Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İyi çeviri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

New York'ta bir otel odası

Bir kitapçıdaki (Politcs & Prose) kartpostallardan... Blogdan uzak kalmak evden ayrı kalmak gibi. Yabancı bir şehirde, bir otel odasında bile blog için yazarken kendimi tamamen evimde hissediyorum sanırım. İyice yerleşmişim anlaşılan buraya;) Kendimi içine bıraktığım bir istiridye kabuğu…Yazamadığım zamanlardaysa aklımın bir köşesinde, ona kavuşacağım anı bekliyorum, kafamdan yazılar yazıyorum, çoğu uçup gidiyor. Blogdan da evden de uzağım ne zamandır. Uzun bir ayrılıktan sonra eve dönmeyi seviyorum. Kapıyı o ilk açtığımda bulduğum sessizliği, o dilsiz ve sakin dünyayı seviyorum. Evimi çok özlüyorum. Her seferinde daha da çok sanki. Eşyaların gizli hayatını düşünüyorum. Evde kendi kendine soluk alıp veren eşyalar… Sizden habersiz bir hayat sürüyorlar. Koltuk kendi kendine eskiyor, rafların üzerinde toz birikiyor, pencere her gün biraz farklı bir akşam güneşini görüyor, bir bitki boynunu büküyor. Bu gizli hayatla birlikte sanki aranıza bir mesafe giriyor. Kediler bi...

aşktan söz etmeyen mektuplar ve nisan

Nisan en zalimi ayların diye başlıyor “ Çorak Ülke ” şiiri. Ne zalim bir şiir diye düşünüyor insan en başta. Nisan en güzel ay! En zalim aydır Nisan, çıkartır Leylakları ölü topraktan, karar Bellekle arzuyu, karıştırır Kasvetli kökleri bahar yağmuruyla. Sıcak tuttu bizi kış, örterek Yeryüzünü unutkan karla, besleyerek    Bu güzel havalarda içimden sadece o anı yaşamak geliyor. Vapurda giderken sadece vapuru ya da suyu düşünmek (Bir arkadaşımın kedisi var, adı Vapur. Aklıma geldi şimdi.) yürürken çiçekçi kadınları, kaldırımları, ikindi çayını. “ Pencere, en iyisi pencere ” şiiri gibi. Sadece pencere, perdelerin havalandığı bir pencere! Çiçekli düşünceler işte.   Zoo, Aşktan Söz etmeyen Mektuplar ’ı okuyorum. Viktor Şklovski'nin, sürgün günlerinde Berlin’den yazdığı mektuplar.  “ Sen benim oturduğum kentsin, ayın ve günün adısın sen ,” diyor adam. “ Aşkın beni yaralıyor. Günün birinde beni yaralayacaksın sen. Çünkü bu...

bir okuma serüveninden notlar

Parklarda, çimenlerin üzerinde, bir taş duvarda kendilerinden geçmiş bir halde kitap okuyanlara hep özenirim ama bunu beceremem pek. En son bir müzede okuduğu kitaba dalmış, adeta “kitap okuyan kız” heykeline dönüşmüş biri gördüm. Karşısında biri de oturmuş onun resmini yapıyordu. Bir süre hayranlıkla onları izleyip kafamda ikisini de içine alacak bir resim hayal ettim. Bense açık havada doğru dürüst kitap okuyamam. Bir sayfa okuyup etrafı seyre dalarım. Üzerime tatlı bir tembellik gelir. Dış dünya kolumdan çekiştirir. Çekirdek çitleyenler, kuşlar, vapurlar (vapurlar??)... Deniz kıyısında “Bu Bir Pipo Değildir”le başlayan kitap okuma girişimlerim de hüsran doludur. zaten yol yakınken bu serüveni Proust’la sonlandırdım. Anısına kitap aralarına kaçan kumlardan bir kum havuzu yaptım. “Fotoğrafın orta yerinde sardunyalar var, salkım çiçekleriyle birlikte, mevsimlerden yaz, beş buçukta içilen mate, dikiş makinası, terlikler, hastalıklar ve ailevi sıkıntılarla ilgili usul usul edilen...

"Onca Yoksulluk Varken" (Romain Gary) - Şemsiyeleri Sevmek

Özel bir bağ kurduğun bir kitap var mı deseler herhalde ilk önce “Onca Yoksulluk Varken” derim. (Kırmızı Balon bir de!) Geçen akşam, kitabı elime aldığımda birden aklıma öğrenciyken eve dönülen yaz tatilleri, yaz gecelerinde tuhaf bir sessizliğin içinde terasta okunan kitaplar geldi. Okumaktan sayfaları dağılmış, güçlükle ayakta duran, (kim demişti?)“içinde epey yürüyüşlere çıkılmış” bir kitap. Çok kere okudum. Okumakla da kalmadım, o zaman kimi bulursam da okuttum. Solgun ve sargılı hali biraz da o yüzden... 10 yaşında (ya da kendini o yaşta zanneden) ağzı bozuk bir Arap çocuğu Momo . Paris’in yoksul fahişelerinin, travestilerinin, göçmenlerin yaşadığı Belleville’de oturuyor. Yahudi bir kadının, Madam Rosa ’nın evinde kalıyor. Annesini tanımıyor, bir annesi olması gerektiğini ise sonradan öğreniyor. Diğer fahişelerin sahipsiz çocukları gibi Momo ’ya da Madam Rosa bakıyor. Momo’nun asıl adı Muhammed ama Madam Rosa ona “ Momo ” diyor. Madam Rosa da Momo ’nun annesi gibi, bir za...