aşktan söz etmeyen mektuplar ve nisan

Nisan en zalimi ayların diye başlıyor “Çorak Ülke” şiiri. Ne zalim bir şiir diye düşünüyor insan en başta. Nisan en güzel ay!

En zalim aydır Nisan, çıkartır
Leylakları ölü topraktan, karar
Bellekle arzuyu, karıştırır
Kasvetli kökleri bahar yağmuruyla.
Sıcak tuttu bizi kış, örterek
Yeryüzünü unutkan karla, besleyerek
  
Bu güzel havalarda içimden sadece o anı yaşamak geliyor. Vapurda giderken sadece vapuru ya da suyu düşünmek (Bir arkadaşımın kedisi var, adı Vapur. Aklıma geldi şimdi.) yürürken çiçekçi kadınları, kaldırımları, ikindi çayını. “Pencere, en iyisi pencere” şiiri gibi. Sadece pencere, perdelerin havalandığı bir pencere! Çiçekli düşünceler işte.  
Zoo, Aşktan Söz etmeyen Mektuplar’ı okuyorum. Viktor Şklovski'nin, sürgün günlerinde Berlin’den yazdığı mektuplar. 

Sen benim oturduğum kentsin, ayın ve günün adısın sen,” diyor adam.

Aşkın beni yaralıyor. Günün birinde beni yaralayacaksın sen. Çünkü bugün çok seviyorsun..." diyor Alia.

Ağzını, dudaklarını ezbere biliyorum,” diyor adam.

"Aşkın belki büyük ama hiç de neşe vermiyor insana,” diyor Alia.

"Senin ayaklarının altına serilmişim Alia, tıpkı bir halı gibi," diyor adam.

Aşktan sözetme bana," diyor Alia. “Uçarı ol biraz.”

Sana aşktan sözetmeyeceğim, havanın nasıl olduğundan söz edeceğim yalnızca. Bugün Berlin’de hava güzeldi,” diyor adam.

Sana yatağımdan yazıyorum. Dün gece geç saatlere kadar dans ettim de ondan,” diyor Alia.

Bana iki görev verdin.
1-Sana telefon etmemek
2- Seni görmemek.
Artık ben meşgul bir adamım." diyor adam. (Alem bunlar!)

"Ve işte sana teşekkür ederim. Sevimli küçük Tatar seni, çiçeklere teşekkür ederim," diyor Alia.

Bugün Berlin neredeyse hiç kar görmedi. Bugün Şubat’ın 5’i. Hala aşktan sözetmiyorum,” diyor adam. 

Sen kendin için benden sözediyorsun. Ben senin için kendimden sözediyorum,” diyor Alia.

"İyi ki İsa Rusya’da çarmıha gerilmedi. Bizim oralarda şiddetli soğuklar olur, kar fırtınaları çıkar....Bağışla beni Velemir Hlebnikov*, yabancı yazıların ateşi karşısında ısındığım için," diyor adam.

"Her şeyin tıpkı terbiyeli insanlar gibi sakınımlı ve sessiz bir hali var," diyor Alia. 

"Pantolonun ütülü olmasına inan ki hiç gerek yok! Pantolon üşümemek için giyilir," diyor adam.

"Gözlerim kapalı bir halde neden titreştiğini bilmediğim bir açelyaya bakıyorum," diyor Alia.

"Petersburg içimi sızlatıyor, kaldırımlarını düşünüyorum...Sen fazla Avrupacı bir uygarlığın insanısın," diyor adam.

İlkbahar yaklaşıyor. Bu mevsimde, sen bir şey kaybettiğin ya da unuttuğun ve ne olduğunu bir türlü anımsayamadığın izlenimine kapıldığını söylemiştin bana," diyor adam.

 "İlkbaharda ben Petersburg’da omuzlarımda siyah bir pelerinle, rıhtımlarda gezinirdim. Orada uykusuz geçen geceler olur, güneş de köprüler de henüz yeniden açılmadan doğar. Ben rıhtımlarda pek çok şey buldum. Ama sen, sen hiçbir şey bulmayacaksın, sen yalnızca bir şey kaybettiğinin farkına varmayı bildin...” diyor adam.

"Anlaşmayı bozuyorsun sen. Bana günde iki mektup yazıyorsun. Daha şimdiden bir yığın oldu bile," diyor Alia. 

Aşktan başka şeylerden sözetmekten yoruldum artık,” diyor adam. Hiç takım elbise giymemiş adamların aşklarından söz ediyor. 

Nisan güzel. Bahar esintisi, çiçek kokuları, yıkanmış taşlığa vuran ikindi ışığı...Vapurlar. Bunlara kayıtsız kalmak zor. Kusursuz bir evrenin parçası olmaya çalışıp yoruluyor, sersemliyorsun. Bir işe başlıyor, yarım bırakıyorsun. Bir güzellik karşısında belki de kendini yetersiz hissediyorsun. Aslında sen de sürgünde, çok tanımadığın bir memlekettesin. Elin ayağına dolaşmış. Aşık adam gibi. Çiçeklerin yanıbaşında suçlar işleniyor. Belki de sadece aşktan sözetmek istiyorsun. Aslında aşktan söz etmediğinde bile ondan söz ediyorsun. 

Evet, Nisan zalim bir ay. Çiçeklere rağmen. Çiçekler yüzünden.

*Kitabın o güzel çevirisi Sema Rifat'a ait.
**"Her insanın hangi kentte olursa olsun bir oda sahibi olmaya hakkı vardır," diyor Hlebnikov.

Yorumlar

  1. çok sevdim bu yazıyı, her cümlesini! şiirler, müzikler ve alıntılar da öyle. zalim bir şiir tanımına da bayıldım:)
    nisan güzel, zalim olan dünyanın hali herhalde. sadece nisan bu güzellikleri ortaya çıkardığı için zalimlik daha çok koyuyor insan. çicekler yüzünden demişsin ya sen de, evet, çiçekler yüzünden. ne güzel demişsin...

    YanıtlaSil
  2. bir zalimlik var değil mi? oysa önce karşı çıkmıştım.
    bu arada nisan ayı en sevdiğim ay belki de. kulağa böyle güzel gelen başka bir ay yok bence. (süryaniceden gelmeymiş.)

    bir de, bu çiçekler ne menem şeyler. geçen gün bir demet nergis alıp ofise götürdüm. tüm gün ona bakıp bakıp durdum:)
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Nisan, salt erguvanlar yüzünden bile en güzel ay sanırım. Viktor Şklovski'yi not ettim hemen. İlk alıntı Nisan kadar güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah tabii, erguvanlar. İstanbul'un en güzel zamanı.

      Şklovski, ilginç bir yazar sevgili Ay. Ben de daha önce okumamıştım. Bu kitabında da aşktan sözetmemek için türlü taklalar atıyor, hayvanat bahçesini filan anlatıyor uzun uzun. Metaforlarla.(Rus yazarların zihinleri zaten çok acayip çalışıyor.)

      Sil
  4. Ne güzel yazı! Coşku ile keder bir arada sanki. Yazılarınızda hep öyle sanki...
    Nisan'ın benim için çok zalim olduğunu söyleyebilirim. Nisan uçuşan polenler ve alerji ayı;)

    YanıtlaSil
  5. Kitabı da merak ettim ama baskısı yok sanırım artık. Ruz yazarları candır!

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Candide, aslında neşeli bir ruh haliyle başlamıştım yazıya. İlginç işte, sen mi yazıyı sürüklüyorsun yazı mı seni...

    Kitabın YKY'den çıkan iki farklı baskısı (ve iki ayrı çevirisi) var. İlginç! Ben Sema Rifat çevirisini okudum, gayet güzeldi. Ama dediğin gibi baskısı tükenmiş. Nadir Kitap'ta filan bulunabiliyor.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben, olcay kunal (yky, 2004) çevirisini okumuşum, altını çizdiğimiz yerlerin denkliğine bakarken bu olcay kunal çevirisini daha güzel buldum.

      ben de bir alıntı-ekleme yapıp(eski bir kitaba ikinci önsöz: onu(o eski beni) bu kitapta bıraktım, tıpkı bir zamanların romanlarında yolunu kaybetmiş bir denizciyi ıssız bir adaya terk ettikleri gibi.), kendi yorumumu ilave edeyim: http://verbumnonfacta.blogspot.de/2009/10/alt-cizili-satrlar-hayvanat-bahcesi.html

      Sil
    2. başka bir çevirisinin olduğunu bilmiyordum. doğrusu çok merak ettim. çeviri hassas mesele, bir kitaptan insanı rahatlıkla soğutabiliyor.
      kitabın da yazarın da bu kadar az bilinir olması kitabı okuduktan sonra beni daha da çok şaşırttı. ilginç bir yazarmış şklovski. başka kitaplarını okumak isterdim.
      bu kitapla ilgili başka bir yorumu görmek beni çok sevindirdi. insan sevdiği kitapları paylaşmak istiyor; sevgiler.

      Sil
  7. Eliot'ın meşhur dizesi ne çok uymuş anlattığın kitaba, şaştım kaldım okurken. Kadının zalimliğine, adamın aşkına, belki kadının haklılığına ve aşık insanın her hakkı kendinde görme hâline.
    İnsanın kalbini sızlatıyor; bu basit, aşktan bilhassa bahsetmeyen ve onun için böyle derinden vuran dizeler. Biraz araştırdım şimdi, Alia (alya) bizim bildiğimiz Elsa Triolet 'miş. Aragon'un anlatmalara doyamadığı karısı, büyük aşkı. Vay ki ne vay, neler neler oluyor şu dünyada;)

    Neyse, başkalarının aşkı hakkında pek konuşmaya gelmez, olan olmuş işte. Sadece çok hüzünlü yazdığın bu dizeler Alkım, düşündürdü beni. Şarkı da (ah Waits!) müthiş uymuş kitaba. Çok severim zaten, bana hediye gibi oldu, defalarca dinledim.

    "Bir güzellik karşısında belki de kendini yetersiz hissediyorsun...Çiçeklere rağmen. Çiçekler yüzünden." Çok sevdim, çok güzel. Eline sağlık Alkımcığım, iyi geldi bu yazı bana. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. Justine, tesadüfler diyorum ya, ben de şaşıp kalıyorum. Aslında hepsi şans eseri bir araya geldi. Tom Waits dinliyordum, o da sanki bu yazı için söylüyor gibiydi. Onu da dışarıda bırakmak olmazdı;) Belki de tesadüf diye bir şey yok!

    Kitap, Elsa Triolet'ye adanmış. Ama Alia'nın Elsa olduğunu bilmiyordum. Kitabın sonlarında "Alia diye biri yok. Alia, aslında Rusya" anlamında bir şeyler söylüyor yazar ama bir Alia var bence:) Yer yer çok dokunaklı idi kitap.

    Bu çiçekler hakikaten çok fena ama. İyice şaşkına çevirdiler beni!

    Sevgiler Justine;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. nisan ayı çok tuhaf; hem yağmur, hem güneş, hem bahar, hem kış, hem neşe, hem sıkıntı, hem aşk, hem de acı. aslında mayıs da böyle. aklıma mayıs sıkıntısı filmi geliyor, çok severim. yazı çok çok güzel, eline sağlık.

      hamiş: yorum bırakmakta çok zorlanıyorum sadece yanıtla yoluyla bırakabildim. sanırım benim netbook ile ilgili.

      Sil
    2. doğru söylüyorsun clea, nisan karma bir ay, hepsinden biraz var. bugün mesela resmen bir kış günü yaşanıyor istanbul'da. fakat nisan'ın vaatlerine bakacak olursan hiç de mütevazı değil doğrusu;)

      mayıs sıkıntısı'nı ben de izleyip sevmiştim. mayıs'ta sıkıntılı bir durum var gerçekten fakat benim için en sıkıntılı aylar şubat ve temmuz. ikisinde de kendimi bir mevsimde hapsolmuş hissettiğimden ve "kara"yı göremediğimden sanırım;)

      clea, ben de pek anlamıyorum bu teknik sorunları. ama bunu son zamanlarda çok duyar oldum. bilgisayardan mı blogspot'un kendisinden mi kaynaklı bilinmez.

      Sil
  9. Cok guzel bir yazi olmus. Okudukca baharin perspektifi genisliyor, sehrin, askin, asksizligin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Eleştirel Günlük. Aşk, aşksızlık, şehir, kır, hepsi yan yana yaşıyor işte...Merhaba, bu arada;)

      Sil
  10. Ertelemiştim geçiştirmeden akşam üzeri şöyle sakin sakin çayımı içerken okuyayım demiştim isabet olmuş. Çok güzeldi. Kitabı not ettim. Mektup denildiği vakit hele bir de önerilmişse çok ilgi çekici.
    Nisanı kendime benzetirim, ya da doğrusu nisana benziyorum demek. Her an herşey olabilirmiş gibi. Bugün Ankara da soğuk serin değil soğuktu.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ebru, ben senin nedense İstanbul'da olduğunu düşünüyordum. Öyle hayal etmişim nedense. Bugün burası da çok soğuktu. Ya da ben mi çok üşüdüm, bilemiyorum...Bahardan çok bir kış hissi vardı ama. Bildiğin şubat havası hissi.

      Mektup romanları ben de seviyorum. Çok da yoklar zaten...Henry Montherland'ın Genç Kızlar kitabını okumuştum en son mektup roman olarak. Ama bunu daha çok sevdim sanırım.
      Çok sevgiler.

      Sil
    2. Çok özledim İstanbul'u. Uzun zaman oldu görmeyeli bu yaz çok istiyorum belki tanışırız ne güzel olur.

      Sil
    3. çok memnun olurum ebru, ne güzel olur! haber et bu taraflara geldiğinde:)
      istanbul'u böyle özlemek ne hoş bu arada...bir şehri özlemek güzel.

      Sil
  11. yazını dün okumuştum aslında ama bittiğinde bir süre hareketsiz kalakaldım. vurucu darbelerle kısa sürede yere seriyorsun okuru, ne yapıyorsun bize böyle alkım:)

    müzik de ne güzel uymuş yazıya, tom waits’i her gördüğümde ya da dinlediğimde “bilekkesenler” filmindeki hali geliyor aklıma. olağanüstü bir film değil miydi bu arada? bence öyleydi:)

    bir şeyden söz edermiş gibi yapıp da başka bir şeyden söz eden, anlattığı şeyi uzun uzun anlatmayıp da sezdiren, boşluklarla çağrışımlarla ilerleyen anlatımları çok seviyorum. bu kitap da öyle bir kitaba benziyor. alıntıladığın cümleler şahane, özellikle “İlkbahar yaklaşıyor. Bu mevsimde, sen bir şey kaybettiğin ya da unuttuğun ve ne olduğunu bir türlü anımsayamadığın izlenimine kapıldığını söylemiştin bana," favorim.

    bugün nisan zalim yüzünü gösterdi, istersem şubat gibi sert ve soğuk olabilirim ayağınızı denk alın dedi:) tamam tamam sustuk, dedik biz de:)

    YanıtlaSil
  12. Zerka, çok alemsin! vurucu darbeler demek:) eee, kalem kılıçtan keskindir demiş atalarımız. (hala gülüyorum bir yandan da)
    kesinlikle ilginç bir kitaptı. başı sonu yok gibi, aralardan seçtim cümleleri de. bu sürgün hissiyati zaten bana çok dokunaklı gelen bir şey. her satıra da sinmiş gibiydi. bir kitaptaki boşluklar, "s"ler benim de hoşuma gidiyor. hatta bazı metinler bu açıdan bende klostrofobi yaratıyor.

    bu arada Bilekkesenler filmini bilmiyorum. hatta hiç duymadım. dur bir bakayım neymiş bu film?
    sevgiler zerka!

    YanıtlaSil
  13. evet, vurucu darbeler diye yeni ve absürt bir tamlama icat etmişim yazının şaşkınlığından:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yok yok, benim hoşuma gitti tabirin, "napıyorsun bize sen" demişsin ya. çok güldüm:)

      Sil
  14. Merhaba alkım,

    iş arası (yazılım)kod yazarken okuyayım dedim gezindim dizelerde cok uzak geldi bıraktım. tekrar geldim fazla duygusal geldi bıraktım. ancak bugün yaklasabildim :) artık nisan bile o kadar zalim değil . hani marks kapitali işçiler için yazmış ya hep yok artık diye düşünürüm. işte alıntıladığın anlatilmayan aşkin derinliğine yok artık diye düşündüğüm oluyor. ama edebiyat sağolusn. sen sağol.

    sevgiler
    beyhan

    YanıtlaSil
  15. sevgili beyhan,
    yaptığımız işlerin duygu dünyasına bu kadar uzak olması ne acayip. çalışırken içimizdeki her türlü sesi susturmak üzere programlanmışız sanki. o anlamda belki de en zalimi çalışma hayatı:) marks da onu demiyor muydu?
    nisan'ın zalim olması aslında onu tam yaşayamamaktan. yanıbaşımızda çok güzel bir şey var, fakat gönlümüzce yaşayamıyoruz. başka türlüsü mümkün olabilirdi...
    neyse, bugün karanlık bir gün, daha da depreştirmeyeyim...bu arada sana bir liste gönderecektim, oturup yazamadım daha. fakat aklımda:)

    YanıtlaSil
  16. t.s. elliot dizelerini ben de aldım geçen postuma. ne güzel anlatır baharı ..tom waits dinlemekte iyi oldu yazını okurken, teşekkürler cnmm..

    YanıtlaSil
  17. buket, nisan ikimizin aklına da bu dizeleri düşürmüş desene! çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  18. merhaba alkım,

    bugün hava güneşli bende güneşliyim. mevsimlerle böyle salınmak ne garip şey :)
    bahar beni hep coşturur. sanki aniden yepyeni birşeyler olacakmış gibi hissederim. belki de her bahar tomurcuklanan doğanın kokusu bunu bize yapan. nisanın zalimliğini bu ayartıcı hallerine yormuştum.

    söz Orhan Velide.

    Beni bu güzel havalar mahvetti
    Beni bu güzel havalar mahvetti,
    Böyle havada istifa ettim
    Evkaftaki memuriyetimden.
    Tütüne böyle havada alıştım,
    Böyle havada aşık oldum;
    Eve ekmekle tuz götürmeyi
    Böyle havalarda unuttum;
    Şiir yazma hastalığım
    Hep böyle havalarda nüksetti
    Beni bu güzel havalar mahvetti

    göndereceğin listeyi dert etme lütfen. acelimiz yok. yavaş yavaş büyüyecez.:)

    sevgiler
    beyhan

    YanıtlaSil
  19. beyhan, harika bir sabah süprizi oldu bu! satırlarını görmek beni mutlu etti.
    evet, hava güneşli, insana tuhaf bir hafiflik veriyor bu güneş.
    ne güzel demiş şair, "beni bu güzel havalar mahvetti" diye. çok severim bu şiiri. tam da bu sabahın şiiri.
    güzel bir gün diliyorum sana. listeyi dert etmiyorum, tamam ama aklımda;)

    YanıtlaSil
  20. şairler güzelleştiriyor dünyayı...
    Çok güzel aydınlık bir hava var dışarda. Vapur sesleri geliyor. Yazınız çok güzel eşlik etti sabahıma.

    YanıtlaSil
  21. Vapur seslerini duymak (ve o sesler eşliğinde okunmak) ne güzel! Hele böyle bir havada...Bugün vapura binemedim ama bu yorumu okumak yetti. Çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  22. Sevgili Alkım, sen sadece yaz;)

    YanıtlaSil
  23. sevgili liverpool, ara ara görüyorum seni fakat sen yazmıyorsun galiba, değil mi?
    yazmak bazen güzel bazen de can sıkıcı bir şey. bazen sadece hissetmek yetse keşke diyorum. muhtemelen yine abartıyorum bir şeyleri. öyle işte;) sevgiler.

    YanıtlaSil
  24. Ben yazmıyorum ama iyi bir okuyucuyum. Yazmanın can sıkıcı olabileceğini de anlayabiliyorum. "Yazmak yabanileşmektir," diyordu bir yazar. Bunu göze almak gerek. Yine de birilerinin okuması, birilerinin yazması gerek, öyle değil mi:)))Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi bir okuyucu olmak kolay değil. Ben şu sıralar pek iyi bir okuyucu değilim.
      Duras'nın da vardı yazmakla ilgili öyle bir lafı sanırım. Ne demek istediğini anlayabiliyorum.
      Bazen düşünüyorum da, amma da kurcalıyoruz bir şeyleri, bir rahat duramıyoruz;)
      Sevgiler liverpool,

      Sil
  25. bak, yazıyı okudum bu sabah ve başıma neler geldi..Sabah çok erken bu yazıyı okudum ve dedim evde kahvaltımı yapayım sonra köpek salsa'yı da alıp sahilden Maçka Parkına gideyim,yayılayım.Kitabım,çizim defterim...İşe saat 14 te başlayacağım da-utanıyorum söylerken-Neyse,yakındaki büyüük marketten bir şarap alayım,akşama içerim bir iki kadeh diye düşündüm ancak markette kanıma bahar girdi.Yakınlarda çalışan bir arkadaşımı öğle yemeğine parka davet ettim ve 2 şişe şarap,biraz patlıcan salatası,et füme ve yeşil elma aldım.Parkta bir şişeyi devirdik.Sonra işe geldim.Herkes beni o kadar güzel buldu ki biz de istiyoruz dediler ve 2 şişe şarap alındı,afiyetle içildi..Herkes çok güzel şu anda..Akşam için de bir şişem çantada..İçmeyeyim ama artık onu da..Nisanın akıl çelenini istiyorum,zalim olanını değil..Hepimiz için.

    YanıtlaSil
  26. redrabbit alemsin! epey güldüm okurken. bu ne güzel işyeriymiş böyle öğleden sonra ikide gidilip şaraplar filan devriliyor;) oooh, nisan size güzel tabii! yalnız et füme, patlıcan salatası, yeşil elma güzel bir üçlü olmuş, okurken ağzım sulandı. yanına da şarap yakışır elbet. felekten bir gün olmuş seninkisi.
    ben de ne zamandır elimde sürünen bir işi bitirdim bugün, rahatladım. kendimce küçük bir kutlama da yaptım senin gibi. nisanın ayartan bir yanı da var hani.
    bu arada ne güzel seni görmek, yoksun ne zamandır. sevindim ismini görünce.
    çok sevgiler, keyifli günler;)

    YanıtlaSil
  27. Ne keyifli bir blogunuz var, iyiki bugun yorum biraktiniz bana da sizin sayfanizi kesfettim. Tum fotograflar, siirler, geziler harika. Ben buraya sik sik ugrarim artik:)

    YanıtlaSil
  28. Teşekkür ederim Nurvenur. Birbirini keşfetmek güzel oluyor şu blog dünyasında. Beklerim her zaman;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

leonard cohen'le bir gece yarısı