leonard cohen'le bir gece yarısı

Onunla tanışmamızı hatırlıyorum. Dikmen, Keklikpınarı. İçinde hakim kış rüzgarlarının gezindiği bir öğrenci evi, bir imkansızlıklar coğrafyası. Banyoda iplik gibi akan (ve asla ılık olamayan) kaynar su, gıcırdayan kapı, damlayan musluk. Emine bir ikindi vakti getiriyor, simitlerle birlikte. Oturup dinliyoruz tıp tıp tıp mutfakta damlayan su sesinin eşliğinde. Ben bir yandan dökülen susam tanelerini parmağımın ucuyla topluyorum. Ne tuhaf adam! Simit, Ankara simidi.

Suzan takes you down to her place near the river...

Günbegün evin duvarlarına sızıyor sesi. Ankara'ya yağmur yağıyor. Cohen dinleyerek proje yapıyorum bir gece yarısı. Çalışma lambasının ışığında, Ankara'nın yağmurda dağılan uzak ışıklarının arasında camdan yansıyan uykusuz bedenimi görüyorum. Cohen gecenin kaskatı omuzlarını gevşetiyor mırıl mırıl.

Afrikalı Leo’yu okuyorum. (O sıralarda birinci vazifemiz kederli bir duruş, ikinci vazifemiz Maalouf okumak) Ben okuyorum, Cohen mırıldanıyor, Leo geziyor. Staj yaptığım ofis. Filiz Abla, her gittiğimde gülerek soruyor, "amcayı getirdin mi"? Bir mimarlık ofisinin o fazla beyaz masalarında oturmuş, cık cık cık diye kafamızı sallayarak hep birlikte Cohen dinliyoruz. Tuhaf adam! Dışarı çıktığımda Ankara baharı. İçimizde yeni bir şeyler yaşanacakmış gibi bir his. Bahar en büyük yalancı...

Bir otobüs yolculuğunda dergi okuyorum. ROLL olsa gerek. CohenThe cloud I couldn’t shake,” diyor. “Dağıtamadığım bulut.” Yazıyorum hemen defterime. Topkek kırıntılarıyla yanyana kalıyor öylece. Hayat bilgisi dersinde iyi notla sınıfı geçmek isteyen hevesli bir öğrenci. Hayatı sığdırıveriyorum bu daha cümle olmaya ömrü yetmemiş ifadeye. Akabinde rahatlıyorum. Aferin bana!

Bir çatı katında Toronto'nun yaprakları kar altındayken önümdeki parka bakıyorum. Yine mırıldanıyor amca. “Memleketine getirdim seni” diyorum. Pek oralı olmuyor, mırıldanmaya devam.

"Teldeki bir kuş gibi / Gece yarısı bir sarhoş gibi / Ben de kendimce özgür olmayı denedim."

O soğukta daha gün başlamadan birileri parkta koşuyor. Ayak izleri karda onları takip ediyor. Gittiğimin ilk haftasında hemen büyük bir iştahla filmler kiralıyorum. Ne çok seyretmek istediğim film var! İlk seçtiklerimden birinde (listeciyim ya, var listesi) karşıma hemen o çıkıyor. Exotica. Kaybedilenler üzerine kırık ve büyülü bir hikaye. Mia Kirshner “Everybody Knows,” eşliğinde, o arkalardan gelen ud sesiyle dans ediyor bir striptiz kulübünde. Uzuyor bacakları gitgide.

Indigo’nun  kafesinde oturuyorum. Limonlu kekle kahve. Kekin içinde “poppyseed” (ne neşeli ve hoppa bir kelime! "Haşhaş" bir kek için fazla oturaklı) taneleri. Anna Karenina’yı okuyorum, Anna’nın kocasının kulaklarına bakıyorum. Hakikaten büyük kulakları. “The World Needs More Canada” yazıyor duvarda. Altında da bizim amcanın adı. "Zenginlerin kanalları var fakirlerin yatak odasında diyor, geleceği görüyorum, bir cinayet diyor.

Bir sahafta elime geçiyor kitabı. The Favourite Game. Okuyorum. Sevmiyorum. Sonra Suzanne'la yolculuğa çıkmadı diye ona kızıyorum. Üstten bakmalarına kızıyorum. Başka bir zaman sırf Cohen diye, üzerinde fiyakalı Cohen var diye, çatlak bir plak alıyorum. Ve işte böyle sürüyor bu tuhaf Cohen inşaatım. 

Tam da biraz önce, çalışırken, bilgisayardan “Rainy Day” seçeneğini tıklıyorum, (hayat artık ne kolay di mi, her şey bir çeşit kuru temizleme hizmeti), karşıma Cohen çıkıyor. Famous Blue Raincoat. Sonra? Sonra işte, olaylar gelişiyor....

It’s four in the evening/ The end of december
I'm writing to you now just to see if you're better 

Ben hala çözemedim bu hikayeyi” diyorum. “Ben de,” diyor, “Göğe bakalım.” Bir tuhaf adam işte...

Yorumlar

  1. Bugün limana vardıktan sonra, iki satır bile olsa ses çıkmayınca, hastalık şu bu gelmişti aklıma...Yeni yazı varsa sorun yoktur diye düşünüyorum şimdi ve ne iyi ne iyi...diyorum...

    Ayrıca ne güzel bir yazı yine, kelimelerin üzerinde kış güneşinin,can eriklerinin, şişman mı şişman içi dolu dolu yağmur tanelerinin gezindiği...Selamlar...murat...

    YanıtlaSil
  2. Yok yok, hastalık yok neyse ki. Sadece koşuşturmaca var her zamanki gibi.
    Erikleri hatırlattırabildiysem ne mutlu bana. Daha ne isterim. Var mı böyle isminden bahsedince bile ağzı kamaştıran bir meyve.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. sarmanın kuyruğu denk gelmiş. yok çok cohen'ci değilim ben. ortak bir mazimiz de yok senin gibi. sarman kuyruğuna takıldım ben. çizgili.

    YanıtlaSil
  4. eveet, bunu bir kedicinin farkedeceğini biliyordum:)) misafir kedi o! cohen'in yanına ilişiverdi işte.

    YanıtlaSil
  5. Yazınızı şarkıyla birlikte okuyunca birbirleriyle nasıl da örtüştüklerini gördüm. Ben de bilmem şarkıda tam ne olup bittiğini ama bana hep hüzünlü bir hikayeyi anlatır gibi gelir.
    Bir de nedense Ankara'ya gitmek istedim tekrar yıllar sonra...Oysa hiç alışamamıştım orada yaşamaya.

    YanıtlaSil
  6. mala noche, ben de üniversite yıllarını geçirdim ankara'da. son yıllarda başka bir şehre gitme isteğim iyice depreşmişti. yine de baharını, sokaklarında uzun uzun yürümeyi severdim. ankara yolculuklarını severim hala ama her gidişimde şehrin bir yaya kenti olmaktan böyle pervasızca uzaklaştırıldığını görmek üzüyor.

    YanıtlaSil
  7. Ne güzel bir yazı. Yok yok içinde. Keklikpınarı, Ankara simidi, Afrika'lı Leo, Anna Karenina, karda ayak izleri, limonlu kek... Bundan sonra Leonard Kohen duyunca seni ve bunları hatırlarım ben.
    Şöyle bir düşündüm de kişisel tarihime böylesine eşlik eden tek bir müzik, tek bir müzisyen bulamadım. Böyle sadık bir dinleyici olamamışım. Devamlı değişmiş dinlediklerim. Her dönem farklı birileri. Bu yüzden özendim de sana.

    YanıtlaSil
  8. Sevgili Işın,
    İnanır mısın dün bir şarkısını dinlerken farkına vardım ben de bu durumun. O şarkıdan çıktı bunlar. Birden sıralanıverdi karşımda hayatımda Cohen'le farklı karşılaşmalarım. İkinci bir isim daha sayamam muhtemelen. Ya da daha o şarkıyla karşılaşmadığım için henüz bilmiyorum:)
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  9. Cohen böyle işte.. zaman içinde yolculuk yaptırır, özeldir.sevgiler...

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Buket,
    Müzik dinlemeye yeterince zaman ayırmadığımı düşünüp hayıflanıyorum hep. Aslında yolculuk yapmaya birebir dediğin gibi! Hele benim gibi yolculuk seven biriysen.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  11. Famous Blue Raincoat en sevdiğim şarkılardandır. İlk kez bir arkadaşım dinletmişti ve sonra hatırlıyorum, Cohen'in tüm şarkılarını dinleyip ezberlemiştik. Evde teyp filan da yoktu, oturup bir arkadaşın arabasında dinlemiştik. Şimdi ne zaman dinlesem o gelir aklıma. Bu yüzden yazıya çok yakın hissettim kendimi. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  12. Oturup arabada müzik dinlemek...Gözümün önüne indie amerikan filmlerinden sahneler getirdi. Famous Blue Raincoat, bir de yağmur yağıyorsa dışarıda, harika!

    YanıtlaSil
  13. Çok güzel bu Alkım, bir isimle (öylesine bir isim değil üstelik, Cohen yahu;)), eskiyi anlatmaya çalışmak. Hatta eski demek haksızlık olur, tüm hayatı anlatmak, çok sevdim.
    Yazını okuyalı çok oldu, belki ben de yazacaktım seyir defterimi sana, -Cohen şarkıları eşliğinde elbette-. Olmadı bir türlü. Dün Neo'ya yorum yazarken konu kitap olunca uzadı gitti yazı ve sonra nöbet tabii.

    Ben Cohen'i severim, sesini, tarzını, ama en çok sözlerini severim. Benim onunla maceram da yıllara yayılmıştır, şimdi girmeyeyim, toplayamam kendimi sonra;) Yazını çok sevdim, güldüm okurken, eski anılar Cohen'le birleşince illaki hüzünlü olsa da sen çok eğlenceli yazmışsın, bayıldım;) (küçük bir not düşeyim burada, ben Egoyan'ın Exotica'sını sevmemiştim pek. Everybody Knows, götürüyordu bana kalırsa filmi.)

    Yazı için teşekkürler Alkım, çok sevgiler.

    p.s.: -Queen Victoria nasıl güzel bir şarkıdır, ve benim o şarkıyla deli gibi ağlamışlığım vardır, aklıma geldi şimdi, yazayım dedim. Bloğa koysam ya o şarkıyı, iyi oldu aklıma geldiği;p
    -Cohen'in Gözde Oyun'u bende de var. (sanırım aynı kitaptan bahsediyorum, altıkırkbeş yayınları basımı bendeki.) Okumamıştım henüz, alalı çok olmuştu ama, sıra gelmemişti ona. şimdi sen de kötü dedin, kalacak bir süre daha, belli;)
    -Neo'ya yazdım dün, Bülent Somay'ın Şarkı Okuma Kitabı'nda Cohen'den epey bahsediliyor. Eğer bakmadıysan aklında olsun.

    YanıtlaSil
  14. A, Queen Victoria şarkısını her dinleyişimde kötü olmam ve ağlamam, elbette kraliyet ailesiyle bir bağım olduğundan filan kaynaklanmıyor, belirteyim istedim;p Hani okuyan, Victoria büyük büyük büyük ananem sanmasın diye;)

    Bu sefer gerçekten gittim, sevgiler, öpücükler.

    YanıtlaSil
  15. Justine, hoşgeldin:)

    Queen Victoria muhteşem bir şey. Bana şarkıdan çok şiir gibi gelir,içinden şarkı geçen bir şiir! Sen yazınca hatırlayıp tekrar dinledim. Of, nasıl hüzünlü...Güzel ağlanır hakikakten. Albümlerinde de yok bildiğim kadarıyla.

    Exotica'yı ben çok sevmiştim. Vurulmuştum filme. İzleyeli on üç yıl olmuş. Tekrar izlesem nasıl bulurum acaba. Biraz gösterişçi bir yanı vardı filmin. Onu kabul ediyorum. Ama benim zihnimde çok şey uyandırmıştı. Cohen'in katkısı da yadsınamaz tabii.

    Bahsettiğim kitap Gözde Oyun, evet. Bir de En Sevdiğim Oyun diye çevrilmiş sanırım. Isınamamıştım, okuyamamıştım kitabı. Kütüphanemde mahzun mahzun duruyor kendisi:)Görkemli Kaybedenler daha sonraki kitabı. Aslında onu da merak ediyorum, amca ne yazmış diye.

    Şarkı Okuma Kitabı var bende! (Böyle durumlarda çok seviniyorum. Ünlemin anlamı o sevinç) Okumamıştım. Nasıl da kaçırmışım. Merak ettim, muhakkak okuyacağım.

    Demek Kraliyet ailesiyle bir bağın yok. Hmmm. Bilemedim şimdi Prenses Justine:)

    (Tam da 17. yy.da İngiliz Sarayı'nda geçen bir kitap çeviriyorum şu sıralarda. Jüponlar, peruklar, kokulu eldivenler, iç etekler arasında nasıl kayboldum anlatamam!)

    Kelebekler!

    YanıtlaSil
  16. Ilk kez bilincli olarak -- sona ekledigin sarkisiyla -- bir Leonard Cohen sarkisi dinlemis oldum. Guzelmis. Bu sarkinin nakarat bolumu bana cok unlu bir sarkiyi animsatti, melodisiyle, ama gel de bul o sarkinin ne oldugunu. Acaba birisi alip yorumlamis ve daha populer olmus olabilir mi?

    Anna Karanina okudugundan da bahsetmissin. Ben de onun hakkinda bir blog yazmistim, bir ara vaktin olursa bakarsin diye adresini yolluyorum:
    http://baris72.blogspot.com/2011/05/anna-karenina-from-turkish-pov.html

    YanıtlaSil
  17. Tori Amos, vs. çok şarkıcı var aslında yorumlayan. Belki o yorumlardan birini hatırlıyorsundur.

    Anna Karenina yazını merak ettim, okuyacağım. Yorumumu oraya yazarım.

    YanıtlaSil
  18. Geç gördüm, ne güzel yazmışsın yine!

    Cohen'i ben tez yazmak icin aylarca ofiste sabahladigim bir dönem çok dinlemiştim, kuzenimin hediye ettigi bir karışık kasetten. Çok kasvetli ve hüzünlü bir dönemdi, Cohen de çok yakışmıştı yani. Belki de o yüzden hüzünlüydü, bilemiyorum:)

    Bu arada çok güldüm, "birinci vazifemiz kederli bir duruş"tu gerçekten di mi yaa:)

    YanıtlaSil
  19. muallacım, cohen her daim hüzünlü. şarkılar, sözleri, cohen'in söyleyişi, ses tonu...hepsi hüzünlü.
    bu yazıyı yazarken yine konser meselesi geldi aklıma. artık o da öyle bir ukte olarak kalacak, napalım:)

    YanıtlaSil
  20. sorma, aynen benim de aklima geldi konser meselesi. ah ah...napalim oluyor boyle seyler:)

    YanıtlaSil
  21. ne güzel yazmışsın.. Feci halde Cohen'im geldi..

    YanıtlaSil
  22. teşekkür ederim turuncu gezegen:)

    YanıtlaSil
  23. Thx for comment.. Blogun cok güzel ve farkli.
    Almanyadan selamlar:)


    fashionlifepeople.blogspot.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...