Ana içeriğe atla

bir yaz gecesi rüyası

özgür'e yüzlerce kırmızı balon!
Hayatın hafiflediği zamanlar var, Hayatın hafifleyip, ipeksi bir yaz elbisesine dönüştüğü zamanlar. Bu zamanlara ihtiyacımız var. Yoksa zamanla çoğalan, ayağımıza takılan, bizi ağırlaştıran yükler var.

Üniversitede iken birer küçük Sisyphos gibi hissedip öyle davranmak çok hoşumuza giderdi. Hayatın tüm taşları bize taşıtılıyormuş gibi. Biraz da filmlerden araklanan roller olsa gerek. Juliette Binoche’nin (dokunaklı bir flüt sesi eşliğinde) uzaklara bakan hüzünlü yüzü bize hepsinden anlamlı gelirdi. Hayatın anlamlı olanı hüzünlü olanıydı. Fransız aktrisleri uzaklara ne güzel bakıyorlardı.
Melankoliyle hala aramızdan su sızmaz ama hayatın hafiflediği zamanların kıymetini daha iyi biliyorum artık. Her şeye biraz daha kaygısız bakabildiğimiz zamanların. Gece esintisi, şenlik ateşini andıran şehir ışıkları, sokak çalgıcıları, yasemin kokusu, arkadaşlarla gece göğü altında yapılan sohbetler, sokaktakilerle akrabalık. Evlerle sokağın arasındaki sınırın gevşediği zamanlar. Yaz gecesinin kendisi koca bir ev gibi hepimize. Yüzümde yaz rüzgarını hissederek şehirde, yürüyüşlere çıktığımda “dünyada her şeyle baş edilebilir” duygusunu yaşıyorum bazen. Böyle aniden gelen, beni zıplatarak yürüten, azıcık da utandıran bir iyimserlik. Birazdan sokakta piyango bileti satan adam, yoldan geçen bir kadını çevirip şarkı söyleyerek dans etmeye başlayacak sanki. (Gerçi burada bunun mümkün olduğunu gördüm, Hollywood müzikallerine taş atmaya gerek yok.)
Bütün bu yazdıklarımdan sonra itiraf edeyim ki yaz mevsimi en çok didiştiğim mevsim. Sanırsınız Carson McCullers romanlarında Amerika’nın güneyinde sıcakla boğuşan kız çocuğu bendim. (Benim de kendimce mücadele anılarım var elbette.) Yine de bir yaz gecesinin şefkatli kollarını yadsıyamam. Gecenin, bir yaz gecesinin gündüze göre daha eşitleyici bir yanı varmış gibi düşünür romantik yanım. Diğer yanım öyle olmadığını bilse de sesini çıkarmaz. (Bazen göz yumar böyle. Sevinsin garip.).

Yaz geçer. Yaz gecesi rüyaları kalır. (Romantik, naparsın...)

Ve işte yazın bu ilk günlerinde doğanların hep iyimser ve üzerine yıldız tozu serpilmiş bir yanları bulunur:))

Yorumlar

  1. hey merhaba.Tam da yazdığın şeyler geçiyordu kafamdan son günlerde.Benim büyüdüğüm yerlerde yaz uzundu İstanbul'a göre.Özellikle de öğleden sonraları.Yaz esintisine kendini bırakmış tül perde gibi ben de kendimi yatağa bırakır sokağı dinlerdim.Satıcılar,evlerden daha doğrusu mutfaklardan gelen kokulara karışmış çiçek kokuları,tek tük geçen arabalar..Akmak bilmeyen zaman..Arada üşenmeyip kalkıp biraz karpuz yeme..Sonra yine bırakıverme kendini yatağa.hayal kurma.Uzak yerleri,hiç gitmediğin yerleri,orda yazların nasıl geçtiğini düşünme..Yazlar heryerde aynıymış ama süresi farklıymış.Milli piyangocular heryerde dansedermiş yaz geceleri,çocuklar hep neşeli..Neşen daim olsun.

    YanıtlaSil
  2. redrabbit,
    tam "neden yazmıyorsun?" diyecektim ki yeni blogunu farkettim. hoşgeldin ve yaşasın!
    güneyde yazları uzun geçerdi dediğin gibi. habire balkon yıkanırdı bizim evde. "sıcak bastı" lafı geçerdi sık sık. ne zaman sıcak bassa ben yorgan altında yatacağım kış günlerini özlerdim.
    bir yandan da geceleyein herkesin sokaklara dökülmesi, sokaklar evin sınırlarının böylesine gevşemesi hoşuma giderdi. yaz demek bizim oralarda rahatlık ve şıpıdık terlik (senin yazındakilerden) demekti.

    YanıtlaSil
  3. bu arada senin pazar yazına yorum bırakmayı başaramadım nedense. belki de önce sana geliyordur. yeniden hoşgeldin!

    YanıtlaSil
  4. Asıl sen hoşgeldin.Daha sık yazman güzel olurdu.Evet ben de bir blog adresi aldım ama bir an da verilmiş kararla oluşturulmuş bir sayfa ve sadece yazdım,basit yönergeleri takip ettim ve karşımda sayfa beliriverdi.Yorum bırakamaman muhtemelen benim gerekli ayarları yapmamam ya da yanlış yapmamdan kaynaklanıyor.İlgileneceğim.Resim de yükleyemedim zaten. Ben önümüzdeki hafta 10 günlüğüne senin oralara,güneye kaçacağım.Yaz sıkıntısı yaşamaya,sabah yüzümü denizde yıkamaya,Dağ esintisinde pineklemeye ve çalışmaya:))Tamamen doğada olacağım;4 duvar,bizi saran beton yığınlar olmayacak etrafımda.Yazın doğmuş olmayı isterdim ama ben bir sonbahar çocuğuyum.Sen?

    YanıtlaSil
  5. Ben yazın göbeğinde doğmuşum ama ben de sonbaharı yeğlerdim. Küçükken yazın birbirime benzeyen günlerinde benimkisi unutulur giderdi ya da -yine balkon yıkarken muhtemelen- "bugünün nesi özel" diye ergenlik bunalımım depreşirdi:)) O zamandan bu yana doğumgünlerimi kutlamayı pek sevmem.
    Benim bu yazıda kastettiğim ise yazın ilk günlerinde doğanlar (yengeçler) Aslında bir arkadaşımın doğumgününde yazdım yazıyı.
    Sana çam kokulu, cırcırböcekli, yıldızlı akdeniz günleri diliyorum o halde. Ne güzel! Döndüğünde oraları yazsan ne güzel olur...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir yaz gecesi eğer bir yolcu

Sevilla'da bir yaz gecesinden manzaralar Yazın değil, yaz gecelerinin bitişine üzülüyorum sanırım. Yaz günleri bitse de olur... Ne insafsızca geldi böyle demek şimdi. Aşk-nefret ilişkisi bizimkisi. F eysbuk diliyle “complicated”.  Güneyde büyümüş olmanın bir uzantısı muhakkak. Yazları gözünü kamaştıran güneşle uyanmanın, yatakta güneşten kaçmanın yollarını aramanın ve gün boyunca her şeyin rengini çalan bir güneşle ikindiyi zor etmenin uzantısı. Işığın kırılmaya başladığı saatler o yüzden benim için yazın en güzel saatleri. Gece ise o zorlu günün bir mükafatı gibi. Esintili gece yürüyüşleri. Ay ışığı altında uzanıp denizi seyretmek...Denize girmek... (Biraz daha zorlasam buradan bir kurtadam hikayesi çıkartacağım;) Gece güzel. Yaz geceleri güzel. Cat Power "The Greatest" - My Blueberry Nights* Fotoğraflar Sevilla 'da bir yaz gecesinden. Tam bir yaz şehri Sevilla ,  sıcağından ötürü "İspanya'nın tavası" deniyor. Gösterişli binalarının al...

biber, gözyaşı ve janis

Nerede kalmıştık, göğe bırakılmış bir balon sessizliğinde...Son bir iki ay pek sessiz geçmedi, yoğun geçti. Çokça yürüyerek, gazlanarak, gündemle yapışık yaşayarak, nefes almaya çalışarak, çalışmaya çalışarak, arada “abiye” bir dünyaya ışınlanarak (kuzen düğünleri, tuhaf topuzlar dünyası J ), yaylada kiraz, vişne dağlarda kapari karpuzu toplayarak ve bir kitabı okumayı başararak. Bugünlerde bir kitaba yoğunlaşmak zor. Ama Toroslar ’ın o şefkatli kucağındayken Refik Halid Karay ’dan “ Bugünün Saraylısı ’nı okudum. Çok ilginç bulduğum yerler var, altını çizdim. Yazayım bir ara. Yürümek benim için yeni değil. Aslında düzenle uyumlu, çalışkan bir öğrenciydim ve liseye kadar otoriteyle aram çok iyiydi, ne denirse harfiyen yerine getirir, getirmezsem huzursuz olurdum. Bayrağa bak derlerse gözümü ayırmadan bayrağa bakardım, okulda saçımın örgüsü, Kuran kursunda eteğimin boyu filan düzene birebir uygundu. Evde annem pek karışmazdı ama anneannem kız çocuklarını oturup kalkma, usturup...

çay, annem, bir de ben

  umulmadık bir gün olabilir bugün aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara bir çay söyle yağmurların kokusunda. Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince. Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıra...