan, sahici karakterlerle sadelikle ve incelikle meselesine odaklanıyor. Bu film de sosyoekonomik açıdan farklı iki aile üzerinden sınıfsal çatışmalar, vicdan, kötülük, cinsiyet, inanç temalarıyla hayatın düğümlerini (ve bizi ...

şiir - "somewhere i have never travelled"

Maç Sayısı ile ilgili yazarken aklıma en sevdiğim Woody Allen filmlerinden olan Hannah and Her Sisters ve e.e.cummings 'in bir şiiri geldi. Filmde, Michael Caine' in, Barbara Hershey 'e ilan-ı aşkı bu şiir aracılığıyla oluyordu. Caine , Hershey 'e cummings 'in bir kitabını hediye edip eve gidince bilmemkaçıncı sayfadaki şiiri okumasını istiyordu. "O şiir bana seni hatırlatıyor." İçinden güller, şehirler, dereler geçen bir şiir... SOMEWHERE I HAVE NEVER TRAVELLED somewhere i have never travelled, gladly beyond any experience, your eyes have their silence: in your most frail gesture are things which enclose me, or which i cannot touch because they are too near your slightest look easily will unclose me though i have closed myself as fingers, you open always petal by petal myself as Spring opens (touching skilfully, mysteriously) her first rose or if your wish be to close me, i and my life will shut very beautifully, suddenly, as whe...

Maç Sayısı (Match Point) - Raskolnikov Londra'da

Woody Allen , filmlerinde karakterlerini konuşturur da konuşturur. (Woody Yay Burcu insanı!) Bu nevrotik karakterler ya terapistlerine dertlenirler, ya da New York sokaklarında, müzelerde, sergilerde, büyük kanvas tabloların önünde, akşam yemeklerinde, kokteyllerde konuşurlar habire. Kimilerine bu lafazanlık fenalık getirir. Oysa tipik nevrotik şehirli insanın kendini fazlaca önemsemesi, kendini anlatma derdidir işte bunlar. Woody ’in karakterlerini kırda bayırda filan göremeyiz, fantezi olsun diye bir piknik yaptıkları bile vaki değildir . Hatta neredeyse New York dışına adım atmazlar. (Atınca da Annie Hall ’deki Alvy gibi sudan çıkmış balığa dönerler. Alvy araba kullanmaz. Sevgilisi Annie'ye de, “ Tek kültürel avantajın kırmızı ışıkta sağa dönmek olduğu bir şehirde yaşamak istemiyorum ,” der) New York, Woody Allen ’ın habitatıdır. Karakterlerinin mutsuzlukları aklıma hep Dostoyevsky ’nin ettiği bir sözü getirir: “ İnsan mutsuzluğunun nedeni mutlu olduğunun farkında olmay...