çocukluğa teyelli çarşı hikayeleri - II

 *Lisbon'da bir tuhafiye
Evde Burda dergileri ve dikiş makinası tıkırtısı ile büyümüş olanlar, çocukluklarının bir döneminde kendilerini kuzenleriyle Dalton kardeşler gibi bir örnek, acayip kıyafetler içinde bulanlar bilir. Dikiş dikmek demek muhakkak bir makara, düğme, çıtçıt, iğne ihtiyacı demektir. Dikiş dikmek hep bir şeylerin bir şeylerle uyumunu bulmaya çalışmaktır. O yüzde sökülür dikilir tekrar sökülür tekrar dikilir. Dikiş dikmek bir derviş sabrı gerektirir. 
O yüzden kumaşa iğnelenmiş patron kağıtları, kağıtların üzerindeki sabundan incecik çizgiler, teyeller eviçindeki çocukluk coğrafyamın önemli bir kısmını oluşturur. Kat kat açılan dikiş kutusu ve içinde çikolata gözüyle baktığımız rengarenk düğmeler biz çocukların ağzını pek sulandırırdı. Ve tabii tuhafiye gezileri...

Tuhafiye dükkanlarının üzerine tozlu bir ışık düşerdi (sahiden!) ve içerisinin dışarıdan ayrı, tuhaf bir sessizliği, kokusu, ağırlaşmış bir zamanı olurdu. O dükkanlar ayrı bir evrendi. İçinde tela, sutaşı, fisto, brit, volan kelimeleri geçen ayrı bir dil konuşulurdu. Bana sadece gidip etrafa bakınmak düşerdi. (Bir iskemlesi muhakkak ki bulunurdu.) Sanki o sıralarda dahi kendi zamanının dışında yerlerdi buralar.

Küçücük dükkanlarda her çekmecenin içinde kutular, kutuların içinde bölmeler, bölmelerin içinde düğmeler, kurdeleler, tokalar, danteller…Dükkan sahibi sanırım her şeyi bilirdi. Ona şu kadar lastik gider, buna 3 numaralı şiş gerekir, o eprime yapmaz, bu solar, o astar çeker. Onu geçtim, o binlerce küçük şeyin nerede saklandığını şıp diye bulurdu. Evet açıklıyorum, çocukluğumun azizleri bu tuhafiye sahipleri idi. Basbayağı aksi cinstendi bunlar. Bir gün kafamda aklımda tutmaya çalıştığım uzun bir liste ile bir tuhafiyecinin kapısına dayanıp “bir metre kopça” isteyince gözlüklerinin üzerinden bakmıştı ciddiyetle. O tuhaflıklar diyarında yok yok ama bir metre kopça deyince suratına tuhaf tuhaf bakıyor. Tuhaf işte!
 *Granada'da bir tuhafiye vitrini
İşte bu nedendir ki gezerken zamanın dışındaki bu tuhaf yerlerle karşılaşırsam fotoğraflarını çekmeden duramam. Bu yazıyı da Granada’da gördüğüm bir tuhafiye dükkanından sonra yazmaya başladım. İçeri girip bir metre kopça var mı sorsam dedim, aynı aksi görünüşlü amca orada da duruyordu. "Hola!" demekle yetindim.
*çocukluğa teyelli çarşı hikayeleri - I

Yorumlar

  1. Tuhafiye dükkanları Türkiye'nin tüm şehirlerinde birbirinin tıpatıp aynısıymış demek,tuhafiyeci amcalar da...Adamın bilgisine bakıp evde boş zamanlarını kumaş teyellerek geçiriyor sanıyor insan.Yalnız Granada'dakiler bizimkilere fark atmış gibi geldi bana.
    özlem

    YanıtlaSil
  2. fotograflar süper! yalnız Granada'daki tuhafiye daha çok bir azizenin ziyarete açık evi gibi görünüyor:)

    Dükkan sahibinin herşeyi bilmesi tesbitine de bayıldım:) Ya gerçekten öyleydi onlar di mi! O Türk erkeklerinin kadın işleri konusunda bu kadar çok şey bilmesi bana da ilginç gelmiştir, bir de müşterileri ile kurdukları ilişki. Tabi onun bir üst mertebesi sütyen satıcıları var!:))

    YanıtlaSil
  3. özlem, ispanyollar abartmayı seviyorlar. şaşaa filan çok hoşlarına gidiyor. belli oluyor di mi:))

    YanıtlaSil
  4. En güzel, en gizemli dükkanlardır tuhafiye dükkanları... Tuhfeden geliyor sanırım. İçerikleri dışında kokuları da ayrı güzeldir. Lizbon'daki dükkanın vitrini muhteşem bu arada, tam bir çıfıt çarşısı !

    YanıtlaSil
  5. mualla çok güldüm sütyen satıcıları meselesine. onlar ayrı bir olay. onları da yazmak lazım.

    granada'da böyle tuhaf vitrinlerden çok vardı. adamlar vitrini adeta kendilerini ifade edebileceği bir yer olarak algılamış, süslemiş de süslemiş.

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Ay, ben de merak edip bakmıştım. Arapça tuhfe (hediye)kelimesinin çoğulu imiş. Bense tuhaflıklar diyarı olarak algılıyorum:)) Tuhafiyeler bana da oldum olası esrarengiz gelmiştir. Hatta Alis Harikalar Diyarı'nda böyle bir yerde geçebilirdi diye bile düşünmüşümdür.
    Bir tuhafiyede geçen fantastik bir film izlemeyi isterdim doğrusu.

    YanıtlaSil
  7. Tuhafiyede geçen bir film hoş olurdu. Biraz düşündüm eski Türk filmlerini ama hiç anımsayamadım tuhafiye kareleri... Tek aklıma gelen Zeki Alasya - Metin Akpınar'ın eskilerde bir yılbaşı gecesi ekranda çıkan "Nöbetçi Tuhafiyeci" adlı skeçleri oldu. Kimbilir, belki de izlemişsinizdir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. izledik izledik merak etme 80 lerin jenerasyonu bilir şimdiki gibi salak salak küfür saçmalık dolu işini bilmez toplumun pofpofladığı bir kaç tip gibi değil işin erbablarınca yapılmış güzel anılardı .

      Sil
  8. Zeki-Metin'in skeçlerini izlemedim. Nöbetçi Tuhafiyeci iyiymiş:))
    Esrarengizlik anlamında, his olarak buna yaklaşan film Gizli Yüz olabilir diye düşünüyorum ama o da saatçide geçiyordu.
    Güzel bir malzeme, iyi bir film çıkabilir aslında.

    YanıtlaSil
  9. çocukluğum geldi benim de aklıma. bayram öncesi yoğun bir dikiş programı olurdu evde. kuzenlerle bir örnek -ama farklı renklerde- giyinirdik. sanki üzerinden asır geçmiş gibi geldi şimdi bana.
    hey gidi günler...
    aslı

    YanıtlaSil
  10. dur naaptın bir asır filan!
    yalnız, geçen gün bir arkadaşım da söyledi, onlarda da bizimki gibi bir durum yaşanırmış. şaşıp kalıyorum bu kadar benzer hikayelerimizin olmasına...,hey gidi günler diye bitireyim ben de o halde:))

    YanıtlaSil
  11. Küçükken ananemin evinde çok kalmıştım. Ev, bahçe içinde iki katlı, kocaman ağaçların dalları pencerelerine değen, masallardan fırlamış perili köşkler gibiydi;) Orada ananemle yaşadım çocukluğumu ben, sonra yatılı okul tabii. Neyse, işte o evde arkadaşım olmadığı için ananem beni eğlendirmeye çalışırdı. Bebeklerime kıyafet dikmeyi ondan öğrenmiştim. Yetenekli değilimdir dikişte, ama o büyülü uğraşı iyi bilirim. Bir de bir örnek giydirilmeyi. Poliş'le değil, fakat ablamla yaşlarımız yakın olduğu için aynı elbiseleri giydiğimiz çok olurdu, ne komedi;)

    Tuhfe kelimesini ve anlamını şimdi öğrendim, ne hoş. Senin tuhaflıklar diyarı benzetmene de bayıldım ayrıca, ve Alice'in orada geçmesi fikrine.

    Fotoğraflar ve yazı için teşekkürler. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  12. evet evet evvveeet . aynen bunlar.

    YanıtlaSil
  13. Justine, anneannenin evi öyle güzel canlandı ki gözümde! Benim de yazlarımı anneannemin yanında yaylada geçirmişliğim vardır. Sanırım ayrı bir özgürlük duygusu oluyor o anların.
    Dikişle benim de aram yok. Annem çalıştığı halde çok marifetliydi, güzel dikiş dikerdi. O sabrı gösteremezdim ben herhalde. Hep hayran olmuşumdur sabrina.

    YanıtlaSil
  14. eski yazılara bakıyordum da buna yorum yazmadan duramadım:) aynen bahsettiğin tuhafiyeci dükkanları vardı bizim kasabamızda, yazları giderdik oraya, anneanemin yanına, kıyafetlerimizi annem ve anneannem dikerdi. aksi adamların olduğu yarı karanlık gizemli dünyalardı tuhafiyeciler. bu arada bize de kuzenimle takım elbiseler dikilirdi ama bizimkiler şöyle olurdu, kıyafette pembe ve beyaz kombinasyonu kullanılmışsa, mesela benim kıyafetlerimde alttaki kumaş beyaz üstüne dikilen parçalar pembeyse onun kıyafetinin alttaki kumaşı pembe üste dikilenler beyaz olurdu:) bir de bu kıyafetlerin büyükten küçüğe geçişi vardı, en küçüksen hep eskileri giyersin falan:) daha neler neler geldi şimdi aklıma ben de mi yazsam bununla ilgili napsam:)

    YanıtlaSil
  15. zerka, biz de kuzenlerle yazın anneannemin yanına gittiğimizde buluşurduk. dediğin doğru, en küçük en talihsiz olurdu.
    tuhafiye dükkanları oldum olası bana o zamanları çağrıştırır. bak sen de söylüyorsun, tuhafiyeciler aksiydiler değil mi:)

    YanıtlaSil
  16. ne kadar aşina olduğum çocukluk detayları bunlar yahu :) o zamanlar büyüyünce kendiliğimden dikmeye başlarım gibi geliyordu... hala değişmedi büyüyünce dikicem heralde ben hala :)) (40-45 iyidir) :P

    YanıtlaSil
  17. ben de annemi makine başında gördüğümde kolay bir şey sanmıştım. fakat heyhat, üniversitedeyken bir yaz tatilinde başına geçtim, uğraştım uğraştım ve boyumun ölçüsünü aldım. bir daha da denemedim. biraz çabuk pes eden bir insanım ama, onu da ekleyeyim. sen yapabilirsin yani;)

    YanıtlaSil
  18. Hani Türkçe de vardır ya Alkım," ayakkabılık " gibi ne işe yarıyorsa ona ipucu veren, daha önce o bahsi geçen şeyi ömrü hayatında görmemiş birinin bile kullanırken şıp diye bilip yabancılık çekmeyeceği kelimeler...Çocuk aklımla, bana da sihirli gelen TUHAFiye dükkanlarında tuhaf şeyler de mi var da ondan mı tuhafiye denmiş diye düşünürdüm :)
    Babam terziydi,dikmek sihirbazlıkla eşdeğerdi,onu daha da ulaşılmaz kılardı çocuk kalbimde...Yoktan varederdi çünkü,birkaç metre bez,ipler ve makine ile...Sonra hoooooop o çok istediğim kloş etekleri dönerken uçuşan pembe renkli elbisem...
    Büyüdükçe ben söyleyiverince bana göre olmayan yerlerini her yeni dikilen elbisemin,babam nenden sonra ahdetti " Sana dikmem artık bir şey" dedi de,sihri bozuldu neyse ki...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kloş etek! Vardı benim de:) Annem dikmişti, evdeki kumaşlardan. Artık elinde ne varsa. Mor renkli bir etek. Çok iyi hatırlıyorum, orta ikideyim. Sonra bir şekilde kot eteğim oldu. Bir arkadaşım, "hah şöyle modern şeyler giysene," demişti mor eteği gönderme yaparak. Oysa annemin diktiklerini severek giyerdim, ilk kez o gün bir düşüncedir almıştı. Nedense etkilemiş beni, unutmadığım bir hikaye:)
      Terzi bir baban varsa tuhafiye dünyasının bütün tuhaflıklarına aşinasındır öyleyse. Ne güzel! Çocukluğum en etkileyici eşyalarından biri hala annemin kat kat açılan dikiş kutusu:)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

leonard cohen'le bir gece yarısı