Filmi izlerken yine aklıma Emily Dickinson’ın şiiri geldi:
ben hiç kimseyim!
Ben hiç kimseyim! Peki, sen kimsin?
Hiçkimse misin, yoksa?
Biz bir çiftiz, ağzını sıkı tut!
Bilirsin, sürerler adamı yabana.
Ne kadar üzücü, herhangi biri olmak,
Bir kurbağa gibi, çok sıradan,
Hayranlık duyan bir bataklığa
Adını söylemek hiç durmadan*
(Clementine'in gücü de buradan gelir. Gölde gece yürüyüşünden, kardan, mandalinadan yani küçük mucizelerden haberdardır.)
Gezmenin de bu mucizelerden biri olduğuna inanırım. Gezmek, kar üzerinde yürümek gibi zihnin lekesiz koridorlarında dolaşmak. Bambaşka bir şehirde bambaşka bir ülkede o yeryüzü yalnızlığından korkmamak ve kendine bir evren yaratma şansını kullanmak, bir kafede isimsiz bir kalabalığa karışmak.
O yüzden hafızamızı silemiyorsak da yorgun düşünceleri savmalı, zihinde yeni bir şeylere yer açmalı bazen. Yolu uzatmalı işten eve dönerken, adsız bir sokağa dalmalı, her gün sokağın köşesinde yatan üzgün bakışlı köpeğe başka bir gözle bakmayı denemeli, ne bileyim hiç yapmadığımız bir şeyi yapmalı, alışkanlığın o yapışkan pençelerinden (Kafka’nın Prag’ı gibi) kendini kurtarıp taze bir hayat parçası yaratmalı.
Hiç kimse olabilmeli bazen. Zihnin lekelerinden azade güneşli bir yolculuğa çıkmalı.
*Şiir çevirisi : Anıl Meriçelli/Ahmet Necdet


Blogumda size bir sorum var,canınız ister de cevaplarsanız sevinirim :)
YanıtlaSilözlem
http://hepbebegimkal.blogspot.com/2010/11/ankara-guzellemesi-gecikmis-bir-mim.html
sevgili özlem,
YanıtlaSil"ankara güzellemesi"ni okudum. bilmiyorum soruna doğru yanıt verebildim mi :))
Okuduğun,bıraktığın güzel yorumun için sağol alkim ama ı-ıh sorumun cevabı olmamış.Aynı şekilde bir yazı istiyorum senden.Tek yapman gereken bir zamanlar tutmuş olduğun günlüğünü,blogunu vesaire açıp ordan okuduğun bir cümlenin,bir bölümün sende hatırlattıklarını,hissettirdiklerini yazman.Konu tamamen sana kalmış :)
YanıtlaSilözlem
ben de sorunun cevabını tam veremediğimi hissetmiştim zaten özlem. ev ödevi diyorsun yani:)) peki, yapacağım o halde!
YanıtlaSilaslına bakarsın bir zamanlar yazdıklarım epey komikmiş ama dur bakalım...
sevgiler,
çok güzel bayıldım... 'Hiç kimse olabilmeli bazen. Zihnin lekelerinden azade güneşli bir yolculuğa çıkmalı.'
YanıtlaSilteşekkür ederim. Biraz geç gördüm yorumunuzu.
YanıtlaSilNefret ediyorum bu kadar duygusal olmaktan bazen! Ben çok çabuk ruh hali değişikliklerimle kendi kendini bile bezdiren biriyken,eğer zaten bunalımlıysam,kalbimde kırmzı kalemle üstünden geçilmiş gibi izler mevcutken tam da,içimde sessiz sedasız kapattığım kapılarımı " pat! " diye ardına kadar açacak filmlerden,şarkılarda,ve dahi kitaplardan uzak tutardım kendimi...
YanıtlaSilİşte bir önceki " acıya doğru koşarken garip haz duymak " fikrime zıt bir fikir çıktı bile...Söylemiştim,karışığım çokça...
Bu film,izlerken hep -çok ağladıklarım- arasında oldu...Utanıyorum da şimdi yazarken :) Henüz oturtamadığım evliliğimle cebelleştiğim günlerden birinde, deli gibi aşık olduğum ama hep ama hep yanlış davrandığım kocamla bu filmi izleyip,sarsıla sarsıla ağladığımı, bitirmeden de kapattığımızı anımsıyorum benim yüzümden,en son 4 yıl evvel Çengelköy deki o kocamannnn ve bomboş evimizde soğuk bir sonbahar gecesi...
Güzel olduğunu ölesiye bildiğim ama kendimi uzak tuttuğum filme bir selam demek istedim belki,yazmadan geçemedim Alkım...
:)
Ne güzel anlatmışsın. Böyle filmler var, evet. İnsan bile bile uzak duruyor. Kimi zaman da canına acıtmak istiyor ve neredeyse sadece sırf bu yüzden izliyor. Tuhafız biz yahu, insanlar yani:)
SilBir de yaşadığın olaylar sırasında izlediğin, o ana eşlik eden bir film kendi bağlamından kopup senin için bambaşka bir anlam kazanıyor. Böyle bir Jerry Lewis filmi vardır, hatırladıkça içimden ağlamak gelir. Kötü bir çocukluk anısına eşlik ettiği için o film benim için hep acıklıdır.
Sevgiler Delikız!