Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar
Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. Feysbuk diliyle “complicated”. Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel.
Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights*
Fotoğraflar Sevilla'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla, sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının altında hoyrat bir Latin Amerika talanı hikayesi gizli olsa da güzel bir şehir. Brecht demiş ya, bir tahtırevallinin iki ucu işte.
Geçen yıl, Granada’ya bizi ziyarete gelen arkadaşlarımızla gitmiştik. Uzun bir günün sonunda otele gidip çocuklu arkadaşlarımızı yatırdıktan sonra geç bir saatte Clezio ile kaçıp geceye karışmıştık. Gece çok güzeldi. Sevilla’nın o yaz kalabalığından ve bunaltıcı sıcağından kurtulmuştu sokaklar. Şehrin, gözleri oyuk grotesk heykelleriyle, asırlık hayaletleriyle baş başa kalmıştık. Etrafta tek tük gececiler, çöp arabaları....Gecenin derinleştirdiği güzel bir yalnızlık hissiyle yürüdük sokaklarda, nehir kıyısında. Nehrin rengine, şehir ışıklarına baktık. Aklıma o çok sevdiğim Köprü Üstü Aşıkları geldi elbette. Bazen oluyor bu, kendimizi, bir kıyamet sonrası, dünyada kalakalmış iki hayal, başıboş iki çocuk gibi hissediyorum. Toronto’da parka bakan çatı katında oturuyorken kar yağdığında şehir öyle bir sessizliğe gömülürdü ki dışardaki dünya dolusu karın sadece bizim adımlarımızla bozulacağı hissine kapılırdım. Yazı, gitgide bir Paul ve Virginie hikayesine dönüşmeden duruyorum burada. Gece güzeldi diyelim öyleyse. Bazen insan, aslında dünyada her şeyin altından kalkılabileceği duygusuna kapılır. Bir yaz gecesine yakışan türden bir rüya işte. Bir yaz gecesi rüyası...
Geçen yıl, Granada’ya bizi ziyarete gelen arkadaşlarımızla gitmiştik. Uzun bir günün sonunda otele gidip çocuklu arkadaşlarımızı yatırdıktan sonra geç bir saatte Clezio ile kaçıp geceye karışmıştık. Gece çok güzeldi. Sevilla’nın o yaz kalabalığından ve bunaltıcı sıcağından kurtulmuştu sokaklar. Şehrin, gözleri oyuk grotesk heykelleriyle, asırlık hayaletleriyle baş başa kalmıştık. Etrafta tek tük gececiler, çöp arabaları....Gecenin derinleştirdiği güzel bir yalnızlık hissiyle yürüdük sokaklarda, nehir kıyısında. Nehrin rengine, şehir ışıklarına baktık. Aklıma o çok sevdiğim Köprü Üstü Aşıkları geldi elbette. Bazen oluyor bu, kendimizi, bir kıyamet sonrası, dünyada kalakalmış iki hayal, başıboş iki çocuk gibi hissediyorum. Toronto’da parka bakan çatı katında oturuyorken kar yağdığında şehir öyle bir sessizliğe gömülürdü ki dışardaki dünya dolusu karın sadece bizim adımlarımızla bozulacağı hissine kapılırdım. Yazı, gitgide bir Paul ve Virginie hikayesine dönüşmeden duruyorum burada. Gece güzeldi diyelim öyleyse. Bazen insan, aslında dünyada her şeyin altından kalkılabileceği duygusuna kapılır. Bir yaz gecesine yakışan türden bir rüya işte. Bir yaz gecesi rüyası...
Joyce Carol Oates’un “The Faith of A Writer” adlı kitabını okuyorum. Türkçe’ye de çevrilmiş, kapağına da yazarın bir fotoğrafını koymuşlar. (Bir yazarın suretiyle tanışmak ne tuhaf bir deneyim.) Kitap, yazmakla ilgili birtakım denemelerden oluşuyor. Yazma eylemi için “your struggle with your buried self” diyor yazar. “İçinizde gizlenen, içinizde gömülü kişiyle mücadeleniz.” Dickens’ın Night Walks isimli bir yazısından söz ediyor. Dickens yazıda, uykusuzluk çektiği dönemdeki gece yürüyüşlerini anlatıyor. İnce bir yağmur altında, oluklardaki yağmur damlalarının sesi eşliğinde Londra’nın köprülerini, sokaklarını adımlıyor. Şehrin farklı mahallelerinde geziniyor. “Houseless Shadow” diyor kendisine. “Evsiz bir gölge”.
Gece, gündüz nüfuz edemediğin bir alana götürüyor seni. Issız, yabani, daha tekinsiz bir alan. Güzel. Ben de gece uyku tutmayınca melisa çayı demle, zihinini boşalt, kuzuları say filanla çok uğraşmıyorum artık. Dışarı çıkamazsam pencerenin önüne oturuyorum. Kimi zaman elimde bir kitap, kimi zaman inadına "gerçek" çay, karanlığın sesiyle birlikte bir yaz gecesinin uykusuzlarına, evsiz yolcularına karışıyorum.
*türkçeye kötü çevrilmiş film isimleri listesinde başı çeker kendisi. "benim aşk pastam" ??!!
Merhaba ,
YanıtlaSilyine cok güzel bir yaz olmuş. Ne kadar ortak yanımız var. Birbirinde habersiz benzer şeyleri hissedip benzer filmleri seviyoruz. Köprü üstü aşıklarını cok sevmistim. Ponnöf(okunduğu gibi yazdım:) köprüsü büyülü bir yerdi benim için. Çok sonraları "gercek yasam"in tezgahından gectikten sonra tekrar izlemiştim ve hissedememiştim aynı büyüyü. Ama Geceler öyle değil. "gercek yasami"in izlerini silen dünyayı tekrar heyecanlı gizemli bir yere dönüştürüyor. Gece insaniyim bende . odtüde okurken (endüstri müh.okudum) yurt arkadasimla geceleri yasayalim gündüz yatalim diye bi karar almistik birkaç gün sonra vazgectik yürümedi tabii :)
Geceler katran karası geceler. Kelimeler bazen ne kadar etkileyici katran karası.
sevgiler
beyhan
Beyhan, aynı yerlerde dolaşmışız desene! Şaşırdım, heyecanlandım yazdıklarını okuyunca. Endüstri'de çok arkadaşım vardı benim. (Fen Lisesi'nde okuduğum için çoğu arkadaşım mühendislikteydi.) Çok gelmişliğim vardır o binaya. (Avarel diye anılırdı ya;)Ben 3. yurttaydım bu arada. Sen de yurtlarda kalmışsın sanırım. Bu tesadüflere bayılıyorum işte...Pek sevindim birden!
YanıtlaSilBiz de yurtta kalmayıp bir geceyi iki arkadaşımla birlikte Ankara sokaklarında geçirmiştik. Senin dediğin gibi "dünyayı heyecanlı bir yere dönüştürme" çabaları işte. Bir de varolana isyan. Sizin kararınız da ona benziyor.
Gecenin böyle bir büyüsü var hakikaten. Sana, daha kendin gibi olabildiğin bir alan yaratıyor.
Ponnöf'ü uzun zaman oluyor izleyeli. Tekrar izlemedim ama o ilk izlediğim zamanki etkisi hala üzerimde. Tekrar izlesem ne düşünürüm bilmiyorum. bazen ilk zamanki büyüyü yakalayamayabiliyorsun. Belki de izlemem;)
Çok sevgiler Beyhan;)
Bende İstanbul Fen lisesi mezunuyum. Tahminim sen İzmir Fendensindir. Kıyı kenti sesi var yazılarında.
Sil3. yurtta kalmıştık bizde giriş katında :)
Senden büyüğüz biz ama . Oda arkadasim gececi Turuncu Gezegen söyemişti.
sevgiler
beyhan
sevgiler
beyhan
Beyhan,
SilBen de 412'de kalmıştım. Köşe oda;)
Fen Lisesi tesadüfüne şaştım kaldım yalnız. Bu arada, İzmir'den değilim. Dağın başındaki -öyleydi gerçekten, çevresinde hiç bir şey yoktu- bir fen lisesinden maalesef. Kayseri. Sizde de öyledir muhtemelen, hala anlatırız okul hikayelerini birbirimize. Bir kitap yazsan yazılır. Çok acayip bir yerdi.
Turuncu Gezegen'le yazışmıştık sanırım odtü ile ilgili. Tilya'nın son zamanını yakalamıştım ama.
Bugün şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşadım Beyhan. Ortaklıkların bir nedeni varmış demek ki.
Sevgiler.
Geçmişteki ortaklıklar bilmesek de hissettiriyor kendini sanırım. Ben de size komşu bir bölümde, İşletme'de okudum 4 sene, şimdi pek sevmesem de. Benim de en iyi arkadaşım Avarel'deydi, o yüzden çok kişi tanıdım endüstriden. Kayseri Fen Lisesi'ni ise yine bir "yeni" akrabamdan dinlemişliğim var. Yakınlıkların bir nedeni oluyor mutlaka.
SilÇok sevdiğim bir kitaba göndermeyle başlayan, hayal şehrimle devam eden, çok sevdiğim bir filmle (Köprüüstü Aşıkları) beni yıllar öncesine götüren harika bir yazı olmuş yine. "Bir Yazarın İnancı" da okumaya başlayıp yarım bıraktığım kitaplardan, doğru zamanı bekliyor sanırım.
Yazın tek çekilir tarafı geceleri gerçekten de. Gerçi ben tam bir gündüz insanıyım, gecelerle ilişkim biraz karışık.
Bu yüzden yaz bitsin istiyorum artık.
Hep yaz Alkım, sevgiyle
Işın, tam bir süpriz oldu bu duyduklarım. Beyhan'dan sonra başka bir güzel süpriz daha! Blog dünyasının bu yanını seviyorum işte. Pek karşılaşma şansının olmadığı, benzer şeylere kafa yoran insanlarla bir araya getiriryor seni. Aslında bir zamanlar tanışmış olabilirdik. Avarel'e ben de çok giderdim.
Silİşletme'ye biz uzaktan bakıp iç geçirirdik. Projeler yüzünden pek perişan olurduk, sabahlamalardan yüzümüzden rengimiz çekilirdi filan. Bezgin bezgin dolaşırdık ortalarda. İşletmede insanlar "aktif, dinamik, heyecanlı" (bize öyle gelirdi;) derslere gelirlerdi, özenirdik. Bizim için uzak ve pırıltılı bir dünyayı temsil ederdi hep işletme;) (Of, nasıl da güzel abarttım.)
Bu arada, ben de "yaz bitsin" deyip duruyordum. Sanırım bitiyor;) Güneydeyim şimdi, iki gündür bir fırtına var ki sorma. Elektrikler filan gitti, o derece.
Oates'un kitabına ben de ara verdim. Belki de senin kitapla aynı kaderi paylaşır.
Çok sevgiler Işın. Çok memnun oldum yazmana, yazdıklarına...
"Aktif, dinamik, heyecanlı" demek, çok güldüm buna. Evet heyecanlı, umutluyduk o zamanlar, hayat toz pembe görünürdü.
SilSonra gerçek iş hayatını yaşayınca geriye pek bir şey kalmadı bu hallerden. Benim içinse mimarlık hep ulaşılmazdı, hala da öyle. Yetenek ve el becerisi ister, bense bir çizgiyi zor çizerim. Çok sevilesi bir meslek gibi gelir, gerçi tanıdığım mimarlar pek öyle düşünmüyor:)
Tatilde fırtına fenaymış, bu zamanlarda hep olur ama güzel havalar gelir sonrasında. Burada hava yine ısınıyor gibi, sanırım bir süre daha şikayet edeceğim.
Sevgiler, iyi tatiller...
Işın, mimarlar genellikle durumlarından şikayet eder;)Biraz da bu coğrafyada mesleki bir tatmin yaşayamıyor olmaktan sanırım. Tabii pek çok meslek için geçerli bir durum bu.
SilÜniversite yılları, hayatın daha pembe olduğu zamanlar, dediğin gibi. Ki bilmezdik bunu, her şeye rağmen bir şeyler içimizi kemirirdi, şu anda bize komik görünen bir şeyler. Yine de daha çok gülerdik sanırım, vara yoğa gülme durumu belli yaşlara özgü;) Daha geçen gün üniversiteden arkadaşlarımla bunu konuştuk biz de.
Fırtına devam ediyor buralarda. Sık sık elektrikler kesiliyor. Fırtına sayesinde daha serin bir yazsonu yaşıyoruz ama. Şimdilik şikayetim yok;)
Sevgiler.
Haklısınız, en olmadık film adı olarak yer etmiş filmlerden biridir "My Bluberry Nigghts". Oysa "Yaban Mersini Geceleri" bırakılması ne hoş olurdu :-)
YanıtlaSilSevgili ay, Yaban Mersini Geceleri, çok daha uygun bir isim olurmuş. "Benim Aşk Pastam" melankolik bir film için çok kötü bir isim.
Silsevgiler;)
ben o güzel sokaklarda dolaşamadım henüz maalesef ama fotoğraflar öyle güzel ki, sanki orada, o yaz akşamını yaşamış gibi oldum. haklısın yazın en güzel tarafı geceleri. o sessizliği, biraz da olsa serinliği. ben tam bir yaz romantiğiyim:p çevremdekilere yaz keşke bitmese deyip duruyorum. oysa ki her mevsimin şehre verdiği güzellik başka. yazın çok güzel, eline sağlık Alkım. çok sevgiler sana!
YanıtlaSilClea, bir yaz romantiği olarak eminim Sevilla'yı da seversin. Hep bir yaz hissi var sanki o şehirde...Kimi şehirler öyle oluyor.
SilYaz mevsimi bana göre fazla sıcak. Yine de günler kısalmaya başladığında azıcık üzülürüm. Geceye övgüler düzüp böyle hissetmek de ilginç ama öyle;)
Yaz sonunun tadını gönlünce çıkarman dileğiyle Clea. Sevgiler!
güzel yazıya, güzel başlık, sevgili alkım:)
YanıtlaSilyaz bitiyor ya, sonbaharı ve uzun kış gecelerini seven ben, hüzünleniyorum. hiçbir yazı bu kadar özlemeyecek olmam kuvvetli bir ihtimal veya belki de çok taze her şey, ondandır, yani bu da diğer güzel bir kaç yazın yanında sakince yerini alınca normale dönecek bu duygu. ama bildiğim şu, bu yaz, yazıt bırakmaksızın geçmedi bende, çok şey bıraktı:)
ne güzel şeyler anarak anlatmışsın yaz gecelerini, şehirler, yazarlar, kitaplar, fotoğraflar ve film. film, "köprü üstü aşıkları" yani. bilmem ki önceden söylemiş miydim, ben leos carax hayranıyım. o benim yönetmenim diyebilirim. kocaman yaramaz bir sokak çocuğu o. filmdeki gibi, alex gibi. aklımdan çıkmayan sahnedir; michel tedavi olmuş, alex de onun hatırına rehabilite olmayı kabul edip bir süre o klinikte kalıp çıkmış ve köprünün tadilatı bitip, yılbaşı gecesi açılmıştır, iki aşık buluşacaklardır. kar yağıyor lapa lapa, michel karşıdan geliyor, çok güzel, melek kadar güzel, alex kalbi ağzında bekliyor kızı, heyecanla, kucaklaşmak için birbirlerine koşarken alex'in ayağı kayıp, düşüyor. öyle çok gülüyorlar ki, karlarda yuvarlanarak gülüyorlar:)
sevgiler çok:)
aglea, ne güzel bir şey böyle diyebilmek! aslında yaz genellikle en iz bırakmadan geçen mevsimdir bana göre. bir şeyler askıya alınır, rafa kaldırılır. (sanırım biraz da buna ihtiyaç vardır ve bu yüzden sevilir.) O nedenle, ne güzel daha şimdiden özlemek "bu" yazı...sonbaharı ben de çok severim. kışı da severim ama sonbahar kadar değil. Bir yandan sonbaharu dört gözle bekliyorum, bir yandan da üzülüyorum...çelişkiler içindeyim yani;)
Silcarax benim sadece köprü üstü aşıkları ile bildiğim bir yönetmen. aslında ne zamandır boy meets girl'i izlemek istiyorum. fakat köprü üstü aşıkları bile yeter.
dediğin kar yağışını hatırlıyorum. öyle güzel anlatmışsın ki, izlemeyeyim diyordum ama filmi tekrar izleyeceğim sanırım;) bir de havai fişekli sahneyi çok iyi hatırlıyorum, ikisinin köprünün üzerindeki danslarını...
sevgiler aglea;)
"çocuklu arkadaş" mı? çok alındım. arkamızdan böyle işler çevirdiğinizi bilmezdim. küs!
YanıtlaSilİmza:Ç. A.
:))
sevgili Ç.A. hayat hiç adil değil ve romantizm uğruna her yol mübah biliyorsun ki.(nihahahahaha!)
YanıtlaSilP.S. çocuksuz arkadaşlarına çok güvenme. yine de beş vakte kadar sana onlarla bir yol görünüyor. demedi deme.
imza: Ç.A.
alkımcığım bugün geldim evime, ortalığı bile toplamadan bir komşu ziyareti yapayım dedim:) öyle güzel yazmışsın ki, hem bu yazın, hem bir önceki.
YanıtlaSilyaz, gecesi olmasa çekilir mevsim değil:) ben de çok severim yaz gecelerini, sanki yürümek de tam anlamını bir yaz gecesinde bulur. her şeyin altından kalkılabileceği duygusu, her şeyin aslında bir şeye aktığı hissi o yaz gecesi yürüyüşlerinde, bir de gece yolculuklarında gelir bana. bir de yaz ikindilerini konuşmuştuk seninle değil mi?
şimdi pencereden serin bir rüzgar geliyor, bugün hava epey serinledi yağmurdan sonra, ben de senin yazdıklarını okuyorum, düşünüyorum, eve alışmaya çalışıyorum, bu kez nedense biraz garipsedim evi, halbuki gelmeden önce çok özledim sanıyordum, yarın temizlik yapınca barışırız büyük ihtimal:)
çok özlemişim buraları, yazdıklarını. çok sarılıyor, sevgilerimi yolluyorum serin yaz gecesi rüzgarlarıyla:)
Zerka, hoşgeldin! Seni gördüğüme çok sevindiUzun bir ara oldu gibi geldi bana. Yokluğun hissedildi;) Umarım güzel bir tatil geçirmişsindir.
SilBen de şu sıralarda tatildeyim,güneydeyim ve sanırım senin yolladığın rüzgarlar geldi buralara;) İki gündür bir fırtına var ki sorma. Elektrikler kesildi. Fakat gece her yer o kadar muhteşem oldu ki, ay ışığı, dağ sülüetleri filan, hayran kaldım.
Ben de buralardan gidince evi hem özlüyor, hem de dediğin gibi garipsiyorum. Daha kapalı bir dünyaya adım atıyormuşum gibi geliyor. Buradaki özgürlük hissi güzel. Yaz ikindileri çay içmek güzel. Sanırım artık eylül ışığının hakimiyetine giriyoruz. Yaşasın!
Çok sevgiler Zerka.
ne guzl yazmissiniz sheakspeare bir yaz gecesi ruyasi ;) huzurla ayriliyorum blogunuzdan Cat power'in guzel sesiyle! sevgiler
YanıtlaSilteşekkürler beste. cat power'ın sesini, şarkı söyleme tarzını ben de çok seviyorum. geceye çok yakışıyor sesi;)
YanıtlaSilsevgiler.