sessizlik

gecelerikolayuyuyamayanlara...

Bazen her yanın ağrır gibi sesler birikir üzerinde. O zaman bir iç mekana, sessizliğe çekilirsin, işitilmeyen seslerin yanına. Sessizliğin de eski kitaplar gibi şifa verici bir yanı vardır. Kimileri bir şeyler dağılmasın diye sürekli ses çıkarmak zorundadır. Bir şeyleri kovmak, kaçırmak, kendini korumak için. Barthes’ın dediği gibi “söyleme mecburiyeti*”. Sessizlik de eşit dağıtılmamıştır.

Sessizlik duymadığın sesleri işitme hali. Kulağını salyangoz kabuğuna dayar gibi. Gündelik seslerin gürültüsünde boğulmuş o “narin” sesler, sessizliği incitmez, onun içinde kendine kolayca bir yer bulur. 

Kırda bir yaz gecesi sessizliği. Geceleri pencereni açık bırakarak yatarsın ve o gece sessizliği, gece sesleri içinde uykuya dalarsın. Cırcır böcekleri, nadir ötüşler, komşu evlerdeki bir rüzgar çanı, rüzgarın ağaçlardaki sesi, yapraklar, uzaklarda kıyıya vurduğunu duyduğun dalgalar, evlerin o işitmediğin kımıldanışları, doğramaların hafif hafif gıcırdayışı, kepenklerin açılıp kapanması, içeri dolan ay ışığı, neredeyse bütün gece; kolay uyuyamayanların sevgilisi, sana şifa vermek üzere yatağının başucundadır. Kendini o fısıltılı dünyanın içinde, onun bir parçası gibi hissedersin.

Kimi zaman öğle üzerinde böyle bir sessizlik gelir, seni dünyanın durduğuna inandıracak bir sessizlik... Misafirler gitmiş, çocuklar, kediler, sevgililer ve şehir uykuya dalmış. Perdeleri azıcık çekmişsin, güneşin ılık soluğu içeride, duvarın üzerinde pembe bir leke. Sadece soyduğun bir incir kokusunu soluyan ılık bir öğle üzeri. Güneş, odanın son köşesini yalarken...Her şeyin tatlı bir tembelliğe çekildiği bir sessizlik. Oda, yarım bırakılmış vaatler içinde, sessiz. Her şeyin kendini dinlenceye bıraktığı, zamanın biraz yavaşladığı o saatte uyanıksın, ama dalgın ve hülyalı bir uyanıklık. Kendini dinleyiş, o sessiz eve ayak uyduruş. Hafif bir esintiyle dalgalanan patiska perdeler. Hepsi sessizliğe dahil.

Neruda postacı Mario'ya yazdığı mektupta, "Denizi özlüyorum. Kuşları özlüyorum. Bana evimin seslerini gönder. Bahçeye gir ve çanları çal. İlk önce rüzgârın hareketiyle sallanan küçük çanların ince seslerini kaydet, sonra büyük çanın ipini beş altı kez çek. Kayalıklarda yürü Mario, dalgaların patlayışını kaydet," der.Özlediğin sesler sessizliğe dahil.

Anneanneyle bir sedirin üstünde, pencereden bakarak geçirilen bir zaman. Konuşmadan, kendini kendine ve başkasına hatırlatmaya gerek duymadan. Burnuna gelen toprak kokusu. Sessizliğe dahil.

Dallarına güneş vuran bir vişne dalı, sessizliğe dahil. Akşamüstü sulanan bahçeler, bozkırda canı sıkılan çekirgeler de öyle.

Yitirdiğin insanlar sessizliğe dahil. Eşyaların gizli kederiyle birlikte. Üzerine sigara kokusu sinmiş bir ceket, alaturka şarkılara ayarlı bir radyo, yarım kalmış bir çengel bulmaca. Sessizliğin katı hali.

Sessizlik, bulutların arasında bir yolculuk gibi. Kara'nın seslerinden biraz kendini kurtarış. Varlığın özgür bir ruh gibi gezinişi. Şairin dediği gibi, "göğe bırakılmış bir balon" misali.



** "Faşizm bir konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir." Roland Barthes

Yorumlar

  1. Bir yazardan alıntı sandım. Derin ve incelikli. Defalarca çıkarıp çıkarıp okunası.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevmenize sevindim küçük joe, teşekkür ederim. bu arada, blogunuzun ismi "iyi geceler küçük joe" hep gülümsetiyor:)

      Sil
  2. Açtım pencereyi, uyudum. Güzel oldu. Sevgiler:)
    Zeynep

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeynep, işe yarıyor değil mi? Bir de deli martılar olmasa! (Çok gürültücüler.)

      Sil
  3. sessizlik,kendime dönüştür benim için.ara sıra iyi oluyor:)
    sevgiyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tolga merhaba:) ne güzel demişsin, sessizlik kendine dönüş diye, insan ihtiyaç duyuyor buna da. benden de sevgiler!

      Sil
  4. Yazdıkların yine çok güzel.Hem de çokk

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ebru hoşgeldin. Yine gel:) Çok teşekkür ederim.

      Sil
  5. Seni, yazdıklarını, -son günlerde girmeyi unutsam da- bu sayfayı çok seviyorum. Sonda söyleyeceğimi başta söyledim, rahatladım.;)

    Hayat beni hep şaşırtır; büyük bir şaşkınlık ve mutlulukla yazını okudum Alkım, neden, çünkü geçenlerde C.'ye anlatmaya çalıştığım her şeyi bu yazıda buldum. Ananemle bahçeli evin hemen dışındaki sedirde oturup yoldan geçenleri seyretmemiz, tüllü ya da patiska (ne fark eder?) bir perde rüzgârda uçuşurken uyuma ve her şeyi unutma isteğim, dünyanın sessizliğe gömüldüğü saatler, o saatlerde hayatın durması. Demek onca lafa gerek yokmuş, senin yazını hiç ekleme yapmadan okusam sevgilime derdimi gayet güzel anlatabilirmişim;)

    Sessizliğin, anlattığın hâlini biliyorum ve bunu senden dinlemek beni mutlu ediyor. Aynı hisleri taşıyan birinin daha olması ve o kişiyi tanımış olmak çok güzel. Dünya bu küçük ama önemli ayrıntılarla katlanılır bir yer oluyor, aksi cehennem. Daha önce de yazmışımdır, olsun tekrar edeyim; yazıların ve sen iyi ki varsın.

    Çok sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Justine, yazdıklarını okurken ben de "işte tam o a'nı anlatmaya çalışmıştım" diye düşündüm. (Bu sarmal böyle gider:)O evden daha önce de bahsetmiştin, hatırlıyorum. Kimi mekanlar ne kadar çok şey temsil ediyor. Ve anlaşılıyor ki perdelerin bu sessizlik karesinde rolü büyük:) O a'nı perdesiz düşünemiyorum! Perdeler uçuşurken uyumak filan ne güzeldir, şimdi canım çekti bak. Yaşlılık zor tabii ama şifa veren bir yanı da var sanırım, "neler neler geçti, bu da geçecek" rahatlığı. O yüzden ananelerin yanında bir duruluyoruz, yavaşlıyoruz herhalde.

      Bu ayrıntıları ben de çok seviyorum. Yaşasın bağzı ayrıntılar. İyi ki geldin ve yazdın. Çok mutlu oldum.
      Sevgiler.

      Sil
  6. ne hoş anlatmışsın yine, fotoğraf da ne güzel, yazıyla bütünleşmiş. geçen yıl da konuşmuştuk ya yaz gecelerini, sessizlik yaz gecelerinde farklı bir şekle bürünüyor sanki, daha bir görünür, kendini hatırlatır olur gibi geliyor bana. hele ki, sakin bir kasabada, köydeysen. gecenin de gündüzün de birbirlerinden farklı, kendilerine has bir sessizliği oluyor yazın. böyle böyle devam edip bir sessizlik yazısı da ben mi yazsam:) senden aldığım ilhamların hakkını nasıl ödeyeceğim acaba?:)

    alıntı da çok güzel “Bana evimin seslerini gönder. Bahçeye gir ve çanları çal..”

    mahir ünsal eriş’in yeni kitabını okuyordum ben de, yaz gecesinden bahsedince, o da şöyle yazmış: “Kamelyadaki neşe, gecenin tül gibi zarif, ılık karanlığında dalgalanıyordu. Yaz akşamlarının insana yaşadığını hissettiren bir tadı var hakikaten de. Büyülü ve ölümsüz olmamaya içerleten bir tat.”

    bir de bu sıralar sıklıkla şunu dinliyorum ki yazdıklarına benzer bir yanı var sanki bu müzikten geçen bir şeylerin. http://www.aleminsesleri.com/avaton-ydor-aer/

    yaz gecelerinin ramazanla buluşması da ayrı bir güzellik, sahura kadar oturup sesleri dinliyorum, savaşın, ölümlerin arttığı zamanlarda, “göğe bırakılmış balon”ları, denizin, bahçenin, evin seslerini arayarak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerka, yaz geceleri çok güzel ama, sevilmeyecek gibi değil ki elden bir şey gelmez:)hele ki sakin yerlerde o sesle uyumak! onun yerine klima gürültüsüyle uyumak zorunda kalmak bana eziyet gibi geliyor. (sevmiyorum, sevemedim klimayı ama özellikle mersin'de bazı günler artık mecbur kalıyorsun.)

      mahir ünsal'ın yeni kitabını ben de okumak istiyorum, diğerini çok sevmiştim. daha önce de konuşmuştuk ama yazmış mıydım hatırlamıyorum fakat eriş'in yazdıklarını okurken bazen aynı oturma odasında büyümüşüz gibi hissediyorum.

      verdiğin link'i tenik olanaksızlıklar nedeniyle şimdilik dinleyemedim, zira evden uzaktayım:) şu anda saraybosna'dayım. savaşlar, ölümler demişsin ya, buralarda insanın aklından hep bunlar geçiyor. acının tarihi çok yeni burada, insan hem burası hem de insanlığın sınıfta kaldığı bütün bu durumlar için üzülüyor... düşmanlık ne çabuk yayılan bir şey.off off...
      yine de akşam vakitleri çarşıyı dolduran cıvıl cıvıl kalabalığı ve bir şeylerin geride kaldığını görmek güzel burada. şunu da yazmadan geçmeyeyim, akşamları iftar vakti top atılıyor burada, yine çocukluğumu buldum ummadığım bir köşede anlayacağın:) akşehir'de de bir tepeden top atılırdı, biz çocuklar heyecanla bekleşirdik!
      sevgiler zerka.

      Sil
  7. her defasında, her yazında aynı şey başıma geliyor. senin yazılarının bendeki "kaderi" bu.

    okuyorum. sonra başa dönüp bir daha okuyorum. ekranı kapatıyorum, sözcüklerin içimde başka bir okuma başlatıyor. oradan oraya, kendi anılarıma, kendi sözcüklerime geri dönüyorum, seninkilerin kokusu onları sarıyor...

    sonra geri dönüyorum yazıya, çeşitli kereler. tekrar, tekrar, birbirini izleyen günler, yeniden yeniden okuyorum.

    uçuşan perdeleri ben de severim. oğlum bebekken ürkerdi bu hareketten. korkulu gözlerle perdeye bakınca, ona rüzgarı anlatırdım. şaşkın şaşkın suratıma bakardı.

    ve anneanneler; bir yaşlı bedenin kokusunda öylece oturup durmak, bakmak, susmak nasıl da mümkün . ben artık anneannemle, her karşılaşmam da içimden vedalaşıyorum.

    bir gün birimiz hakikaten "kaybolsun"... justine, elektra, sen ve ben buluşup kaybolanı bulalım ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zelda, ne güzel anlatmışsın, ben de yorumunu tekrar tekrar okudum, her okuyuşumda ayrı mutlu oldum. seyir halinde olduğumdan oturup cevap yazacak fırsatı şimdi bulabildim. ayaküstü yazamıyorum teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, illa bir masanın başına oturacağım:)

      aslında bu blog yazısını yazdıktan sonra bir arkadaşımla konuşmuştuk, bu yazıyla pek ilişki kuramadığından bahsetmişti samimiyetle. bazen insan yazdığında da kayboluyor (bugünlerdeki temamız kaybolmak ya:) o yüzden yazdığımın sende bir karşılığının olmasına ve hatta bir şekilde yankılanmasına çok sevindim. hatta düşündükçe daha da seviniyorum:)

      bende de evde birilerinin öğle uykusuna yattığı, perdelerin uçuştuğu, neredeyse zamanın durduğu o sakin saatlerin yeri ayrıdır. oğluna rüzgarı anlattığın zamanı -ne güzel bir şey bu- hayal etmeye çalıştım ben de. acaba nasıl anlatmıştır diye düşündüm.
      bu arada seyahat sırasında bir karga fotoğrafı çektim ve çekerken de sen aklımdaydın. onu göndereyim sana.
      ben sık sık kayboluyorum ve sizinle kaybolmaya dünden razıyım! yapalım!
      güzel bir hafta sonu diliyorum sana. sevgiler:)

      Sil
  8. Çocukluğumdan hatırladığım,hatırlarken çok sevindiğim anlar ve o anları biricik yapan sesler var.Oldum olası yüksek sesi seymeyen ben nerden konu açıldıysa babamla aynı anda yaptığımız itiraf ve aynıanda her ikimizde de de şaşkınlık yaratan o ses...

    Uyumak üzere kocaman divana sıralanmış çocuklar( kuzenler,kardeşim ve ben) ve onlar rahatça uykuya dalsın diye fısırtılı seslerle konuşan annemle teyzem...
    :)

    Ne garip ama, çocukluğumdan hatırlarken en çok sevindiğim ses bu!
    Bir nevi sessizliğe usulca kenarından karışmış nazenin bir ses...Anne sesi üstelik...
    Anlatabilmen bu denli güzel,ne güzel Alkım...Kayboluyor insan her defasında kendi çocukluğunda,yaşadıklarında,ruhunun içinde bir yerlerde...
    Çok yaşa e mi!..
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Delikız, yazdıklarını kendi çocukluğummuş gibi şaşkınlıkla okuyorum. Bu ne güzel bir hismiş!
      Benim de en sevdiğim şeylerden biri annemle teyzem (evet, aynen sende olduğu gibi) konuşurken yanlarında yatmaktı. dünyayla ince ve narin bağı hala koruyup uykuya çekilmek. ne güzeldi!
      Anlatma isteği bitmiyor aslında, şu işler olmasa. Döndüğümden beri işlerin içinde debeleniyorum. Buraya dönmek istiyorum:)

      İyi ki yazmışsın bunları Delikız. Sevgiler.

      Sil
  9. ben bazen kalabalıkta yakalamayı çok seviyorum sessizliği.Beniz seçtiğim bir zaman dilimi olmuyor ne yazık ki ancak geldiğini,o kendiliğinden beni sarışını hissedince kendimi teslim etmenin hafifliği mutlu ediyor beni.Bazen kalabalıkta,arkadaşlarla muhabbette,orda olman gereken zamanlarda birden ,görünmeyen biri sarılıp beni ordan uzaklara,hiçliğin mekanına götürür gibi hissederim.bedenim hala ordadır,sesleri de az buçuk duyabilirim ama aslında ben çoook uzaklarda,bir "an"da asılı kalmışımdır.geri dönüşlerim de gayet sessizce ve kendiliğinden olur.Bir tek ben bilirim ya da beni izleyen,dikkatli bir sevgili.kendimle kucaklaşırım sanki.affederim yine,yeniden.bir dahaki kızışlara kadar..Herkesi,herşeyi ama önce en çok hırpaladığımı;kendimi...bugün doğum günüm..yazını okuduktan sonra parkta yürüyüşe çıktım,köpek salsa'yı izledim,ağaçları,rüzgarı dinledim.iyi hissediyorum kendimi.vesile oldun yine.varol..

    YanıtlaSil
  10. Dogum gunun kutlu olsun redrabbit. (Yarin da kardesimin d.gunu) Sessizligi ne guzel anlatmissin. Bugun bir sikinti var uzerimde. Anlattigin "yer" -hicligin mekani- cok guzel ve dingin geldi, oraya yolculuk yapmak istedim. Yuruyus, hele ki agaclarin arasinda bir yuruyus insana ne iyi geliyor. Belki ben de aynisini yapmaliydim bugun. Salsa ile arkadasligini biliyorum. Bende de kediler var. Onlarin sessizligi de bambaska bir sey. Bir kopek arkadasim da vardi. Kaybettik. Oyle bakardi ki zihnimden gecenleri okuduguna emindim. Cok dokunakli gelirdi bakislari... bu yazdiklarin da bana iyi geldi redrabbit. Nice guzel yillara.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

leonard cohen'le bir gece yarısı