Aslı'nın kırmızı balonu



Geçen hafta kardeşimle birlikte kuzenlerle buluştuk. Her buluşmamızda üzerimize bir çocukluk gelir bizim, yaşımız küçülüverir. O gün Kırmızı Balon da konuşuldu. İşte bu da kuzenim Aslı'nın önceden yazmış olduğu Kırmızı Balon yazısı...

Bugün Kırmızı Balon'u izledim. Çocukluğumda okuduğum bu kitabın filminin yapıldığını biliyordum ama ulaşmak mümkün olmamıştı. Birçok bölümünü unutmuşum hatta tek hatırladığım okurken aldığım keyifmiş...

Doğduğum yerde çok önceleri fuar açılırdı. Pavyonlar, pavyonlarda satılan ıvır zıvırlar, imza günleri. Hatta bu imza günlerinden birinde Oktay Akbal bana bir kitabını imzalamıştı. O sıralar daha okuma yazmayı bilmiyordum. Oktay Akbal'ı da tabii... Ona imzanın üstüne ne yazdığını sorduğumda "Okumayı bilmiyorsan neden kitap alıyorsun?" diye bana takılmıştı. O an adamcağıza nasıl öfkelendiğimi şimdi bile hatırlıyorum. Güzel bir gelecek dilemiş bana... Hala durur rafımda, anısı gülümsetir... "İnsan Bir Ormandır"

Fuar hep lunaparkın olduğu alana kurulurdu. Atlıkarınca, balerin, çarpışan araba, hızla dönen salıncaklar... En çok üç oyuncağa binme hakkım vardı. Sahneye çıkmış, herkes bana bakıyormuş gibi hissederdim. Tanıdık tanımadık herkese el sallardım.

Oyuncak sefasından sonra bizimkilerin merakı, pavyon gezintisi başlardı. (Pavyonun diğer anlamını öğrendiğimde şaşırmış, bu bilgiden sonra o kelimeyi kullanırken utanır olmuştum...)  Ben sıkılırdım. Oyuncakların satıldığı bölüm pek bir şey ifade edemezdi. Bizimkilerin kuralı netti "Oyuncak istemek yok!" İtiraz etmezdim çünkü o hakkımı lunaparkta harcamış olduğumu düşünürdüm. Ama balonlara hiç dayanamazdım. Uçan balonlar... O zamanlar şimdiki gibi şekil şekil değildiler. En fazla boğumlu boğumlu belki üzerinde bir iki renkte çizgi barındıranları vardı. Aaa bir de Amerikan uçan balonlar, şu uzun ince olanları hani... Ağzındaki düğümü açtığında pızızvırrrrrrrt diye ordan oraya uçuverirdi, sesi eğlendirirdi...

Bizimkiler her gidişte balon almazdı, gidim aşırı bu hakkım vardı. Babamın bozuklukları baloncunun avucuna bırakması ile birlikte balonun -ki seçimim hep kırmızı olandı- ipi benim elime geçerdi.

-Koluna bağlayalım bak elinden kaçıracaksın...
-Yok kaçmaz ...
-Yenisi için tutturma sonra...
-Tutturmam...

Kırmızı uçan balon... Garip bir şeydi... Bağlayınca sanki tüm özelliğini yitirirdi. Bağlamasan da sonu belliydi...
Azıcık elinden bırak, hoop tekrar yakala...
Bırak,yakala...
Bırak, aaaaaaaa!!!

Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi?

Göğe uçmasa da bırakıp tutma oyununda balonu bir ampul ebeler onun sonunu hazırlardı. Kızarmış deri patlak pinçik yerlere serileverdi....

Bazı günler şansım yaver giderdi. Eve üç kişi bir de balon dönülebilirdi. Odamın içine bırakıverirdim. Minik salınımlarını izleye izleye uykuya dalardım ve her sabah pörsümüş balon ölüsüne gözümü açardım. Nefesim gerginleştirirdi de uçmasına yetmezdi bir türlü... Bir çocuğun nefesine helyum eklenebilse ne güzel olurdu...
Kırmızı Balon... Hatırlamak için alırım belki yeniden... Arkadaş Yayınlarındandı yanlış hatırlamıyorsam... İçinde filmden siyah beyaz fotoğraflar vardı. Tek renkli şey, kırmızı olandı.

Yorumlar

  1. çok güzel, aslı'nın kalemine sağlık:) çocukken bayramlarda gittiğimiz lunaparkları anımsadım, çarpışan arabalar, eteğinde uçtuğumuz balerin:)selamlar, sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. bana da bir sürü şey hatırlattı. aslı inanılmazdır, neleri neleri hatırlar ve öyle bir anda bunu söyler ki elinde proust'un kurabiyeleriyle kalakalırsın.
    lunapark ince mesele...lunaparkın taşra şehirleriyle pek dokunaklı bir zıtlığı var bence.

    YanıtlaSil
  3. Zerka haklı, çok güzel bir yazı bu, Aslı'nın ellerine sağlık.

    Evet Alkım, taşra ile lunaparkın renk dokusu uyuşmuyor ve o uyuşmazlık tuhaf bir hüzün yaratıyor bence. Dokunaklı dediğin gibi, ben de öyle hatırlıyorum. Para biriktirirdik, harçlıklar, tiyatro yapıp kazandığımız paralar (komedi;)), sonra üç oyuncağa binme hakkı, çok güzel tarif etmiş Aslı, nasıl da benziyor hatıralarımız birbirine.

    Hayır, çocukluğuma dönmek istemiyorum şimdi!;) Biliyor musun Alkım, aramızda kalsın ama, bu yazıyı okumayı sırf bunun için ertelemiştim. Görmezden gelmeye çalışmıştım daha doğrusu, fakat ı ıh, başaramadım;)

    Lilişka aylar önce geldiğinde ona bir sürü balon almıştık. Duruyordu onlar bir kenarda, şişmiş hâlde tabii. Dokunmadım bir süre, dayandıkları yere kadar, dedim. Baktım teker teker sönüyorlar. Her telefon konuşmamızda soruyordu Liliş bana; "ne kadar kaldı peki? neden patladılar?" Balon ne mühim olay, hayatî bir oyuncak;p Sen gel, alırız yine bir sürü balon, dedim, öyle olmalı zaten. Çocuklar balonlarla, lunaparkla büyümeli.

    Lunapark ince mesele, bu cümlede kaldım ben.
    Teşekkürler, sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. Justine, bu "ince mesele" aklıma neyi getirdi biliyor musun , bizim orada bir Paris Düğün Salonu vardı. Adı dışında diğer düğün salonlarından farksız bir yer. O isim mesela bana hep çok tuhaf ve hüzünlü gelmiştir. (Taşra başlı başına hüzünlü bir şey sanırım, kabul etmek gerek.)

    Balon güzel bir şey ama! En güzeli de havada süzülenler. (Acaba baloncu amcalar meseleye nasıl yaklaşıyor?) Liliş'in balonları sorması çok şeker. Tam bir çocuk merakı işte.

    Çocukluğa dönüyor muyuz ki? Bana kalırsa gitgide büyüttüğümüz bir yumağın başı gibi bir şey çocukluk. Geliyor bizimle:) Ya da sanırım ben hala o yumağın başını tutmaya devam ediyorum. (Bir süre sonra elini çıkarman gerekir ya...)
    Aman da aman, bir balondan neler çıktı neler. Kimseyi daha fazla metafora boğmadan, kaçayım buralardan:)

    Şu tiyatrolarınızı merak ettim bir de. Çok eğlencelidir kesin.
    Sevgiler Justine!

    YanıtlaSil
  5. sevgili alkım,

    ne güzel anlatmışsın, filmi de, kitabı da izlemek okumak istedim. hem, gerçekten de, uçan kırmızı bir balondan daha göz alıcı, baştan çıkarıcı bir oyuncak yoktur ki:)

    sevgiler çok!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili aglea, kırmızı ve balon buluşunca bence de çok baştan çıkarıcı bir şey ortaya çıkıyor. kırmızı balonlu fotoğraflara bakarken bunu daha da çok farkettim. güneş gibi, müthiş bir şey:)

      Sil
  6. Lunaparkların dokunaklı hali ardında kalan enkazında gizliydi biraz da. Sanki kıyıda köşede unutulmuş kahkahalarla yenmiş pamuk şekerlerinin çubukları.
    O kadar güzeldi ki yazı.
    Bir önceki yazıda da demiştim ya ben de baloncu ardına takılıp kaybolmuşum:) Ve galiba bulamadılar hala:)
    Sevgiler Alkım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ebru, ne güzel demişssin. bir lunapark şiiri olmuş bu. bak, pamuk şekerleri unutmuştum...ne değişik bir şeydir o, varla yok arası.
      demek hala balonların peşindesin:)
      çok sevgiler.

      Sil
  7. Merhaba
    Blogunuzu çok ama çok beğendim ve hemen izle kısmını tıkladım. İzlemedeyim:)))
    Sizi de benim kine beklerim.
    komirra.blogspot.com

    YanıtlaSil
  8. Teşekkürler Özge, ben de ziyaret edeceğim blogunu.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

"çınar, ben, ağaç ve kedi"