"Ve içindeki o büyük alev. Ne olduğunu bilmediğin..."*
Günü tamamlamak için bir
şeylerin daha olması gerekiyor sanki. Geceleri bu yüzden uyumak istemediğim
oluyor. Oyun kaçırma korkusuyla öğle uykusunu reddeden çocuklar gibi. Oysa
fazla uykusuzluğa gelemem ve bir mucize olmayacak, biliyorum. Hayat az çok
böyle devam edecek. Kahvaltıda yine zeytin yiyeceğim, gün içinde zaman yetmiyor diye
söyleneceğim, akşamları ayaklarımı toplayıp çay içeceğim annem gibi. Sonbahar
geldiğinde yine aynı telaşı hissedeceğim, yine de bir mucize olmayacak. Sokak
köpekleri üzgün gözlerle bakacak yine. Yine ağaçlar yapraklarını dökecek. Fakat her
seferinde ilk kez döküyormuş gibi hissettirecek. Belki de mucize bu. Doğa hep
bize mucizeler yaratacak neyse ki.
Cohen’in şarkısında hep bunu düşünürüm. (Daha önce söylemiş miydim, Cohen’i seviyorum:) Fötr şapkalı ihtiyar delikanlı, sek sek sekerek çıkıyor sahneye.) Kimi şarkıcılar sizin için söylüyor gibiler. Kimi şairler sizin için yazıyorlar. Kimi ağaçlar sizin için eğip dallarını, pencereden sizin için bakıyorlar.
Ev ararken “bir
ağacı görüyor mu?” diye soruyorum. Bir ağaç görmek istiyorum penceremden. Üzerine mevsimlerin ve kuşların konduğu bir ağaç. Güne iyiliği hatırlatan bir şeyle başlamak güzel! Ne diyor Marguerite Yourcenar, "Kökleri toprağa dalıp gitmiş, dalları sincap oyunlarının, kuş cıvıltısının ve cıvıltılarının koruyucusu, gölgesi insanlara ve hayvanlara armağan, başı ta gökyüzünde. Bundan daha bilgece, daha iyiliğe dönük bir varoluş biçimi biliyor musun?"*
Bir mucize bekler gibi bekliyorum
sonbaharı da. Sanki bir şeyler olacak. Birden sokak köpekleri mutlu oluverecek, tezgahtar kızlar dalgın dalgın tırnaklarına bakmayacak, dargın
ruhlar bir teselli bulacak, dünya şenliğe doymayacak. Mutluluk inecek dünyaya. Bunun ne kadarı mucizeyle ne kadarı bizimle mümkün, bilmiyorum. (Müzikallerde olduğunu gördüm.)
Gün boyu ne çok insanın, ne çok hayatın yanından
geçip gidiyoruz. Ne çok pencere var şehirde! Tıklım tıklım otobüslerde yanımızda kavgalar ediliyor, yüksek sesle telefonlarda konuşuluyor. Hep birlikte orada değilmiş gibi yapılıyor. Şu yaşadığımız hayat bir acayip değil mi? Geçen gün bir arkadaşıma “sana da yuvarlak
bir gezegenin üzerinde olmamız tuhaf gelmiyor mu?” dedim. Ona da tuhaf
geliyormuş.
Jüpiter, şu tombul gezegen, bereket getiriyormuş, bu şişmanlık da olabilirmiş. Arkadaşımın yıldızlarla arası iyi, o söyledi. Mars’ın olduğu yerde kavga varmış. Belki de mucize yıldızlarda. Değişik değişik dizilip duruyorlar, bizi parmaklarında oynatıyorlar. Yıldız haritalarına itibar etmeyen bilimperver Clezio'ya geçen gün bunu söyledim. "Şuradaki ağaç emin ol ki daha çok etkiliyordur seni," dedi. Hmmm....Söz konusu bir ağaçsa olabilir tabii. Bense sorumluluğu Plüton'a devretmek niyetindeydim, bir ağaca kıyamam şimdi.
Kimse hayatının aynı seyirde gideceğini düşünmüyor. Hep
hırpalanacağını, hor görüleceğini, emeğinin hep kıymetsiz olacağını düşünmüyor mesela kimse. Bir mucize bekliyor. Beklemek zaafımız belki de.
Bense en çok bu
dünya üzerindeki kurguya kendini iyice kaptırmış insanlara şaşıyorum. Her gün
aynı inançla ayakkabılarını bağlayıp ceketini giyen insanlara. Onlar belki de bu dünyayı kendi elleriyle inşa ettiklerine
inanıyorlar. Dünyanın irade üzerinde ayakta durduğuna inanıyorlar.
Sonbaharda ağaçların rengi... Mucize bu olmalı.
(Sonbaharı göremeyen ülkelerdeki pencerelere de bir mucize gerek!)
(Sonbaharı göremeyen ülkelerdeki pencerelere de bir mucize gerek!)
* "Bir Bahçede Yazılmış", Fol dergisi No:3
Çok garip bir gece. Epeyce L.Cohen dinledim özellikle lover lover.(hala da çalmaktaydı sayfanı açtığımda)
YanıtlaSilSonra eşime 'sonbaharda ne güzel fotograflar çekerim değil mi' dedim hıı dedi kafasını bile kaldırmadan.
Uyusana artık dedi yok dedim uyumak istemiyorum müzik dinleyeceğim:) oyuna ara vermek istemez çocuk gibi (benzetmendeki)
biliyorum başım dönecek gün içerisinde ama işte bazen geceler ara verilemeyeck kadar güzel.
ve bu güzel gecelere bu güzel yazı.
Ebru,
SilBen de uykusuzluğa çok dayananam ama sürekli yatma saatini geciktiriyorum kendimi türlü şekilde kandırarak:)"Geceler ara verilmeyecek kadar güzel" Nasıl da doğru.
Cohen'in yeni bir şarkısını keşfettim, onu dinliyorum ben de şu sıralar: "The Gypsy's Wife." Keman, gitar, Cohen, her şey var şarkıda. Eski bir şarkısı ama ben bilmiyordum.
(Şimdi de lover lover'ı dinleyeceğim. Gececilerin konduğu ortak şarkılar:)
"Ve içindeki o büyük alev. Ne olduğunu bilmediğin..." O büyük alev eskiden de vardı da, biz mi daha tahamüllü idik acaba?
YanıtlaSilCohen şarkısı için teşekkürler.
Dostlukla...
Dünya daha tahammüllü müydü bilmiyorum ama daha telaşsızdı sanırım:) Belki bu telaş insanı daha tahammülsüz yapıyordur, bilmem ki.
SilBu arada Yourcenar, ağaca da yakıştırmış bu alevi, "bir alev gibi yükselir gökyüzüne" demiş. Hoşuma gitti bu tanım. Tam da sonbaharı anlatıyor gibi.
Sevgiler Mehmet.
Eğer yuvarlak bir gezegen üzerinde yaşamıyor olsaydık, hayatın coşkusunu ilkbaharda değil, sonbaharda aramamız gerektiğini anlardık belki...
YanıtlaSilSonbaharın benim içim coşkusuz olduğunu söyleyemem. Sonbaharla ilkbahar kardeş gibi bir yandan ama bir yandan da hisleri farklı. Birinden kıştan çıkmış olmak, diğerinde kışa giriyor olmak var. O yüzden belki de daha melankolik, gitgide içe kapanan bir yanı var sonbaharın.
SilPeki ya ilkbahar ve sonbahar görmeyenler, onlar ne yapıyor acaba?
az önce seçkini yayınladım. ve sonra sonbahar yazını okudum... burayı seviyorum. kendimi yakın hissettiğim, dokunulmaz şeyler var burada. sevgiyle,
YanıtlaSilz.
zelda, okudum, çok teşekkür ederim. böyle bir sonbaharı bu şekilde bir kutlamaya dönüştürmek ne güzel!
Silkimi zaman tam bir kış havası hakim oluyor etrafta, biraz ürküyorum, kışın puslu göğünün üzerimize erken çökmesinden korkuyorum. ama sonra bu müzikler, yazılar insana çok iyi geliyor...
sevgiler.
Sonbahar, som-bahardır benim için. "Kimse hayatının aynı seyirde gideceğini düşünmüyor." cümleniz tüm hayatın özeti gibi etkiliyor beni..
YanıtlaSilSevgili Ay,
SilBelki de herkes az çok memnun hayatın seyrinden, kendi rutininden. Belki de söylenmekten gizli bir keyif alıyoruz. Yoksa bir şeyler değişirdi gibi geliyor bana...
Sonbahar (ya da sombahar) renklerin mevsimi. "Ayva sarı nar kırmızı sonbahar" diyorum ben de:)
Sevgiler.
Keyif veren, güzel bir yazı olmuş bu...
YanıtlaSilTeşekkür ederim Narda. Sonbahar hazırlığı yaptım işte ben de kendimce:)
Silleonard cohen,Bach ve Tom Waits mevsimi başlamıştır.Tüm dünyalılar davetlidir.
YanıtlaSilTom Waits, kesinlikle! Gerçi her mevsime ayrı yakışıyor bu adam. Ben bir de şu sıralar -hatta şu anda da- Rachael Yamagata dinliyorum. Onu da yakıştırıyorum sonbahara.
SilBir de yağsa artık şu yapmur, yağamadı bir türlü...
alkımcım,
YanıtlaSilyazın öyle güzel ki, yine. sonbahar gibi güzel işte. evimin camından, bir okulun yemyeşil bahçesi görünüyor. aramızda sadece bir cadde var ve o caddenin üzerinde top ıhlamur ağaçları dizilmiş. tam bizim apartmanın önündeki ıhlamur ağacı çok büyümüş, çılgın gibi büyümüş, hepsi aynı günlerde dikilmiş olmalı halbuki, hiçbiri aynı boyda değil. biri,-o kocaman olanın hemen yanındaki- kışın sanki ölmüştü, ümidi kesmiştik ondan, baharla canlandı, ama yaprakları çok açık yeşil ve tazecik ve mahzun biraz. şimdi de en çabuk o sarardı. her sabah evden çıkarken ona bakıyorum, neredeyse yapraklarını sayacağım, eğer farkındaysa bu ilginin sevginin, bu kışı da sapasağlam çıkarır:)
sevgiler çok.
Aglea, senin gördüğün ağaçlar ne şanslı!!!Bayıldım, bayıldım o ince ince anlatmana ıhlamur ağacını. (Ne güzel kokuyordur o baharda.) Aslında sessiz sakin duruyorlar bahçeler, kaldırımlarda ama bizimle birlikte nefes alıyorlar. Sararıyorlar, yaprak döküyorlar, çıplak kalıyorlar, yeşilleniyorlar, çiçekleniyorlar, neşeleniyorlar, budandıklarında biraz mahzunlaşıp üzülüyorlar.
Silİyi bak ıhlamur ağacına:)
Dalgın dalgın tırnaklarına bakan tezgahtar kızlar, dargın ruhlar... Müthiş ayrıntılar bunlar... Çoğunluğun farketmeden yaşayıp gittiği...
YanıtlaSilSeda, Ne çok kişinin yanından geçiyoruz gün boyunca ama, öyle değil mi? Bu karşılaşmalar bana çok tuhaf geliyor. Değişik. Bana tuhaf gelmeyen bir şey var mı ki:)
SilDalgın insanlar belki de daha çok dikkatimi çeker. Ne bileyim, o dalgınlığın nasıl bir şeyin üstüne oturduğunu merak ederim.
Çok sevgiler.
Kesinlikle çok haklısınız...Bazen o dalgın, hüzünlü ifadelerin ardında ne hikayeler gizli oluyor. İnsan duysa üzüleceğini bilse de üzerinde düşünmeden edemiyor.
SilSevgiler,
Ne güzel yazmışsın yine Alkım! Defalarca okudum, şiir gibi.
YanıtlaSilBence de çok acayip bir hayat yaşıyoruz! Son günlerde çok düşünüyorum bunu, sonra kendi kendime çocukluk ediyorsun diyorum...Dediğin gibi, iyi ki ağaçlar var!
muallacım, hisli arkadaşım benim, çok teşekkür ederim. Sevmene çok sevindim.
SilSeda'ya da yazdım üstte. Ben zaten her şeyi oldum olası tuhaf buluyorum. Niye çocukluk olsun ki? Hıh! :))
Ağaçlar gerçekten çok güzeller! Seviyorum onları:)
ne guzel yazmissin:=) okumaktan çok keyif aldim.
YanıtlaSilteşekkür ederim beste :)
Silmerhaba alkım,
YanıtlaSilsonbaharda benim de icimde bir heyecan, bir beklenti hasil olur.varolandan farkli yeni birseyler olacak gibi her sabah acarim gozlerimi. kisa süren bu duyguyu pek severim. en son okullarin acilisina vermistim bu hislenmeyi. arkadaslarima kavusmak sehir degistirmek, cocukluk/ergenliğin duygularin yogun hissedildiği zamanlarin izi.
aslinda yaşam hergün hem değişiyor hemde ayni kaliyor :) kopuş yada sıçrama şeklinde değil çoğu zaman içten içe değişiyor . başlayınca çenem düşüyor. ordan oraya atlıyor bilincim(-altim).
güzel yazi için teşekkürler. ortakliklara devam.
sevgiler
beyhan
sen yaz, ben okurum beyhan!
Silne güzel demişsin, çocukluğun/ergenliğin duyguların yoğun hissedildiği zamanların izi, diye. çok haklısın. okulların açılması üzerimizde hala o etkiyi sürdürüyor olabilir. komik de olsa bu. çocukluk günlerinde okulun açılmasında büyük bir değişiklik hissi olurdu zaten. "4. sınıf çok zor diyorlar, orta 2 çok zor diyorlar" hissi:)yeni defterlerler, yeni kitaplar ve yeni etiketlerle başlayacak yeni hayatın heyecanı. (yazdıkların neler neler uyandırdı zihnimde şimdi. asıl benim çenem düşecek.)
bu sonbaharlarda insan içinden atamıyor o "bir şeyler olacak" hissini demek ki...ben değişim derken daha büyük bir kırılmadan söz ediyorum ama şu anda bir yandan da korkutucu geldi bu. biraz da yorgunluk var, ondan mı acaba. böyle de tembel bir bünye:)kedilerle yaşamak böyle yapıyor insanı.
sevgiler beyhan.
selam alkım,
YanıtlaSililkbahar ve sonbaharla birlikte içimi sonsuz bir değişim sevinci doldurur. sabahları uyanınca yaprak seslerinin denize karışmış o ayıltıcı kekremsi acı tatlı kokusunu duyumsarım:) limon ve portakal ağaçlarının yapraklarının yeniden canlanışı, kabarması, yeni filizlerin kokular yayması sanki ergenlikten erişkinliğe geçişin hayali gibidir benim için:)
bir yerlerde okumuştum, aslında zaman ve mevsimleri yaratan insanlardır diye. saatler, takvimler yokmuş ve dünya bir durağanlık içindeymiş, yani geçen zaman, zaman kavramı yokmuş. çok ilginç di mi:? bu arada babişkonun yorumunu gördüm (mehmet osman). bu gidişle bütün blog arkadaşlarımı çalacak:)
sevgiyle.
merhaba tolga,
Silbelki de dediğin gibi bu ara mevsimlerdeki değişimdir bizi bu kadar heyecanlandıran. kış ve yaz çok uzun ve monoton geliyor bana.
zaman ve mevsimi yaratan kısmen de biziz sanırım. saatleri, dakikaları, saniyeleri yaratan... gerçekten ilginç geldi şimdi bu. saniyeye neden gerek duymuşuz acaba? pıt diye geçiviriyor oysa.
a, demek ailecek blog dünyasındasınız:) bilmiyordum. bir ara benim de annem blogger olmuştu. ama burada baba, anne, evlat kalmıyor, hiyerarşisi yok! ben öyle hayal ediyorum en azından:)sanal dünyanın öyle eşitleyici bir yanı var. çok sevgiler.
büyüleyici bir sonbahar yazısı olmuş bu alkımcım, evet evet bana da tuhaf geliyor yuvarlak bir gezegenin üstünde olmamız, daha böyle ne tuhaflıklar, aklım almıyor, sonbaharın gelmesi bir mucize bence de, ardından kış, kar yağması mesela sanki sadece masallarda kar yağabilirmiş gibi geliyor bana bazen ama hakikaten yağıyor çok şaşırtıcı:)
YanıtlaSilgeceler de bir başka mucize, ben de uyumak istemem geceleri bir türlü, hep bir şeyler daha vardır yapmam gereken, bulmam gereken bir şeyler vardır, benim için yazılmış bir söz ya da benim için yapılmış bir resim, bu yazı gibi büyüleyici bir şeyler.
dediğin gibi fark etmediğimiz o kadar çok insan, hayat var ki çevremizde, bu kadar yakın olup bu kadar uzak olabilmek ilginç. insanların öykülerini dinlediğimde hep bir acı ve yalnızlık duvarına çarpıyorum. çok konuşuyor, çok iletişim kuruyor gibiyiz ama konuştuğumuz şeylerin çok azı gerçekten kendimizle ilgili. bir mucize beklemek iyi, bu nefes almak istediğimizi gösteriyor, artık hiçbir mucize beklemeyen insanların öyküleri öyle ağır oluyor ki dinlerken nefes alamıyorsun sanki.
şu sapsarı ağaca bakıp bakıp duruyorum ben, ne güzel.
çok sevgilerimle
zerka,
YanıtlaSilyuvarlak gezegen meselesi gerçekten tuhaf değil mi? bak sen de katılıyorsun bana:) kar yağmasına ben de hala şaşırıyorum. hiç kar yağmayan yerlerde bu eminim ki hepten mucize gibi görülüyordur. mevsimler ayrı bir alem. bu arada en çok senin yazılarında mevsimleri görüyorum ben. böylesi bir doğayı, yağmuru dinleme hali...ne güzel, ne güzel!
iyi mi gerçekten bir mucize beklemek? insanı çok mu edilgen kılan bir yanı var acaba diye emin olamadım bir türlü. öte yandan amerikan filmlerinin pompaladığı gibi süperman olmadığımızı da görmek gerek. ve senin dediğin çok doğru. nefes almak istemek! içinde nefes alamadığın hayatlar var. dışarıdan kusursuz görünse de.
işte o sarı ağaçların üstüne bir de güneş vurmuşsa benim büsbütün kayıtsız kalamadığım bir şeye dönüşüyor. güzel ama di mi:) çok güzel!
son zamanlarda bunca keyif alarak okuduğum nadir yazılardan.. teşekkürlerimle.....
YanıtlaSilsevmene sevindim meyroo. çok teşekkür ederim. sevgiler.
SilKüçük bir defterim vardır hep yanımda taşıdığım ,değerli cümlelerimi saklarım..defterim senin cümlelerinin istilasına uğradı..
YanıtlaSil"her gün aynı inançla ayakkabılarını bağlayan ceketini giyen insanlara..dünyanın irade üzerinde ayakta durduğuna inanıyorlar."
Ayşe söylediğin çok hoşuma gitti. "değerli cümleleri saklamak". O defterde başka cümlelerle yan yana olmak ne güzel! Çok teşekkür ederim.
Sil