Ana içeriğe atla

yazmak ya da yazmamak

Yazmak yeraltı dünyasının kılavuzu. Tanıdığın bir boşluğu kapatmaya karşı nafile bir çaba. Bir kokunun peşine takılmak, kurabiye kokusunun, mandalina kokusunun...

Çivilenmek kendi boşluğuna.

Kazımak.

İnceltmek

Acıyacağını bile bile yek bir dil olup çürük bir dişin üzerine bastırmak.

Yazmak yalnız kalmak. Yaşamamak!

Bel ağrısı, boyun fıtığı, kireçlenme gibi istenmeyen misafirleri ağırlamak.
Belki yaşamayı belli belirsiz küçümsemek, yaşamın sunduğu meyveyi elinin tersiyle itmek, kendince bir meyve bulmaya çalışmak, onu tasarlamak, büyütmek, o meyvenin varlığına inanmak, kendin pişirip kendin yemek.

Yazmak kumdan kaleler yapmak, dünyanın karşısına çıkacağın kutlu ana hazırlanmak demek. Belki de ağır ağır delirmek.

Yazmak bir okyanusun, bir çayırın neresinden tutacağını bilememek demek. Onun kıyısında olup bir kağıda bakmak, ömrünü onu kendine saklayacağın aletleri icat etmekle geçirmek demek. Yazmak okyanusun hangi kıyıdan daha güzel göründüğünü aramak, bambaşka şeyler bulmak ve sonunda gözlerini unutmak demek.

Yazmak küçük, hissedilmeyen çivilerle tuturulduğumuzu bilmek

Yazmak, ayna karşındaki soytarı eşini aramak, yazmak kendi kendine tanıklık etmek demek.

Yazmak kağıt üzerinde soluyan bir leke demek.

Yazmak ‘onlar’la birbirimizi bağlayan görünmez ipleri çekiştirmek demek. Bir yolculukta, otobüs camında o iplerin çekiştirildiğini hissedip usulca gülümsemek demek.

Yazmak çekmecelerle yaşamak demek.

Yazmak tüm kötülükleri, içindeki ipsizleri bir bir kucaklayıp onları evcilleştirmek demek.

Korkmayınız, yazmak gayet iyi huylu bir edim!

Yorumlar

  1. Çok sevdim ve bir yolculuğa çıktım buradan.. niye sanata tutulduğumuza dair.. sevgiler kucak dolusu

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Deli Anne. Yazıyla uğraşan kimseye yolculuk yabancı değil sanırım.
    Yazma dürtüsü, kendi başımda da olsa, bana hep ilginç ve tuhaf gelmiştir bu arada:))

    YanıtlaSil
  3. alkimcim ne guzel yazmissin, ben cok duygulandim...

    YanıtlaSil
  4. teşekkürler edgcim, fırsat bulup yazamadım ne zamandır, birikti:))

    YanıtlaSil
  5. yazmak yolculuklarin en zoru galiba.Aynı zamanda da en gereklisi,en hafifleticisi..Etrafa sala sala,temizleye temizleye ilerlemek,yenilerini de eklemek belki yol boyunca..Keyif alıyorum ben de sizi okuyunca.Keşke daha sık yazsanız..Daha sık okusam.Ben de daha sık yazsam..Bu liste uzar gider...

    YanıtlaSil
  6. redrabbit, sanırım insan yazmamak için kendisine çok kolay bahane buluyor. Daha sık yazsak keşke!

    Duras, "yazmak için kendinizden ve yazdığınızdan daha güçlü olmanız gerekir" demiş. Yazdıklarınız nedense bana onun sözünü hatırlattı. Hayat böyle sanırım, benim hatırladıklarımın bir başkasında hatırlattıklarının yine bende hatırlattıkları... Bu da böyle uzayıp gidiyor sanırım:)
    sevgiler...

    YanıtlaSil
  7. bir nev-i "sanat benim içindir" demek galiba yazmak. delirmemek ve hatta sağlam bi akılla sağ kalabilmek için yapılan en bencilce ve en müdhiş eylem!

    YanıtlaSil
  8. Nosta, bence de hem bencilce hem müthiş bir şey!
    Kendini ameliyat etmek gibi bir şey aynı zamanda. Acıdan ve çıplaklıktan korkmamak gerekiyor.

    Tuhaf şey vesselam...

    YanıtlaSil
  9. "bir okyanusun, bir çayırın neresinden tutacağını bilememek... okyanusun hangi kıyıdan daha güzel göründüğünü aramak" yazılarını ne kadar özlemişim alkım:))

    YanıtlaSil
  10. mutlu ettin beni:)) bu yazı bana da atölye günlerini hatırlatıyor nedense. yazmak zor ve güzel...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çay, annem, bir de ben

  umulmadık bir gün olabilir bugün aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara bir çay söyle yağmurların kokusunda. Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince. Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıra...

bana çiçek vermişti albayım, üzerimde pembeli mavili bir gömlek

Blogun beşinci yılı doldu bu ay. Dedim "hadi artık, bırak şu mızmızlığı!" Demek ki sonbahar aylarında dürtüyor bizi bir şeyler yazmamız için. Kalemkutusu seçme, martıları seyretme, işporta şemsiyeler eskitme, ağaçlara sarılma mevsiminde. Gökyüzünün mavi olmayı unuttuğu, ayakların su almaya başladığı mevsim. Son zamanlarda boşlamış gibi görünsem de çok sevdim burayı, en çok da buradaki sohbetleri ve blog komşularımı. Nefes aldığım, paylaştığım, öğrendiğim, düşündüğüm bir yer oldu Nezleli Karga , okuyanlar, ses verenler sayesinde. Siz çok yaşayın e mi! :) Aylardan Kasım örtmenim! Bir ciddiyeti var sanki bu ayın, ceketini giyip önünü iliklemiş, bir görev bilinciyle kışı bekliyor. "Kasım ihtiyar, ölü bir ağaca bağladı beni / Nisana haber verin kurtarsın beni ” diyor şarkı. Biraz insafsız mı ne? (T om Waits değil bu kez Liz Durrett söylüyor. Hatta bugünlerde şu seçkiyi dinliyorum, yeterince hüzünlenememekten şikayetçiyseniz sevebilirsiniz :P) Mevsimden mi...

bizim büyük çaresizliğimiz

Aynı evde yaşayan Ender , Çetin ve Nihal . Biri göbekli, biri kel, biri Nihal. Ender Nihal’e aşık, Çetin Nihal’e aşık, Nihal öğrenci. Ender çevirmen, Çetin inşaat mühendisi, Nihal öğrenci. Ender ’in kitaplardan biriktirdiği güzel kelimeleri, şairleri var; Çetin ’in kelimelere pek de itibar etmeyen dünyevi dünyası, hazları. Nihal ’in neleri var pek de bilemeyiz. Ama kahvaltıda reçelle peyniri birlikte yemesi, soğukta ayaklarının kızarmaması, şişmemesi var. Nihal daha çok bir “imkan”, başka bir evrene yolculuk imkanı. Bu "imkana tutulan"  Ender ve Çetin   “ev”lerine kapanmışlar. Ev, kendi oyunlarını kurabildikleri, tek kale maç yapabildikleri bir alan. Pırasaları ince ince doğradıkları –denedim, çok daha güzel oluyor-, çekirdek “içledikleri”, çay içtikleri, dünya kupası maçlarını seyrettikleri bir alan. Sonra şehir var dışarıda. Gençlik parkı, Tunalı, Kediseven Sokağı. Kış vakti, Ankara’nın o soğuk gülümsemesi, “bulgurlaşmış” karlar. Çanak an...