evini arayan kaplumbağalara...

"Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım." Tutunamayanlar, Oğuz Atay

Hakkında yazı yazmak için gittiğim Denizli/Bozkurt'un Belediye Oteli'nde uyumaya çalışırken, bir şeyler beni dürttü. Belki o gün karşılaştığım kadınlar... Tek bir katının otel yapıldığı bir binada, kendi sesimin yankılandığı bir odada, parlak bir beyaz ışık altında yazmaya koyuldum. En son Nazilli Öğretmenevi'nde lokalden gelen okey şıkırtılarının arasında yazmıştım. Otel odalarının -özellikle taşradaki- o kendilerine has tuhaf varlıklarının üzerimde güçlü bir etkisi var. Erken kalkacak olmamı filan düşünmeden -zaten insan kafasında bir yazı varsa uyuyamıyor- gecenin 4ünde aşağıdaki yazıyı yazdım. Bloğa yazamasam da kendime yazmayı bırakmadım henüz. Yazmak, evini aramak gibi birşey. E bu dünyada insanın gönlünce kurulacağı o yeri bulmak da hemen oluveren bir iş değil :) Kendine ait evi arayan kabuksuz kaplumbağalar gibi dolanacağız böyle. Belki ömür denilen budur.

Karşılaştığım kadınlardan biri A. Kendini sadece çocukların yanında rahatlamış hissettiğini söyleyen, çocuklara dinmek bilmez bir şefkat duyan biri. Canı sıkılınca kendini okul bahçesine atıyormuş. Çocuk sahibi olmayı çok istemiş, evliliğinin ilk 10 yılında çocuğu olmamış, bakıcılık yaparak o özlemini gidermeye çalışmış. Bakıcılık yaptığı sırada sütü gelmiş hatta. Sonra, ne zaman ki durumu kabullenip evlatlık sahibi olmaya karar vermiş, o zaman bir kız çocuğu olmuş. Şimdi 13 yaşında olan kızı, 6 yaşını doldurduğunda baba ölmüş. Okulda dalga geçmiş çocuklar "E'nin babası öööldü" diye. İlkokul hele ki farklı olanlar için acımasız bir yer, öyle değil mi? Ama E'nin kendine acıma tuzağına düşmeden öyle dik bir duruşu var ki annesinin anlattığına göre, gözlerim yaşardı. Bazen hayat insanı böyle pişiriyor işte. Annesi "çok olgun davranması endişelendiriyor beni, kendini ne olursa olsun ifade etmesini istiyorum," diyor. Kimi kadınların hayatla baş etme mücadeleleri gizli bir destan. 

Bir Kore filmi izledim geçen hafta, beni çok etkiledi. İsmi Şiir (Shi). 65 yaşındaki bir kadını (Mija) anlatıyor. O da duygularıyla bağını yitirmemiş, kendine karşı "gerçek" olmaya çalışan, ürkek bir gizli kahraman. Bir şiir atölyesine katılıyor. İstediği sadece tek bir şiir yazmak. Atölyeye gelenlere en mutlu anıları soruluyor. Mija 3-4 yaşlarındaki bir anısını anlatıyor. "Belki de ilk anım," diyor. Annesi hasta, yatıyor, perdeler çekilmiş, ince bir güneş ışığı sızıyor odaya. Ablası içerideki odadan onu çağırıyor ellerini çırparak. O anda ablasının onu çok sevdiğini düşünüyor, "ben güzelim" diye geçiriyor içinden ve kendini çok mutlu hissediyor. İçime işledi bu. Koca bir insanlık tarihi bu sevgiyi hissedip hissetmemek arasındaki gerilimle ilerliyor aslında. İşin ironik yanı böylesine gündelik, gösterişsiz bir anda bunu hissedebilecekken bir ömür onun yoksunluğuyla şekillenebiliyor hayatınız. Citizen Kane'in ölüm döşeğinde o görkemli hayatına rağmen çocukluktaki kızağını hatırlaması boşuna değil. Çocukluk, yolları çatallanan bahçe... Ve insanın şefkat ihtiyacı her dem taze. 

Son zamanlarda birbirimizi, dolayısıyla kendimizi ne çok yargıladığımızı düşünüyorum. Özellikle kadınların. Başka bir kadını yargılarken aslında içimizde derinlerde bir yerlerde bir dip akıntısı gibi varlığını sezdirmeden yaşayan bir kadına da parmak salladığımızın farkına varmadan hem de. Bu yazıyı bu düşüncelerle yazdım. Yargılıyoruz, çünkü çoğunlukla içimizdeki o kadınlardan korkuyoruz. Korkuya rağmen bu kadınlarla tanışsak, A'nın dediği gibi ne olursa olsun kendilerini ifade etseler,  dertlerini anlasak, azıcık başlarını okşasak. Bu yazı da bu sebeple yazıldı zaten, küçük bir şefkat girişimi diyelim Kötü resimler asma cesaretine! Sevgilerimle :)



gün yüzü görmemişler, hercai gönüllüler, 
saçlarını parmaklarına dolayanlar, 
konuşurken eşarbının ucunu ağzına götürenler, 
“iç çamaşırı en arka ipe asılır”la büyüyenler, 
uzun etek giyip önüne bakarak yürüyenler, 
etrafa umursamaz kahkahalar atan mini etekli zilliler, 
fistan giymiş etekleri alaylılar, 
ilkokulda halı tezgahına oturtulanlar, 
aldım verdim’de sona kalan mahzun kızlar, 
erkeklerin günahlarını taşıyan cesur “yollu” kızlar, 
falında hep bir yol görenler, heybesini sırtlanıp yollara düşenler, 
kendine ait bir oda arayanlar, 
her seferinde aynı iyimserlikle aşık olanlar, 
ay büyürken uyuyamayanlar, 
dünyayı omuzladığını bilmeyen gizli kahramanlar, 
ses verenler, ağıt yakanlar, zılgıt çekenler, 
hep bir ikinci hayat özlemi duyanlar, 
itaatsiz özgür kuşlar, tombul ve iştahlı ruhlar, 
ay leopar desenli şen dullar, 
bir ağaca sevdalananlar, bir dağa şiir yazanlar, 
bir ömrü şiirle karşılaşmadan tamamlayanlar, 
bahçelerden nane aşıranlar, 
çimlere basanlar, çiçeklerle konuşanlar, 
yoğurt mayalayanlar, eltisi daha hamarat olanlar, 
haykıracak nefesim kalmasa bileciler, 
kendilerinden geçip şarkı söyleyenler, 
eteklerini savura savura dans edenler, 
aşufteler, gotikler, selfieciler, çingeneler, 
saçlarını rüzgara bırakanlar, 
saçlarını kapatanlar, kazıtanlar, saçla başla işi olmayanlar, 
ninesinin saçlarını tarayanlar, 
kendi kendine ninni söyleyen tüyleri hiç taranmamış kediler, 
neşeli gülleri açmadan soldurulanlar, 
patronun çorbasını azcık tuzlu yapanlar, 
gündeliğe gittiği yerde dolapların üstünü silmeyi hep unutanlar, 
ütü buharının arkasına gizlenen dargın yürekler, 
yeni bir yalnızlıkla tanışan uykusuz yeni anneler, 
konuşurken tırnaklarına bakan dalgın çalışanlar, 
kaybolmamak için tırnaklarını hayata geçirenler, 
bir ömür hayalindeki otu arayan inatçı keçiler, 
içinde derin bir kuyuyla yaşayanlar, 
yangın yerinde sessizce bir bahçe yaratanlar, 
dolunayda kuyruğunu şaklatanlar, 
bohçasında onlarca renkli ip taşıyanlar… 

İçlerinde bir gün sahne almayı bekleyen pek çok kadınla yaşamaktan korkmayanlar, kadınlar gününüz kutlu olsun. Etekleriniz zil çalsın çın çın çınlasın e mi :)

Yorumlar

  1. Teşekkür ederiz sevgili Nezleli Karga...

    YanıtlaSil
  2. Ben teşekkür ederim ses verdiğiniz için... Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık. Keşke daha uzun olsaydı..

    YanıtlaSil
  4. Ben de daha uzun olsun, sündüre sündüre okuyayım istedim. Toz Bezi diye bir film izledim 2 gündelikçi kadını anlatıyor, işte yazının başındaki otel odalarını anlatınca, ona benzer bir film çekesim geldi. Keşke fiil çeker gibi film çekebilsek mirim. (İzledim değil de izlediydim demek çok istedim ama işte -de'le -da'lar ayrı dediler bizde öylece kaldı o hissiyat.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Toz Bezi'ni ben daha izleyemedim, ama sanırım Ana Yurdu ile akraba bir film. İzleyeyim en kısa zamandı. Fiil çekmek ve film çekmek müthiş! Vatandaş fiil çekme, film çek :))

      Sil
  5. Topraktandır Cümle Beden
    Nefsini Öldür Ölmeden
    Böyle Emretmiş Yaradan
    Sen Kalemsin Ben Uç Muyum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şarkıyı dinleyenler de var :) Aşık Veysel'in ölüm yıldönümüydü yaklaşık bir hafta önce. Sözler çok güzel...

      Beni Hor Görme Kardeşim
      Sen Altınsın Ben Tunç Muyum
      Aynı Vardan Var Olmuşuz
      Sen Gümüşsün Ben Saç Mıyım

      Ne Var İse Sende Bende
      Aynı Varlık Her Bedende
      Yarın Mezara Girende
      Sen Toksun Da Ben Aç Mıyım

      Kimi Molla Kimi Derviş
      Allah Bize Neler Vermiş
      Kimi Arı Çiçek Dermiş
      Sen Balsın Da Ben Cec Mıyım

      Topraktandır Cümle Beden
      Nefsini Öldür Ölmeden
      Böyle Emretmiş Yaradan
      Sen Kalemsin Ben Uç Muyum

      Tabiata Veysel Aşık
      Topraktan Olduk Kardaşık
      Aynı Yolcuyuz Yoldaşık
      Sen Yolcusun Ben Bac mıyım

      Sil
  6. Bu yazıyı gözleri dolarak okuyandan selamlar, çın çınlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerkacım! beni çok mutlu ettin. hem yorumunla hem de sadece varlığınla. seni anmak çok güzel! çın çınlı özlemle :)

      Sil
  7. Alkimcigim, hayata senin gibi güzel insanlarla katlaniliyor. Bizlere dokunduğunu için teşekkürler. Sevgi Mert

    YanıtlaSil
  8. Hi, Great information! Would you please consider sharing my link to your readers? Please email me back at haileyxhailey gmail.com.

    Thanks!
    Hailey

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

leonard cohen'le bir gece yarısı