Ana içeriğe atla

Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok

Çocukluğumda sahipsiz boş arsalar olurdu. Hava kararana kadar üzerinde tepindiğimiz, köpeğimizi gömdüğümüz –rahmetli bobi!-, civcivimizi gömdüğümüz, bir kirpi görüp hem korkup hem peşinden koşturduğumuz, ölen kirpiyi gömdüğümüz koca bir arsa vardı.

Arsanın bir ucunda eski bir fabrika vardı, geceleyin tuhaf bir hayalete dönüşürdü. Tangül geceleri fabrika çatısının kiremitleri üzerinde ölmüş dedesinin yürüdüğünü söylemişti. Ardından ben de Tangül’ün dedesini çatıda yürürken görmüştüm.

Boş bir arsa, oyunlar, hayaller (ve cenaze törenleri!) biriktiriyor işte. Meğer şehirde tozun toprağın içinde bir arsa ne kadar kıymetli bir şeymiş. Kazabileceğiniz toprak, çivi saplayabileceğiniz çamur. Bunların değerini şimdi anlıyorum. Şimdilerde boş bir arsa en iyi ihtimalle otopark demek.
Mahrem Notalar
İran Kedileri, İran’da kendi müziklerini yapmaya uğraşan gençler… Tüm sistemlerin en sabıkalı ruhları... Geleneksel ya da kabul gören müziğin dışında rap, pop, hip hop, hard-rock, indie-rock gibi farklı bir müzikle seslerini duyurmak istiyorlar. Ama şehirde onlar için hiçbir “boş arsa” yok. Yer altında, mahzenlerde, trafolarda, çatılarda, tarlalarda, metruk köşelerde, hatta bir ahırda (ineklerin hard-rock sevmediğini de öğreniriz bu vesileyle) müzik yapmaya çalışıyorlar. Polisten, ev sahiplerinden, komşulardan, ebeveynlerden, topunuzu yakaladığı yerde kesmeye hazır kimselerden kaçarak.

Tahran’ın otoyollarında, inşaatlarında, sokaklarında, gece ışıkları altındaki sokaklarında türlü insan manzaralarıyla turistik olmayan bir gezinti, yer altında yapılan şarkıların yerin üstündeki karşılıkları…

Daha önce Sarhoş Atlar Zamanı, Kaplumbağalar da Uçar filmlerini izlediğim İranlı Kürt yönetmen Ghobadi, bu filmi bir belgesel gibi, insanı yüreğinden kavrayan bir sahicilikle çekmiş. Bu yıl beni en çok etkileyen film oldu.

Filmin sınırlarını İran’ın dışına taşırmak mümkün. Gençliğin kabına sığmayan enerjisi ve kendine bu enerjiye biraz tepeden bakıp onu kontrol altına alma rolü biçmiş yetişkinlik, şehirlerdeki karanlıklar ve adaletsiz hayat…

Rap grubu Hichkas, “Buraya Melekler Uğramıyor,” diyor. Filmin yürek burkan sonu, düpedüz bunu kanıtlıyor…Filmin sonunda bağıra çağıra müzik yapmanın ne demek olduğunu bir kere daha anlıyorsunuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir yaz gecesi eğer bir yolcu

Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. F eysbuk diliyle “complicated”.  Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel. Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights* Fotoğraflar Sevilla 'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla ,  sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının al...

biber, gözyaşı ve janis

Nerede kalmıştık, göğe bırakılmış bir balon sessizliğinde...Son bir iki ay pek sessiz geçmedi, yoğun geçti. Çokça yürüyerek, gazlanarak, gündemle yapışık yaşayarak, nefes almaya çalışarak, çalışmaya çalışarak, arada “abiye” bir dünyaya ışınlanarak (kuzen düğünleri, tuhaf topuzlar dünyası J ), yaylada kiraz, vişne dağlarda kapari karpuzu toplayarak ve bir kitabı okumayı başararak. Bugünlerde bir kitaba yoğunlaşmak zor. Ama Toroslar ’ın o şefkatli kucağındayken Refik Halid Karay ’dan “ Bugünün Saraylısı ’nı okudum. Çok ilginç bulduğum yerler var, altını çizdim. Yazayım bir ara. Yürümek benim için yeni değil. Aslında düzenle uyumlu, çalışkan bir öğrenciydim ve liseye kadar otoriteyle aram çok iyiydi, ne denirse harfiyen yerine getirir, getirmezsem huzursuz olurdum. Bayrağa bak derlerse gözümü ayırmadan bayrağa bakardım, okulda saçımın örgüsü, Kuran kursunda eteğimin boyu filan düzene birebir uygundu. Evde annem pek karışmazdı ama anneannem kız çocuklarını oturup kalkma, usturup...

çay, annem, bir de ben

  umulmadık bir gün olabilir bugün aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara bir çay söyle yağmurların kokusunda. Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince. Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıra...