Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok

Çocukluğumda sahipsiz boş arsalar olurdu. Hava kararana kadar üzerinde tepindiğimiz, köpeğimizi gömdüğümüz –rahmetli bobi!-, civcivimizi gömdüğümüz, bir kirpi görüp hem korkup hem peşinden koşturduğumuz, ölen kirpiyi gömdüğümüz koca bir arsa vardı. Arsanın bir ucunda eski bir fabrika vardı, geceleyin tuhaf bir hayalete dönüşürdü. Tangül geceleri fabrika çatısının kiremitleri üzerinde ölmüş dedesinin yürüdüğünü söylemişti. Ardından ben de Tangül’ün dedesini çatıda yürürken görmüştüm. Boş bir arsa , oyunlar, hayaller (ve cenaze törenleri!) biriktiriyor işte. Meğer şehirde tozun toprağın içinde bir arsa ne kadar kıymetli bir şeymiş. Kazabileceğiniz toprak, çivi saplayabileceğiniz çamur. Bunların değerini şimdi anlıyorum. Şimdilerde boş bir arsa en iyi ihtimalle otopark demek. Mahrem Notalar İran Kedileri , İran’da kendi müziklerini yapmaya uğraşan gençler… Tüm sistemlerin en sabıkalı ruhları... Geleneksel ya da kabul gören müziğin dışında rap, po...

neşeli kadınlar arasında -I

Şebnem İşigüzel “ Neşeli Kadınlar Arasında ” adlı denemesinde, deniz kıyısında karşılaştığı, tombullaşmış vücutlarıyla pek dertleri olmayan, yaşını aldığı halde zincir askılı mayolar, çiçekli rengarenk pantolonlar giymekte beis görmeyen, kendini bu yaş grubu için tasarlanmış sıkıcı, lacivert trikolara mahkum etmeyen “neşeli kadınlar”dan bahseder ( Ramize Erer ’in tabiriymiş). Bu kadınlar için “gençlikleri ne zor şartlarda geçmiş olursa olsun evlerini, gönüllerini cennete çevirmeyi bilmişlerdir,” der. Yukardaki neşeli kadın tabiri, aklıma Toronto günlerinde otobüs duraklarında karşılaştığım, bana “ sweetheart ” diye hitap eden, kahkahası tüm otobüsü canlandırmaya yeten, iri küpeli siyahi kadınları getirdi. Kolay bir hayatlarının olmadığını tahmin ettiğim bu kadınlardan gelen tatlı selamla çözülür, bir kez daha “yabancıların şefkatine”  inanırdım. Bu neşenin kaynağını ise kaygısızlıkta değil, tam tersi, çeşit çeşit kaygılarla tanışıp onlara nanik yapma cesaretinde görüyo...

"çınar, ben, ağaç ve kedi"

İşte Kerem Gibi oyununda ilk kez duyduğum, bahar gibi bir Nazım şiiri. Çınarları, kedileri, ağaçları ve hayatı seven bir adamın şiiri. İyi baharlar, çiçekli dallar! MASALLARIN MASALI Su başında durmuşuz çınarla ben. Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim. Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana. Su başında durmuşuz çınarla ben, bir de kedi. Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim bir de kedinin. Suyun şavkı vuruyor bize çınara, bana, bir de kediye. Su başında durmuşuz çınar, ben, kedi, bir de güneş. Suda suretimiz çıkıyor çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin. Suyun şavkı vuruyor bize çınara, bana, kediye, bir de güneşe. Su başında durmuşuz çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün. Suyun şavkı vuruyor bize çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze. Su başında durmuşuz. Önce kedi gidecek kaybolacak suda sureti. Sonra ben gideceğim kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gid...

Up In The Air (Aklı Havada) - "Tired of America" şarkısı eşliğinde

Kimi filmler vardır, yeni bir şeyler söylüyormuş gibi yapar ve üzerini biraz kazıdığınızda altından vaaz veren bir Mel Gibson çıkar. Issız Adam Uçakta / Kartlarım, millerim ve ben!!! Film, uçakta –hep aynı havayolu- ya da otel odalarında –hep aynı otel- iken mutlu olan, duygusal bağ kurmaktan kaçınan bir adamı anlatıyor. Clooney, işi gereği Amerika’nın dört bir yanına uçuyor, 320 günü yolculukta geçiyor, evde olduğu diğer 40 güne de katlanıyor bir şekilde. Film boyunca onu jilet gibi takımlarının içinde, “cool” adam olarak izliyoruz. Bir uçuş gurusu olmuş adeta, havaalanında şaşkın şaşkın dolaşan kalabalıklardan çeviklikle sıyrılıyor, kartları sayesinde sorunsuzca uçaktaki rahat koltuğuna kuruluyor. (Zaten onu patlak, tekeri çıkmış ya da yamulmuş bir bavulla bu dünyada göremeyeceğimiz kesin…Bu durumlar ancak biz fanilerin başına gelir.) Filmin sonunda atılan yumrukla bile sarsılmıyor, bize Hollywood’un sağlam kalelerinden biri olduğunu gösteriyor. Clooney’nin yaptığı iş ...

Çıkmaz Sokak

Mart güneşinin gezindiği çatıların altından geçer sokak. Seksek çizgilerinden, patlak topların gölgesinden, çocuk uykularından geçer Emine sabah mahmuru, sokağın tam ortasında durur. Ayaklarının altı kiremit rengi,.,. Çıkmaz sokağın hep ortası bulunur. Emine sokağı adımlar, sabah ayazını, kömür kokusunu adımlar. Bir güvercin gelir, Emine’nin yanına sokulur. Teneke saksılar merdivenleri avutur. Çiçekler büyür, çocuklar sokaklarda koşuşur. Kışın pencere önleri hep karlı olur. Emine evde kavga olunca kulaklarını kapatır. Yüksek sesle saymaya başlar.Televizyondaki cambaz Emine’yi yanına çağırır. Emine birden ona kadar sayar. Yazları kadınlar kapı önlerine oturur. Kışın isli günleri bir bir yolunur. Halılar, kilimler yıkanır. Üzerinde ceylanlar ıslanır. Çıplak çocuk ayakları birbirini kovalar. Emine hep uzakta durur. Gözucuyla onlara bakar. Ceylanlarla bir tek o konuşur. Kırık kiremit tutan çocuk elleriyle sokağın ortasına çizgiler çekilir. Bir tek çocuklar üzerinde sekebilir. On...

Arzunun Kanatları / Çocukluk Şarkısı

Der Himmel über Berlin (Berlin Üzerinde Gökyüzü) Berlin, trapezciler ve (sırf mürekkep lekesi için bile) insan olmayı özleyen melekler üzerine bir Wim Wenders (ve Nick Cave) masalı. O masaldan  Peter Handke 'in bir şiiri... ÇOCUKLUK ŞARKISI Çocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü. Derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel, bir su birikintisinin de deniz olmasını. Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi. Herşey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi. Çocuk henüz çocukken hiçbirşey hakkında fikri yoktu. Alışkanlıkları yoktu Bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı. Saçının bir tutamı hiç yatmazdı ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi... Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti. Neden ben benim de sen değilim, Neden buradayım da orda değilim. Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor. Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı? Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın b...

Kış Sessizliği - Winterstilte

Karın altındaki sesler Kış sessizliğimi, Bu yıl If İstanbul’da gittiğim Kış Sessizliği ile sonlandırmayı düşünüyorum! Zaten İstanbul’da festival demek, kışın tozunu silkeleme zamanı geldi demek. Kış Sessizliği , Alpler’de bir dağ köyünde, dört kızkardeş ve annenin ölen babanın ardından  girdikleri sessiz bir yas dönemini anlatıyor. Doğrusu ne zamandır uzun sessizliklerin olduğu bir film izlememiştim. (En son izlediğim, Tayvanlı yönetmen -ismini bakmadan yazabiliyorum sonunda- Hou Hsiau-Hsien ’in bir filmiydi sanırım.) Her ne kadar Almodovar enerjisiyle dolu, kıpır kıpır filmlere bayılsam da hamarat bir yönetmenin elinden çıkmış sessizlik filmlerini de çok seviyorum. O sessizliğin içinde kendime bir köşe bulup oturmak ve ardından da böyle afili laflar etmek hoşuma gidiyor. Ne yapayım. Kış Sessizliği ’nde evin içinde sessizce dini bir ritüeli yerine getirircesine çorap yamayıp, hamur açan, nakış yapan, günlük uğraşlarıyla meşgul kadınları görüyoruz. Ayn...