Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bahar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

aşktan söz etmeyen mektuplar ve nisan

Nisan en zalimi ayların diye başlıyor “ Çorak Ülke ” şiiri. Ne zalim bir şiir diye düşünüyor insan en başta. Nisan en güzel ay! En zalim aydır Nisan, çıkartır Leylakları ölü topraktan, karar Bellekle arzuyu, karıştırır Kasvetli kökleri bahar yağmuruyla. Sıcak tuttu bizi kış, örterek Yeryüzünü unutkan karla, besleyerek    Bu güzel havalarda içimden sadece o anı yaşamak geliyor. Vapurda giderken sadece vapuru ya da suyu düşünmek (Bir arkadaşımın kedisi var, adı Vapur. Aklıma geldi şimdi.) yürürken çiçekçi kadınları, kaldırımları, ikindi çayını. “ Pencere, en iyisi pencere ” şiiri gibi. Sadece pencere, perdelerin havalandığı bir pencere! Çiçekli düşünceler işte.   Zoo, Aşktan Söz etmeyen Mektuplar ’ı okuyorum. Viktor Şklovski'nin, sürgün günlerinde Berlin’den yazdığı mektuplar.  “ Sen benim oturduğum kentsin, ayın ve günün adısın sen ,” diyor adam. “ Aşkın beni yaralıyor. Günün birinde beni yaralayacaksın sen. Çünkü bu...

leonard cohen'le bir gece yarısı

Onunla tanışmamızı hatırlıyorum. Dikmen, Keklikpınarı. İçinde hakim kış rüzgarlarının gezindiği bir öğrenci evi, bir imkansızlıklar coğrafyası. Banyoda iplik gibi akan (ve asla ılık olamayan) kaynar su, gıcırdayan kapı, damlayan musluk. Emine bir ikindi vakti getiriyor, simitlerle birlikte. Oturup dinliyoruz tıp tıp tıp mutfakta damlayan su sesinin eşliğinde. Ben bir yandan dökülen susam tanelerini parmağımın ucuyla topluyorum. Ne tuhaf adam! Simit, Ankara simidi. Suzan takes you down to her place near the river... Günbegün evin duvarlarına sızıyor sesi. Ankara'ya yağmur yağıyor. Cohen dinleyerek proje yapıyorum bir gece yarısı. Çalışma lambasının ışığında, Ankara'nın yağmurda dağılan uzak ışıklarının arasında camdan yansıyan uykusuz bedenimi görüyorum. Cohen gecenin kaskatı omuzlarını gevşetiyor mırıl mırıl. Afrikalı Leo ’yu okuyorum. (O sıralarda birinci vazifemiz kederli bir duruş, ikinci vazifemiz Maalouf okumak) Ben okuyorum, Cohen mırıldanıyor, Leo geziyor....

Endülüs'te bahar

Kimilerine sevinç kimilerine sıkıntı getiriyor bahar. Ben bahar herkese iyi gelir sanırdım. (Öyle olmazmış, arkadaşım Ş. söyledi.) Bu bahar bana daha çok şaşkınlık getirdi sanırım... Ne zamandır büyük şehrin uzağında bir mevsimi karşılamamışım.  Endülüs  coğrafyasında bahar beni çarptı! Buraya adım attıktan sonra kendimi doğanın kucağına düşüvermiş buldum ve ondan başka bir şey de düşünmez oldum. İstanbul'da olsam şu sıralarda harıl harıl festival filmlerini çalışıyor olurdum. Burada sinema aklıma gelmiyor bile. İstanbul'a da güzel gelir bahar, etraf çiçeklenir, şenlenir ama ne zamandır bu kadar dolaysız bir tanıklık yaşamamıştım. Bana kaderimin bir oyunu mu bu?  Endülüs  günlerimin beni sinemanın güzide dünyasından koparıp bir portakal fetişisti yapacağını nereden bilebilirdim? (Lütfen Freudyan yorumlardan sakının!) Endülüs İspanya'nın mağrur taşrası. Buradakiler işsizlikten, para kazanamamaktan şikayetçi. Ama Granadalılar ...