Ana içeriğe atla

kırmızı balon

"Bir kitap okudum hayatım değişti" diyeceksem, bu kitap hiç kuşkusuz “Kırmızı Balon” olurdu. Hatta bu blog için ilk düşündüğüm isimdi ama alınmıştı. (Bir kaç isim denemesinin ardından göze masada duran kitap ilişir ve olaylar gelişir:)

Ursula Le Guin'in Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar isimli deneme kitabını okuyorum bugünlerde. Tembel, sarsak bir okuma benimkisi. Bir bölüm okuyup kitabı kapıyorum, sonra yeni baştan o bölümü okuyorum, oradan sondaki denemeye atlıyorum filan. Kitap harika ama! Yazar, denemelerinden birinde çocuklar için yazmanın zorluğundan sözeder. "Çocuklar büyük miktarda çöp yiyebilirler (onlar için iyidir de bu) ama yetişkinlerden farklıdırlar. Henüz plastik yemeyi öğrenmemişlerdir," der.
Kırmızı Balon usulca çocukların ruhuna süzülen kitaplardan. Kitapta Pascal ve balonu anlatılır. Pascal ve Kırmızı Balonu. Başına buyruk bir balondur bu, fazla sıkıştırılmaya gelmez, kendi başına hareket etmek ister ama Pascal’ı da takip eder. Pascal Paris'te Montmarte sokaklarını kırmızı balonuyla dolaşır. Gece yattığında balon penceresinin önünde süzülür. En sonunda balon, peşlerine düşen çocukların hışmına uğrayıp oracıkta patlar.

Kırmızı Balon, Lamorisse'nin yarım saatlik, neredeyse diyalogsuz filminin hikayeleştirilmiş hali. Yine o müthiş Arkadaş Kitaplar serisinden. (Bu seri artık satılmıyor. Sahaflarda bile bulmak zor. Can Yayınları tekrar basıyor o kitapları. Ama Kırmızı Balon yok. Bulamıyorum.) Filmin sonunda balonun can verişi çok dokunaklıdır. Ardından şehrin rengarenk tüm balonları toplanıp Pascal'ın yanına gelir ve onu gökyüzüne uçurur.

Kitapta filmden kareler vardı, sadece balonun kırmızı olduğu siyah beyaz kareler ve şehrin bir çocuk için yalnızlaştırıcı olabileceğini hissettiren gri apartmanlar, boş sokaklar. Aslında çocuk kitaplarında canı sıkılan, yalnız kalan çocuğun imdadına koşan arkadaşlar olur hep. Suna'nın serçeleri, Ada'nın kuşu, Zeze'nin portakal ağacı, Momo'nun şemsiyesi (Arthur). Ben de Pascal ve balonuyla kimbilir kaç kere ilkokul yolunu adımladım. Sonra kardeşim ve kuzenim de katıldı aramıza. (Kuzenin bir de Fedor Amca'sı vardı.) Kırmızı Balon deyince aramızda akan sular durur hala:)

Yurttaş Kane'i izleyenler bilirler. Filmi tek kelimeyle ifade edebilirsiniz: "Rosebud" (gül goncası). Kane'in ölüm döşeğinde ağzından çıkan o tek kelime. Çocukluktaki kızak. O şaşaasına rağmen çocukluktan bu yana içi doldurulamayan yalnız ve trajik bir hayat. Çocukluk da çocukluktaki hikayeler de önemli. Öyle çocuk kitaplarıyla karşılaşıyorum ki hikayesiz kalmak mı daha iyi onları okumak mı karar veremiyorum. Önyargılarla dolu bir çocuk kitabı çok beter bir şey. Zehrin zerkedilmesi adeta. Ve o ibretlik hikayeler...

Bu arada Kırmızı Balon'la tanışmamdan yıllar sonra bir film festivalinde Kırmızı Balonun Yolculuğu’nu izledim. Aynı kırmızı balon -belki de hayaleti- dolaşıyordu yine Paris sokaklarında. Bu çocukluk anısına olan bağlılığımın da yadsınamaz etkisiyle bu filmi çok sevmiştim. Zihninizde salınıp duran bir balon gibiydi. Hou Hsiau-Hsien sevdiğim bir yönetmen. Onun o yavaaaaş hareket eden kamerası güzel şeyler düşündürüyor bana. Tadını çıkarıyorum o sahnelerin. Filmde o başı kalabalık, telaşlı, hep bir şeylere yetişmeye çalışan anne, metropol kadını Juliette Binoche dışında her şey balonunu süzülüşü gibi yavaş.

Düşünüyorum da sanırım hiç tanımadığım birinin üzüntüsünü ilk kez Kırmızı Balon'la hissettim ve kitapların hayatına karıştım. Okumayı bıraktığımda "okunanlar katbekat kar gibi üzerimi bürüdü."* ilk kez. Şimdi kitapsız bir hayat çok çetin görünüyor gözüme. Çünkü güzel hikayeler hayatınızın sonuna kadar sizin elinizden tutar. Bitmeyen gofretlerdir onlar:)

*ben demiyorum, walter benjamin diyor.
* fotoğraf kaynak

Yorumlar

  1. Çok keyifli bir yazı. Bu ara ben de öyle okuyorum havalardan mıdır bilemem:) Salıncak ve balon çok ayrıdır hafızamda. Biri hiç sallanamadığımdan diğeri baloncunun ardına takılıp kaybolmamdan. Hala severim o saydammış gibi duran hallerini.
    Bu arada sahaflar dedin de bakmalı kim bilir bulurum!
    Çok teşekkür ederim yorgunluğuma denk gelen hala çalıştığım şu saatlerdeki keyif için.
    Bitmeyen gofret:) süper

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Balon ne güzel şey hakikaten. Baloncunun arkasından gitmek tam bir çocuk refleksi aslında değil mi? "Aaa, ne güzel balonlar, onları takip edeyim ben."
      Benim de aklıma uçan balonlar geliyor. Alırdın, ertesi gün yerde pörsümüş bir halde buluverirdin. Salıncağı ben de çok severim. Ben şanslıymışım. Balkonda sallandığım bir salıncak vardı, dökme demirden, biraz kaba saba ilginç bir salıncak. Sabah kalkar kalkmaz soluğu orada alırdım.
      Ben sahaflarda bu kitapla şimdiye kadar karşılaşmadım. Bir gün belki:)
      Çok sevgiler.

      Sil
  2. çocukluğuma gittim geldim alkım, gerçi gelinmiyor ordan, annen hadi artık eve gelin akşam oldu diyor, n’olur birazcık daha oynayalım diyorsun:) çocukluk, anılar deyince aklıma geldi, adler’e göre, çocukluğumuzu düşündüğümüzde ilk aklımıza gelen anı (ama uzun uzun düşünmüycekmişiz, ilk aklımıza gelen olcakmış) bizim hakkımızda çok ipucu veriyormuş. belki de o ilk anı herkesin kendi rosebud’ına çıkıyordur.

    kitabı okumayı çok istedim, bir gün bir yerlerde karşıma çıkarsa hiç durmam hemen alırım, diğer kitabı da, “onca yoksulluk varken” okuyayım, filmi de izleyeyim:)

    güzel hikayeler bitmeyen gofretlerdir evet şahane:) ben de ekliyeyim, güzel hikayeler sönmeyen balonlardır hem de:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerka, anneler öyle çağırırdı değil mi, balkonlardan sarkarak. duymazdan gelirsin...bizim mahallede çocuklara sesini duyurmak için neredeyse diyafram sesiyle seslenen anneler vardı;)
      çocuklukla ilgili ilk aklıma gelen ne diye düşündüm, bilemedim. heyecanlandım çok da düşünmemem gerekir diyerek. insan zihni acayip. biraz önce bir oyun izledim. "sondan sonra." fena değildi. insanın şiddetle ilişkisi filan üzerine kafa yoruyordu. ne ürkütücü bir ilişki. beni biraz karamsarlığa itiyor bunu düşünmek.
      bu "rosebud" hikayesi beni çok etkilemişti. hatırladıkça ürperirim. onca yoksulluk varken çok dokunaklı bir hikaye. şu anda oyunu da sahneleniyor. nasıl oyunlaştırmışlar merak ediyorum.
      bitmeyen gofretlere, sönmeyen balonlara diyorum o halde! (bir de kaybolmayan sakız mı vardı? of reklamlar, böyle yapışıyor işte zihnime.)
      sevgiler;)

      Sil
  3. filmi (kırmızı balonun yolculuğu) indirip izledim, tam sevdiğim ama ne zamandır bir türlü denk getiremediğim filmlerden, öyle çok sevdim ki. usul usul, müzikli, resimli, ışıklı, gölgeli bir film. kırmızı balon görsem hemen peşinden gideceğim:)teşekkürler bahsettiğin için:)
    dediğin gibi hakikaten juliet binoche dışında her şey bir balonun süzülüşü gibi, juliet binoche’u daha önce böyle hareketli, telaşlı bir rolde izlememiştim, sanki o değil de bir başkası gibiydi.

    annelerin çocuk çağırma seremonisi; önce alçak sesle, sonra gittikçe yükselen bir ton, sonunda çığlıklar ve eve koşan bir çocuk:)

    YanıtlaSil
  4. zerka çok sevindim filmi sevmene. ağır tempolu bir film çünkü. juliette binoche'u bu kadar telaşlı görmek bende de bir yabancılık yaratmıştı. bir yandan da çok sahici bir karakter.
    "şehirde öyle başıboş bir balonun süzüldüğünü bilmek ne güzel," diye düşünmüştüm ben.
    kırmızı balon kulübüne hoşgeldin;)

    YanıtlaSil
  5. Merhaba,

    nadir.com sahaflar sitesi. Ben alışveriş yaptım. sorun yaşamadım. Zaten ebay gibi, parayı eline kitap ulaşınca serbest bırakıyorlar. Baskısı olmayan kitaplar için süper bir site.

    sevgiler
    beyhan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beyhan, ben de öğrenmiş oldum bu siteyi, çok sevindim doğrusu. Sahaflar elimizin altında demek:) Gerçi o tozlara bulanmadan sahafa gitmiş sayılmaz insan, değil mi?
      Bir kaç kitap vardı bulamadığım, onlara da bakacağım.
      çok sevgiler.

      Sil
    2. Evet aynen katılıyorum. Herşey teknoloji ile ayağımıza geliyor büyük kolaylık. Ama bir sürü deneyimdende mahrum kalıyoruz. Tozlu eski kitap kokusu, orada başka insanlarla birbirine değme, gözgöze gelme, sahibiyle iki çift laf etme. Hayat gittikçe daha yalnızlaştırıcı ve soyutlaştırıcı örgütleniyor. Öte yandan sanal ortam olanakları arttırıyor.
      Seninle konuşabiliyoruz. :)
      Hay allah ya nerden nereye geldim :)
      sevgiler
      beyhan

      Sil
    3. Beyhan, çok haklısın. İnternetin insanları yalnızlaştırdığını söyleyip dururdum. Bu blog işine girdiğimden beri başka bir yönünü keşfettim.
      Yine de insanlarla karşılaşmak, yüz yüze konuşmak gibisi yok. Sadece hayat o kadar zor ki insanların sosyalleşmeye halleri kalmıyor. Bize de bilgisayar başında sohbet etmek kalıyor. Yine de buradan sohbet etmeyi seviyorum. İyi ki konuşabiliyoruz yani:)
      sevgiler

      Sil
  6. Bu yazı beni çok mutlu etti, çünkü o kitap bana da çocukluğumu anımsatır. (filmleri izlemek istiyorum bir ara) pal sokağı çocukları da vardı bende aynı yayınevinin sanırım.
    Bide ben gülten dayıoğlu'nun yolculuk kitaplarını okurdum.. Hey gidi, güzeldi vesselam. :)

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Heidi (Heidi'ye seslenmek bile insanı mutlu ediyor:)
    O kitapları okumuş olanların unutması kolay değil sanırım. Gülten Dayıoğlu'nu ben de okurdum. Suna'nın Serçeleri, Fadiş, vs. Ama yolculuk kitaplarını hatırlamıyorum.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  8. Ben de okumuştum kırmızı balonu, hatta filmi de seyrettim. O zamanlar bankalar çocuk filmleri gösterimleri yapardı sanki. Bilet mi dağıtırlardı acaba ? İş Bankası'ydı diye hatırlıyorum ama çoook eskilerde kaldı çocukluğum, uyduruyor olabilirim :) Bir de banka deyince aklıma geldi, çocuk dergileri çıkarırdı bir çok banka. Ücretsiz dağıtırlardı, ne güzeldi onlar. Çok gerilere götürdü bu yazın beni.
    Çocukluk kitaplarım hep kayboldu maalesef, çok kitabım vardı ama bir taşınma sırasında kaldılar bir yerlerde. En azından bir kısmı elimde olsun isterdim. Napalım, önümüzdeki okunacak kitaplara bakarız artık biz de:) Bir kitap, bir film öğrendim yine bu yazıdan. Deneme çok severim, güzel bir kitaba benziyor.
    "Güzel hikayeler hayatınızın sonuna kadar sizin elinizden tutar." Çok sevdim bunu. Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Işın, sen de okumuştun demek. Çok sevindim buna. Çocuklukta kesişmeler:)
      Bankaların film gösterimlerini hatırlamıyorum ama kumbaralarını hatırlıyorum. Hepsinin ayrı bir kumbarası olurdu. Bayılırdım onlara. Herhalde etrafta fazla nesne olmadığı için onlar bana çok büyüleyici gelirdi.
      Bende de hiç çocukluktan kitap kalmadı. Hepsi çevredeki daha küçük çocuklara filan verildi. Ama bu kırmızı balonu saklamış olmayı isterdim doğrusu.
      Ursula Le Guin'in kitabı çok güzel. Deneme okumayı ben de seviyorum. (Blogun ismi de Salah Birsel'in bir deneme kitabından geliyor zaten.) Umarım sen de seversin.
      Güzel bir hafta diliyorum sana.
      Sevgiler.

      Sil
  9. sevgili Alkım, ne kitabı okudum ne de filmi seyrettim :( kesinlikle kitabı kızıma alacağım. filmde seyredilecekler sırasında. yurttaş Kane en sevdiğim filmlerden.annelerin çocuk çağırma sırası artık bende:) sizi duyan ama duymazlıktan gelen çocuğunuz varsa sinirlenip bir de aşağıya iniyorsunuz ve çığlıklar!!!

    YanıtlaSil
  10. Buket hoşgeldin, gezin güzel geçmiştir umarım:)
    Bu kitabı kızına al mutlaka. Çok hoş bir kitap. (Çocuk kitabı önerisi istersen sana özel olarak ayrıca iletirim. Çocuk kitaplarıyla işim gereği çok haşır neşirim.)
    Demek balkonlardan seslenme olayı hala devam ediyor. Diyafram nefesini kullan o halde, ses daha gür çıkıyor:)
    çok sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benimde 3 yaşında bir oglum var. Biraz erken ama olsun önce ben okurum. Eğer hazirlarsan listeyi banada iletebilir misin ? Mail adresim beyhan88 at yahoo.com

      teşekkürler+sevgiler
      beyhan

      Sil
  11. Alkımcıım, ne güzel bir yazı olmuş! Kırmızı Balonu'u ben de çok merak ettim, sahaflara gtimek için bir sebep çıktı hem, severim böyle heyecanları :) Filmi izlediğimiz günün de apayrı bir hatırası var...

    Kadınlar Rüyalar Ejderhalar'ı ben de çok sevmiştim bu arada. Bir hikayeye başlarken kendisinin de ne olacağını bilmediğini anlatmıştı bir denemede, karakterlerinin yaşadığını ve yazarın onu yazmaktan başka çaresi olmadığı gibi birşeyler söylüyordu. öptüm çok!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O pazar gününü ben de çok iyi hatırlıyorum:) İyi ki gitmişiz!
      Ursula Le Guin'in kitabını çok sevdim. Sözettiğin denemeyi de. Çok tatlı kadın ya! Aklıma ne geldi, Kate Chopin Uyanış romanındaki kadın karaktere birtakım çevrelerden öfkeli seslerin yükselmesi üzerine "doğrusu ben de bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim," diyor. Bunu da sevmiştim:)

      Sil
    2. he he, çok hoşmuş bu da gerçekten:-)

      Sil
    3. Bu arada çocuk kitaplarından bir de İhmal Amca vardı, Güneşe Vurgun Çocuk diye bir kitabını çok sevdiğimi hatırlıyorum...

      Sil
  12. ihmal amca kalplerde! bu yazıyı yazarken de aklımdan geçmişti. şeytan uçurtması ve boyalı kırlangıç'ı okumuştum ben de. bu arada ihmal amca'nın (vartan ihmalyan) hüzünlü bir hikayesi var. tam bir sürgün hayatı yaşamış.

    YanıtlaSil
  13. Sabaha "kitapsız bir hayat çok çetin gözüktü gözüme" sözünüzle başlamak iyi geldi. Bir adım daha öteye taşıyarak; "kitapsız ve filmsiz bir hayat çok kurak" da diyebilirim sanırım. Kırmızı balon filmleriyle ilgili benzer duyguları paylaşmışız, bu da ayrı bir keyif elbette...(http://aydanizlenimler.blogspot.com/2009/10/pascaln-krmz-balonundan-simonun-krmz_05.html)

    YanıtlaSil
  14. Sevgili Ay,
    Yazınızı okudum, filmdeki bakıcının dinginliğini unutmuşum, tekrar hatırladım. Gerçekten de doğu-batı çekişmesi vardı filmde. Hsien'in (doğuda çektiği) filmlerindeki kameranın yavaşlığı bana terapi gibi geliyor zaten:)
    Ne güzel bir yazıda buluşmak böyle!
    Çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  15. Nasıl olmuş da ben bu kitabı okumamışım küçükken! Filmi izlicim şimdi, katkı için çok teşekkürler :)Zeze'nin dünyasına da bekleriz :

    http://gunesiuyandiralim-zeze.blogspot.com

    YanıtlaSil
  16. Zeze, umarım seversin filmi. Ama ben filmle çok geç tanıştım, çocukken kitabını okumuştum.
    Zeze'nin dünyasını da ziyaret edeceğim mutlaka. Biliyor musun ben hep Zeze olmak isterdim;)İşte ispatı:
    http://kucucukseyler.blogspot.com/2012/04/clare-olmak.html

    YanıtlaSil
  17. cok hos ve keyfili bir yazi kirmizi balon kitabi ve filmi bulunmali hemen tabi Ursula'nin kitabida :)

    YanıtlaSil
  18. beste, paris'i yakın tanıyan biri olarak (öyle olduğunu tahmin ettim yorumlarından) bence kırmız balon'u sen çok seversin. 50 yıl öncesinin paris sokaklarına tanık olacaksın;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

evini arayan kaplumbağalara...

" Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım ." Tutunamayanlar, Oğuz Atay Hakkında yazı yazmak için gittiğim Denizli/Bozkurt'un Belediye Oteli'nde uyumaya çalışırken, bir şeyler beni dürttü. Belki o gün karşılaştığım kadınlar... Tek bir katının otel yapıldığı bir binada, kendi sesimin yankılandığı bir odada, parlak bir beyaz ışık altında yazmaya koyuldum. En son Nazilli Öğretmenevi'nde lokalden gelen okey şıkırtılarının arasında yazmıştım. Otel odalarının -özellikle taşradaki- o kendilerine has tuhaf varlıklarının üzerimde güçlü bir etkisi var. Erken kalkacak olmamı filan düşünmeden -zaten insan kafasında bir yazı varsa uyuyamıyor- gecenin 4ünde aşağıdaki yazıyı yazdım. Bloğa yazama...

bana çiçek vermişti albayım, üzerimde pembeli mavili bir gömlek

Blogun beşinci yılı doldu bu ay. Dedim "hadi artık, bırak şu mızmızlığı!" Demek ki sonbahar aylarında dürtüyor bizi bir şeyler yazmamız için. Kalemkutusu seçme, martıları seyretme, işporta şemsiyeler eskitme, ağaçlara sarılma mevsiminde. Gökyüzünün mavi olmayı unuttuğu, ayakların su almaya başladığı mevsim. Son zamanlarda boşlamış gibi görünsem de çok sevdim burayı, en çok da buradaki sohbetleri ve blog komşularımı. Nefes aldığım, paylaştığım, öğrendiğim, düşündüğüm bir yer oldu Nezleli Karga , okuyanlar, ses verenler sayesinde. Siz çok yaşayın e mi! :) Aylardan Kasım örtmenim! Bir ciddiyeti var sanki bu ayın, ceketini giyip önünü iliklemiş, bir görev bilinciyle kışı bekliyor. "Kasım ihtiyar, ölü bir ağaca bağladı beni / Nisana haber verin kurtarsın beni ” diyor şarkı. Biraz insafsız mı ne? (T om Waits değil bu kez Liz Durrett söylüyor. Hatta bugünlerde şu seçkiyi dinliyorum, yeterince hüzünlenememekten şikayetçiyseniz sevebilirsiniz :P) Mevsimden mi...

yorgun bir ırmak gibi

Burası nicedir kapısını çalmadığım bir oda. Aslında oda demek istemiyorum. İç avlu daha çok. Oda kadar yalıtılmış değil, olmasın. Bir yerlerden sesler gelsin, rüzgar değsin. Kendime mecra bulmakta zorlanıyorum. Tek istediğim yanar dönerli olmayan, dingin, sessiz bir sayfa. Sonra burayı hatırladım. Ah ah unutuldun unutuldun nezlelim... Yazmayı özledim. Sadece yazmayı...Dünyada bir yazıdan daha iyi bir barınak pek bilmiyorum. Bir ormanda kaybolur gibi yazının içinde kaybolmak ne güzeldir...Bir büyük ormanın sayısız patikalarında kaybolur gibi. Böyle diyorum da Turgut'la gece ormanda ateş böceklerine bakmaya gittiğimizde nasıl korkmuştum. Ormanın karanlık kuytuluklarında gördüğüm olağanüstü manzaranın tadını tam çıkaramamıştım. Bütün o ışıksızlık, ince çıtırtılar tedirgin etmişti beni. Oysa yeryüzünün sesleri o. İnsanın gürültüsünün kesildiği yerde başlayan sesler... Bir yanda kayıplar, sıkışmalar, bir yanda küçük şeyler, umulmadık sevinçler. Dün bir arkadaşımla Zeyrek'e gitti...