Pazar Günlerinin Çocukluğa Açılan Kapısı


Memur çocuklarına
Pazar günleri bana taşrayı anımsatır. Taşra sadece küçük şehirlere, muşamba örtülü masalara, çıplak lambalı lokantalara ait değildir.* Taşra, daralan hayattır. Pazar günleri boşalan sokak gibi ıssız kalan hayat, varlığın kendini yoksun hissettiği andır.

Bir Çay mı Koysak / Varoluşçu mu Olsak?

Pazar günlerine kısaca bir çocukluk travması deyip geçebiliriz. Pazar günü benim için üzerinde bir kış ruhu gezinen orta halli bir aile evidir. Üzerlerinden bir kullanılmamışlık kokusu yayılan misafir odaları, varlığı tozlanmakla tozu alınmak arasında salınan büfeler, (Tezer Özlü’nün o hiç sevmediği) kauçuk ağaçları, cilt numarasına göre dizilmiş Hayat Ansiklopedileri, şekerlikler, küllükler, terlikler, o tektip evler ve hayatlar demektir. Ailecek sırayla yapılan banyolar, bir sobanın yanıbaşında üzerine abanılmış ev ödevleri, sürekli açık olan TV sesi, çamaşır sepeti ve odaya yayılan ütü buharıdır. Hem sürekli bir hazırlık hali hem de asılı kalan zaman, asılı kalan hayat ve onun o koca boşluğunu hissetmenin sıkıntısı demektir. “Bir çay mı koysak” lafı, bu nedenle en çok Pazar günlerine yakışır. Pazar günleri bir kaygı halidir. Bu nedenle aslında Pazartesileri, Pazar günlerinden çok daha insaflıdır.

Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken…

Şimdi kendi halinde bir şehirde duvar üzerine dizilmiş, ayaklarını sallayan kız çocuklarını gördüğümde bir şefkat duygusuyla birlikte bu pazar sıkıntısı yeniden dirilir içimde. Bir zamanlar Ankara’da yurdun iki adım ötesindeki Yüzüncü Yıl Mahallesi’nde, art arda yanan ışıklarla kışın kısalan günleri karşısında hissettiğim o tarifsiz kasvet gibi.

İyi pazarlar size….

Ben kalkıp bir çay demleyeyim en iyisi. Sartre, kusura bakma!

*Nurdan Gürbilek “Taşra Sıkıntısı” adlı yazısında bunu çok güzel anlatır. Kitap: Yer Değiştiren Gölge, Metis Yayınları

Yorumlar

  1. Ben yazsam bu konuda tamamen aynı şeyleri yazardım ama bu kadar güzel yazamazdım.
    özlem

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Özlem. Bu "pazar sıkıntısı" ortaklığı sayesinde ben de senden (ve blogundan) haberdar oldum, ne güzel! Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Tezer Özlü'nün ve Nurdan Gürbilek'in hastasıyız. Ustalara Saygı kuşağının en nadide parçalarındandır kendileri. Sezon açıldı değil mi Alkım? Şükür kavuşturana :)

    YanıtlaSil
  4. Evet, evet, okullar açıldı sezon da açıldı!Demek ki okullu olma hali hala sürüyor içimde.

    Komşuculuk oynamaya devam:))

    YanıtlaSil
  5. Sanki hepimiz aynı evde yaşamışız gibi:)

    YanıtlaSil
  6. Ah ne de güzel söylemişssin! Doğru, aynı koltuklarda büyüdük:))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

"çınar, ben, ağaç ve kedi"