Ana içeriğe atla

Nadir ve Simin - Bir Ayrılık

Hayatın büyük kısmı hayhuyla geçiyor. Güneşte uzanan kertenkele olmayı yeğlerim bu hayhuya. Sinema dergisindeki bir röportajında okudum. "Zamandan nefret ediyorum," diyor Woody Allen. Carson McCullers'ın deyişini hatırlatıyor. McCullers zaman için "dünyayı yöneten koca aptal" demiş When We Are Lost şiirinde.

Ashgar Farhadi'nin filmini yazmak istiyorum ne zamandır. Yazmak istenenler zaman bulamayınca insanı dürtüp duruyor. (Sürekli ağzının kamaşması ve hiç erik yiyememek gibi bir şey yani.) Sanırım Bir Ayrılık bu yıl en çok etkilendiğim filmdi. Etkilendiğim İran filmlerinde bir ortaklık var. Hepsi küçük bir hikayeden yola çıkıp yolda karşısına çıkan şeylerin cazibesine fazla kapılmadan, kendi güzelliğinden de sarhoş olmadan, sahici karakterlerle sadelikle ve incelikle meselesine odaklanıyor.

Bu film de sosyoekonomik açıdan farklı iki aile üzerinden sınıfsal çatışmalar, vicdan, kötülük, cinsiyet, inanç temalarıyla hayatın düğümlerini (ve bizi nasıl düğümlediğini) ele alıyor. Fotokopisi çekilen nüfus cüzdanlarıyla açılan film daha ilk sahneden kimliklere ve kodlara bir selam yolluyor. Bir tarafta Simin, Nadir, 11 yaşlarındaki kızları Termeh ve Nadir'in alzhimerlı babası. Diğer tarafta Nadir'in babasına bakan gündelikçi Raziye, kocası ve küçük çocukları. Simin'in başka bir dünya hayali var, kızını yurtdışında büyütmek istiyor. Nadir babasından ayrılmak istemiyor. Termeh anne babasının aralarındaki anlaşmazlıktan mutsuz, sessizce bir şeylerin yükünü taşıyor. Raziye kocasından gizli çalışıyor, bir yandan doğurmayı bekliyor. Günahlar dünyasında yaşıyor, sık sık imama başvuruyor. Küçük kız işe annesiyle birlikte geliyor, tüm çocuk merakıyla bu yeni evi keşfe çıkıyor (Mesela yüzünü buzlu camlara yapıştırıyor :)) Gündelikçi kadınlarla ev sahipleri arasında o ince gerilimi de güzel veriyor film. Her an yerle bir olmaya hazır, sırça bir güvenle tutturulmuş iki taraf.
Filmde birbirine dokunmayan hayatlar sürüyor gibi görünen iki aile bir olay sonunda kendilerini bir çıkmazın içinde buluveriyorlar. Hayat hepsini farklı bir biçimde deniyor. (İşin tuhaf yanı biz seyirciler için de geçerli bu durum. Önyargılarımızın, katman katman açılan film boyunca sınandığını görüyoruz) Termeh'in naif hayat tasavvuru da bir sınavdan geçiyor ve yalana katılmasıyla o da yetişkinlerin dünyasına adımını atıyor. Film bir orta sınıf eleştirisini de barındırıyor ama karakterlerine Haneke kadar acımasızca davranmıyor.  Bu serinkanlı tutum, bu iç burkucu hikayede, Farhadi bu oyunda hepimiz suçluyuz dese de insanı neredeyse iyimserliğe sürüklüyor. (Ve insan kendini başrol oyuncusu Leila Hatami'ye hayran olmaktan alamıyor.)

İzlediğim ilk İran filmini hatırlıyorum. Mohsen Makhmalbaf'ın Gabbeh adlı filmiydi. Üzerine hikayeler işlenen bir halının serüvenini anlatıyordu. Rüya gibi bir filmdi, geniş bir ovada çekilen renk renk iplikler hatırlıyorum. Tekrar izlemek istedim o filmi. Sanki böylece bu hayhuyun ortasında bir şeyler tamamlanacakmış gibi geldi ....
Oyuna devam...

***Müzik yapan İran Kedilerini de anmadan geçmeyeyim.

Yorumlar

  1. Aptal falan da olsa yönetiyor işte bizi bu zaman. Neyse ki kitaplar ve filmler var, biraz olsun yavaşlamak için. Çok övgü alan bir film bu. Gösterimdeyken gitmedim nedense ama bu yıl bitmeden mutlaka izlemeli.

    YanıtlaSil
  2. Ben çok sevdim filmi. Sonlara doğru gitgide güzelleşiyor.
    Evet, neyse ki kitaplar ve filmler var...

    YanıtlaSil
  3. Ben de izledikten sonra kendime gelememiştim uzun süre. Leila Hatami gerçekten de çok etkileyici. Diğer oyunculuklar da çok iyiydi.
    Diğer filmini de tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  4. Diğer filmi derken Elly'den bahsediyorsun değil mi? Varmış bir iki filmi daha. Filmlerini merak ettim doğrusu.

    YanıtlaSil
  5. Sevgili nezlelikarga meraklandırdınız beni yorumunuzla. En kısa sürede izlenilecek filmler listeme eklendi "Nadir ve Simin".

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Ay, tereddütsüz tavsiye edebileceğim bir film. Ben de yönetmenin diğer filmlerini izlemek istedim.
    sevgiler...

    YanıtlaSil
  7. evet nezleli karga, elly, yani şu film:
    http://www.imdb.com/title/tt1360860/
    izledikten sonra yorumlarını okumak isterim:))

    YanıtlaSil
  8. Sevgili Nezleli,
    Bu filmi ben de çok sevmiştim. Hala kulağımda Farsça konuşmalar yankılanıyor biliyor musun, Nadir ve Simin konuşuyor kafamın içinde. O çözümsüzlük o kadar gerçekti ki, sanki orda biryerlerde yaşıyor Nadir ve Simin, ve boyunları bükük kızlarını bekliyorlar... Bir de, Farsça ne güzel bir dilmiş!

    YanıtlaSil
  9. Sevgili Mualla,
    Farsçayı ben de çok severim. Öteden beri bana çok tılsımlı bir dil gibi gelir. Bunu seninle de paylaşmak güzel!
    Bu arada Simin adında bir İranlı arkadaşım vardı. Simin ismi de hep onu hatırlatır. Ne güzel bir isim!

    YanıtlaSil
  10. Allen'ın filmi bitti, dişler fırçalandı, krem sürüldü ve güya hemen yatacaktım, olmadı. Bloğuna takıldım, bir yazı daha, sonra bir yazı, bu son, kapatamadım. İyi ki bana yazmışsın bu gece, teşekkürler seni tanımama yardım ettiğin için.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  11. Sevgili Justine,
    Aynı duygularla okudum ben de yazılarını. Bir blog keşfetmek çok güzel!
    Tanıştığımıza çok memnun oldum ben de:))
    Sevgiler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir yaz gecesi eğer bir yolcu

Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. F eysbuk diliyle “complicated”.  Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel. Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights* Fotoğraflar Sevilla 'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla ,  sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının al...

biber, gözyaşı ve janis

Nerede kalmıştık, göğe bırakılmış bir balon sessizliğinde...Son bir iki ay pek sessiz geçmedi, yoğun geçti. Çokça yürüyerek, gazlanarak, gündemle yapışık yaşayarak, nefes almaya çalışarak, çalışmaya çalışarak, arada “abiye” bir dünyaya ışınlanarak (kuzen düğünleri, tuhaf topuzlar dünyası J ), yaylada kiraz, vişne dağlarda kapari karpuzu toplayarak ve bir kitabı okumayı başararak. Bugünlerde bir kitaba yoğunlaşmak zor. Ama Toroslar ’ın o şefkatli kucağındayken Refik Halid Karay ’dan “ Bugünün Saraylısı ’nı okudum. Çok ilginç bulduğum yerler var, altını çizdim. Yazayım bir ara. Yürümek benim için yeni değil. Aslında düzenle uyumlu, çalışkan bir öğrenciydim ve liseye kadar otoriteyle aram çok iyiydi, ne denirse harfiyen yerine getirir, getirmezsem huzursuz olurdum. Bayrağa bak derlerse gözümü ayırmadan bayrağa bakardım, okulda saçımın örgüsü, Kuran kursunda eteğimin boyu filan düzene birebir uygundu. Evde annem pek karışmazdı ama anneannem kız çocuklarını oturup kalkma, usturup...

çay, annem, bir de ben

  umulmadık bir gün olabilir bugün aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara bir çay söyle yağmurların kokusunda. Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince. Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıra...