Yazın nefes alışı değişiyor
insanın. Dolayısıyla hayatının ritmi, yazıları da değişiyor. Kesik kesik, soluyarak, çok sıcaksa
hayatta kalmaya çalışarak yazılıyor yazılar. Ya da yazılmıyor. Hissedilip yazılmayan, doğmamış yazılara karışıyor. Ne oluyor peki o yazılara, hissedip aktaramadığımız yazılar yine bir gün gelip bizi buluyor mu yoksa hepten unutuluyor mu?
Zor bir temmuz ayıydı. Vardır
öyle günler, vardır öyle aylar, hatta vardır öyle ömürler. Hastanede -refakatçi olarak- zaman
geçirince bu dünyanın adil bir yer olmadığını daha iyi anlıyor insan. Oradan dışarı bakınca yalancı da olsa bir “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi”. Aslında o gözümüzden kaçan hayvanlar; kargalar, kaplumbağalar, kazlar da dışarıdaki dünyanın refakatçileri. Kimse bilmez kimse duymaz. İnsanın hastanelerde yaşatılmaya
çalışılmasında gerçek olmayan bir şeyler var. Dışarıda onu öldürmek için bunca
çaba harcanıyorken...
Şimdi şu dinlediğim şarkı, “ben
bir denizim” diyor. Dinlerken ben değil de herhangi biri hatta bir çekirge –şu sıralarda
en çok onlarla karşılaşıyorum;)- olarak dinlemek ne rahatlatıcı. Bir ceviz ağacı olarak dinlemek.
İnsanın bazen kendinden uzaklaşması,
Heidi gibi bulutların üzerine çıkması ne güzel. Daha önce de demiştim Heidi’yi
düşünmek mutlu ediyor beni. “Ben bir kiraz ağacıyım Kyoto parkında ne sen bunu
farkındasın ne de yakuza farkında” demek. Kıyısız hür bir deniz olmak güzel.
Birinin yazdığı hepimizin oluyor. Yazmak, okumak güzel. Birinin ölümü birinin
doğumu oluyor. (Ben de Temmuz ayında doğan talihsizlerdenim;) Tuhaf bir tesadüf...Azizlik. (Bayılırım bu kelimeye ve şimdi düşündüm de başka dillerde tam karşılığı yok.) Terazinin kefeleri dolup dolup boşalıyor. Denge. Birinden
ayrıldığında birinin bir başkasına kavuşma sevincini düşünmeli.
Bali'de ölen birinin bir ağaç, bir kuş, vs. olarak yeniden dünyaya geleceğine inanılıyor, ölen kişinin ruhu eski evini bulamasın diye naaşı karmaşık yollardan cenaze yerine götürülüyor. Var mı böyle bir muziplik! Neme lazım, durduk yerde bahçenizde bir vanilya ağacı, bir maymun peydahlanmasın diye. Ama Bali'ye gitmeye gerek yok. Çocukken de arkadaşım Tangül, suratı turşu satan bir sokak kedisinin -hem de sarman- ölen büyükbabası olduğuna inandırmıştı beni. (İkisi de sarıydı ve huysuzdu bir kere.) Mahallenin tüm çocukları bu kuyruklu büyükbaba önünde hazırola geçerdik.
“Ne olursa olsun yaşamaya mecbursun” diyor Bulutsuzluk Özlemi “Güney’e Giderken”. Solda güneş yükseliyorken Güney’e
gitmek güzel. Şarkıları hiç azımsamamalı. Pek çok şeyin yapamadığını onlar
yapıyor. Şarkılar güzel. Başka ne, insanın içindeki acıyı damıtıp ondan böyle bir güzellik çıkarabilir ki?
Bloğu özledim. Bir merhaba olsun
bu;)
*"Ben bir denizim, kendi varlığı içinde taşan
Uçsuz bucaksız, alabildiğince geniş, hür bir deniz," Mevlana'nın dizeleri.

Temmuzu uzaktan izleyerek yaşayanlardanım. Hatta devamındaki bir iki ayı da. O nedenle vefasızmışım gibi hissettiğim aydır da.
YanıtlaSilHastane demişsin ya neden ne oldu?
Şimdi her şey yolunda mı?
ve evet 'ne olursa olsun yaşamaya mecbursun'
Merhaba;
Ebru merhaba,
YanıtlaSilNe güzel seni görmek! Oysa yazın hemen herkes ortalıktan kayboluyor. Ben de uğrayamadım buralara bir süredir.
Temmuzu sevemedim ben bir türlü. Fazla sıcak, fazla şekilsiz bir ay bana kalırsa;) Herkesi pelteye çeviriyor.
Hastanede her şey yolunda gitmedi ne yazık ki Ebru...Ama dediğin gibi yaşamaya mecbursun.
Ne demiş şair "hayat kısa, kuşlar uçuyor"
"hayat kısa, kuşlar uçuyor" sanki her şeyi özetliyor bu cümle, çok güzel. temmuz öyle sıcak, öyle güneşli ki içindeki hüznü hemen göstermiyor. temmuz doğumlu her insan bu hüzünden mutlaka nasibini almıştır diye düşünüyorum. zor bir ay yaşadığın için çok üzüldüm ama umutlu bir yazı bu, işte bu iyi. bu şarkıyı ben de çok severim alkım, teşekkürler aklıma getirdiğin için. çok sevgiler, çok!
YanıtlaSilClea, biliyorum sen de temmuz doğumlusun. Ben de sonlarına kalmışım temmuzun;)Söylediğin çok doğru, temmuz, bu "eller havaya" ayı, hep bir hüzün uyandırır benim de içimde. Ebru'nun dediği gibi birazcık kıyısında dururum, dahil olamam.
YanıtlaSilÇok güzel şarkı değil mi? Ben de bildiğim halde geçen gün yeni baştan keşfettim ve tekrar tekrar dinledim.
Yazın geri kalanında güzel (ve lütfen esintili) günler diliyorum sana. Çok sevgiler.
Temmuzu biraz, Kıyısız deniz'i çok severim. Yeniden dünyaya gelineceği inancıyla ilgili paragrafa ise bayıldım. İlginç bir ritüeli öğrenmiş olduk :)
YanıtlaSilAh o ritüeli bizzat yazmak istiyorum ama neyi yazmaya niyetlendiysem bir şekilde olmadı. Neyse, bir umut var yine de;)
SilSevgiler Must.
Yazınız bana William Wordsworth'ün bir filmden aklımda kalan şu dizelerini anımsattı nedense; "Otların görkemli, çiçeklerin gizemli zamanını çoktan geride bıraktık çünkü biz anılarımızla güçlendik artık". Dizelerin hakkını veren doğru çeviri olmayabilir ama belleğime kazılıdır diyebilirim ve anımsatır bana kendini en u-mutsuz olduğum zamanlarda. Bilemem ne olduğunu ama bilirsiniz bazen yolunda gitmeyenler elimizde kalanları daha değerli kılar. Sevgilerimle...
YanıtlaSilTeşekkür ederim Ay. Ne güzel dizeler, daha önce duymamıştım.
SilBen de Kıyısz Deniz'in Mevlana'nın dizelerinden esinlenerek yapılmış bir şarkı olduğunu öğrendim yakın zamanda.
Zaten bu dizeler, bu şarkılar olmasa hayat çok daha zor.
Sevgilerimle.
Az önce filmi yazmamışım, Elia Kazan'ın "Splendor in the Grass" filmindendi dizeler. Bu arada dizelerin orjinali şu şekildeymiş (neyse ki koca bir delhiz olarak internet var !)
Sil"though nothing can bring back the hour
of splendor in the grass, or glory in the
flower; we will grieve not, rather find
strength in what remains behind."
William Wordsworth
Ben de internetten ona bakıyordum tam. O sırada bu mesaj geldi. Dizeler filmde nasıl geçiyor merak ettim. Ne zamandır film izlemedim ve güzel bir film izlemek için yanıp tutuşuyorum şu sıralar. Şimdi gönlümden eskilerden siyah-beyaz bir film izlemek geçti. Belki de o film bu olur sevgili Ay;)Çok teşekkürler...
Silhttp://www.imdb.com/title/tt0055471/quotes
Sil:-)
çoğu zaman bilgi çöplüğü gibi hissetsem de, bazen hakikaten çözüme ulaşmakta çok yardımcı oluyor şu internet !
ben de kızsam mı sevsem mi bilemiyorum;)
Silşimdi sevdim ama. teşekkürler...
bu arada senaryoya bakınca 1950li 1960lı yılların Amerikan filmlerinin bir başka olduğu düşüncesi pekişti yine.
Küçük bir öneri, okumadıysanız Alev Alatlı'nın "Hollywood'u Kapattığım Gün (Amerikalılara Çok Büyük İyilik Yaptım!)" kitabını okumanızı isterim.
Silsinema-politika ilişkisini inceliyor sanırım. nasıl da leziz bir konu;) bakacağım mutlaka, çok merak ettim doğrusu.
Silsevgiler.
ah, sen de mi; hastane, rekafat... sevgili alkım, geçmişler olsun. sanıyordum ki, umuyordum ve bekliyordum ki, alkım dünyanın her hangi bir yerinde şimdi ve gelince anlatacak. sesini duymak her zamanki gibi güzel. umarım o şey geçip bitmiştir temmuzla birlikte.
YanıtlaSilhem de, mutlu uzun yıllar, alkım. iyi ki de doğmuşsun. sevgiler çok.
sağol agleacığım. nasıl güzel geldi sesin! ben de isterdim bir yerlerde olayım, dere tepe gezeyim ama hastaneler de ayrı bir evrenmiş, sadece biraz daha karanlık. yerin dehlizlerinde sanki...
Sildoğum günü dileklerini mutlulukla kabul ettim;)hatta kanat takıp kuş oldum şimdi! insanlar, yazılar insanı böyle mutlu edebiliyor işte.
güzellikler diliyorum sana.
sevgiler.
sevgili Alkım, geçmiş olsun.. problem nedir bilmiyorum ama inşallah geçmiştir. senin sesini duymak güzel..
YanıtlaSilBuket teşekkür ederim. Her şey daha dingin şimdi. Temmuz gitti kavga bitti;)
YanıtlaSil(Cemil Kavukçu'nun Temmuz Suçlu diye bir kitabı var. O geldi aklıma bak.)
Güzel bir yaz geçiriyorsundur umarım. Sevgiler.
Hoşgeldin Alkım. Çok özlemiştik. Çok geçmiş olsun ve güzel günler gelsin serinleyen havalarla birlikte.
YanıtlaSilBen de temmuz ayında doğan talihsizlerdenim : Hem de son günlerinde. Sona kaldığına göre sanırım sen de aslan burcusun. Kendimi hiç aslan burcuna benzetemem, bazı özellikleri küfür gibi gelir, kendini beğenmiş, lüks düşkünü:)Sen de hiç aslana benzemiyorsun sanki. Ya da birileri yalan söylüyor bize. Her neyse kafayı fazla takmamak lazım. Temmuzda da olsa iyi ki doğmuşuz, nice güzel yıllara. Sevgiler...
Işın çok merak ettim şimdi temmuzun kaçında doğduğunu. Bakarsın aynıdır doğum günlerimiz. (Benimki 30 temmuz)
YanıtlaSilAslan burcunu komik bulurum ben. Epey dalgasını geçerim. Anlatılanlara göre bir iki pışpışlayıp hemen istediğin kıvama getirebilirsin bu zatları;) "Pahalı hediyeler, değerli mücevherlerden hoşlanır." Peh! Ben de anlamadım bu işi. Ama çevremdeki insanlara bakınca yaylar ve yengeçlerde bir yığılma olduğunu söyleyebilirim. Varsa burç diye bir şey, bu tutuyor işte.
Ben de sana nice güzel yıllar diliyorum Işın. İyi ki doğdun!!!
26 :) Çok yakınmış !
Sil"...İnsanın hastanelerde yaşatılmaya çalışılmasında gerçek olmayan bir şeyler var. Dışarıda onu öldürmek için bunca çaba harcanıyorken..."
YanıtlaSilcümlesinin üzerine ne söylenebilir ki ?
Aziz Nesin de bir şiirinde " sen kötüsün önce bir deprem yıkıntısının altında kalayım / sonrasında da beni kurtararak mutlu ve kahraman olmak istiyorsun " minvalinde tanımlıyordu bu evrensel gerçeği....
Hoşgeldiniz...
Murat
Hoşbulduk;) Hakikaten öyle ama. Ne zaman buraya yazsam evime gelmiş gibi hissediyorum kendimi.
SilAziz Nesin'in bu sözünü duymamıştım. Çok paralel bir şeydi benim de düşündüğüm. Tersine dünya işte. Böyle olmasaydı bu kadar çok yazmazdık besbelli, öyle değil mi?
Sevgiler.
vardır öyle günler,geceler,haftalar,aylar.Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen.Ama biter.Biter ki yenisi başlasın.Yapraklarını dökersin,yeniden yeşerebilmek için baharda..Bu döngüde bir nefes alabilirsek aralarda,ne mutlu bize.Ama kitap,ama eş-dost,ama film,ama sanat..hepsi bir nefes işte.Nefesin bol olsun.
YanıtlaSilne güzel bir dilek bu redrabbit. okurken bile içim aydınlandı. karamsarlığa kapılıp gitmek istemiyorum ama böylesi günler, geceler, haftalar, aylar gitgide daha da artıyor sanki. ama dediğin gibi nefesimiz bol olsun. dileğimiz bu;)
Silsevgilerimle.
Öncelikle çok geçmiş olsun. Aslında hep var olan ama bizim hayat hatırlatınca farkettiğimiz gerçekler var. Kayıplarımız gibi, hayat koşturmacasında yaşamayı unuttuğumuz yada ertelediğimiz şeyler gibi. Her anımız bir seçimimizin sonucu aslında. Şu an yaptığımız seçimlerde gelecekte yaşayacaklarımızı belirleyecek.
YanıtlaSilBurada olmak ve yazılarınızı okumak çok keyifliydi. Teşekkürler.
Sevgilerimle...
Heyyfi merhaba, bir kere profil resmindeki o çay çok cezbedici görünüyor, onu söyleyeyim;) bir çaykolik olarak yazmadan edemedim.
YanıtlaSilkayıplar konusuna gelince, ilk kez büyük bir kayıp yaşadım. o yüzden şu sıralarda yaşadığım pek çok şey yeni benim için. tek diyebileceğim, öğreniyorum;)öğrenmek bitmiyor...
sevgiler.
Sevgili Alkım, bu yazından bir gün önce annem yoğun bakıma alınmıştı... yazını okuduğumda anlamamışım neler olduğunu, sanki doğmanın zorluğuna odaklanmışım, herhalde ölümün varlığını kabule dirençli yanımla okudum.. bir de tabii tuhaf şaşkın haller içindeydim, hala da öyle... akışa direnen, ısrarla yaşatmaya çabalayan, umudunu kesmeyen bir kız çocuğuyum o günden bu yana... biz hala mücadele ediyoruz... kaybın için çok üzüldüm... ışıklar içinde olsun... sevgiler :)
YanıtlaSilsağol turuncu gezegen:)
Silo şaşkınlığı çok iyi biliyorum. umut da öyle. kayıptan bir kaç gün sonra bile o umut bir yerlerden çıkıyor, zihin pek durmuyor. dediğim gibi bugünlerin üstesinden sevdiği insanlarla geliyor insan. sana da güzellikler diliyorum. onun için en iyisi ne ise o olsun.
çok sevgiler.
Ah nasılda sevdim ikinci paragrafı.
YanıtlaSilTeşekkürler Sanem. Vardır öyle günler, değil mi ama:)
YanıtlaSilVar elbet.
YanıtlaSilDibine kadar da yaşanıyor başa gelince.:)