Ana içeriğe atla

geçmiş zaman olur ki...

Dışarıda kar yağıyor. Ankara kışın son günlerini yaşıyor. Hatice elinde çay bardağı, ofisin camından dışarı bakıyor.

Hatice ile Kuğulu Park’a gidilir, simitli sohbetler edilir, uzun yürüyüşler yapılır. Hatice yürümeyi çok sever. Bir de çayı sever. Bulvarlar, sokaklar boyu yürünür; bir yerlerde çay içilir. Heyecanlara bir bahane aranır.

En heyecanlı sesiyle birşeyler anlatır ofise girer girmez. Kimi günler durgun olur. Gülüşü çabucak kırılır. Hatice ne zaman üzüntüsünü gizlemeye çalışsa bana hep annemi hatırlatır. El çabukluğu ile bulaşıkları yıkar, yanıma gelir. Onun tüm üzüntüsünü sarıvermek isterim. Bilirim o çocuk üzer Hatice’yi. Tüm gün içimden çocuğa sayıp dururum. Hatta akşam eve gider, çocuğa telefon ederim. Şaşırır sesimi duyunca. Hatice’yi kimse üzmesin isterim. Hatice yürüyüşleri sever. Üzüntüsünü gizler. Ne zaman üzüntüsünü gizlese ben hep ağlamak isterim.

Hatice karlara bakmaktan hoşlanır. Pencerenin yanında, elinde çay bardağıyla. Ne güzel değil mi, der. Bu kez mutlu. Onun mutluluğu odayı güzel bir büyü gibi sarar. Kendimi bırakırım. Hep böyle olsa şu an hiç bozulmasa derim. İçten içe kötü bir şeyler beklerim. O çocuk Hatice’yi üzer. Hatice saçlarını ortadan ikiye ayırır, kulaklarının gerisine atar. Patronları gördü mü yüzü asılır. Onların çorbalarında Hatice'nin mantarları ya çok büyük ya çok küçük kalır.

Kimi günler ofise üzgün giderim. Sana bir fal bakayım, der. “Çok çok güzel şeyler olacak” der, “üç vakte kadar”. Birinin benim adıma yalan söylemesi mi acaba beni mutlu eder? Kahve telvesindeki mutluluk eskizleri öylece kuruyup kalır.

Anlattıkça anlatır. Arada birilerine öfkelenir, patronlara kızar. Saçları kapkara ışıldar. Bu öfke hayatın hazin bir yerine oturur. Elleri hep çok çalışır. Alışkanlıkla, hamaratça. Titizlik onun ellerinde bambaşka bir hale bürünür. Marifetli bir dünyanın kapısından içeri adım atılır. O penceresiz mutfakta yenilenmiş çiçek kokuları, çay kaşığı sesi, kahvaltı mutluluğu. Hatice bana sık sık çocukluktan kalma bir sevinci hatırlatır.

Bir odada yanyana birbirine alınan kitaplar okunur. Hayatın en gerçek anlamı hep orada durur. Onu aramadan o odada solur. Dışarıda güneş karları usul usul eritir. Bir ara sorar, çay yapayım mı, der. Ona bakıp, “oluur,” derim. Aslında iyi ki varsın, demek isterim. Çocukken okuduğum bir kitabı anımsarım.

Yorumlar

  1. çok içlendim okurken. ankara günlerim aklıma geldi.
    herkesin hayatında anısı saklı bir hatice arkadaşı vardır herhalde.

    YanıtlaSil
  2. aline, ne çok kişinin ankara'ya yolu düşmüş meğer. blogculuğa başladıktan sonra farkettim bunu. son yıllarında iyi anlaşamasam da ankara deyince aklıma hep atatürk bulvarı, kitapçılar ve uzun yürüyüşler geliyor. (Şehri bir uçtan diğerine yürürdük o sıralarda)

    YanıtlaSil
  3. Alkım,diğer ödev(!) yazılarının yanında seninki sanat eseri olmuş :) Usta bir yazarın kitabından bir bölüm mü okuyorum acaba dedim önce.Ve beni çok hüzünlendirdin.Her insanın hayatında en az bir kez böyle bir dostluk yaşanmalı.Eline sağlık canım.
    özlem

    YanıtlaSil
  4. Teşekkür ederim Özlem. Bana ev ödevi günlerini tekrar yaşattın sen de:))
    Ödev yapmayı seven bir öğrenciydim ben...

    YanıtlaSil
  5. Ankara..
    Sis, pus, umutsuzluğa endeksli aşk hikayeleri, Kuğulu'da derin sohbetler, içilen sıcacık çaylarla birlikte insana sıcacık, samimi dostlar veren anılarımın başkenti!
    İçim burkuldu birden.

    YanıtlaSil
  6. Nosta, Ankara bende de benzer duygular uyandırıyor. Tabii bir de yürüyüşleri eklemem gerekir. Baharı, sabah rüzgarı da güzel olurdu.

    YanıtlaSil
  7. Teşekkürler yazınız çok güzel kaleme alınmış.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir yaz gecesi eğer bir yolcu

Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. F eysbuk diliyle “complicated”.  Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel. Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights* Fotoğraflar Sevilla 'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla ,  sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının al...

biber, gözyaşı ve janis

Nerede kalmıştık, göğe bırakılmış bir balon sessizliğinde...Son bir iki ay pek sessiz geçmedi, yoğun geçti. Çokça yürüyerek, gazlanarak, gündemle yapışık yaşayarak, nefes almaya çalışarak, çalışmaya çalışarak, arada “abiye” bir dünyaya ışınlanarak (kuzen düğünleri, tuhaf topuzlar dünyası J ), yaylada kiraz, vişne dağlarda kapari karpuzu toplayarak ve bir kitabı okumayı başararak. Bugünlerde bir kitaba yoğunlaşmak zor. Ama Toroslar ’ın o şefkatli kucağındayken Refik Halid Karay ’dan “ Bugünün Saraylısı ’nı okudum. Çok ilginç bulduğum yerler var, altını çizdim. Yazayım bir ara. Yürümek benim için yeni değil. Aslında düzenle uyumlu, çalışkan bir öğrenciydim ve liseye kadar otoriteyle aram çok iyiydi, ne denirse harfiyen yerine getirir, getirmezsem huzursuz olurdum. Bayrağa bak derlerse gözümü ayırmadan bayrağa bakardım, okulda saçımın örgüsü, Kuran kursunda eteğimin boyu filan düzene birebir uygundu. Evde annem pek karışmazdı ama anneannem kız çocuklarını oturup kalkma, usturup...

çay, annem, bir de ben

  umulmadık bir gün olabilir bugün aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara bir çay söyle yağmurların kokusunda. Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince. Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıra...