Bütün yolların çocukluğa çıkması tuhaf değil mi? Henüz agu bile diyemezken, saç çekerken, yeryüzünün çok yeni bir sakiniyken neler neler işleniyor içimize, insan gerçekten hayrret ediyor! Zizek, mutlu bir çocukluğun insan hayatında neredeyse bir lanet olduğunu, sonradan hayatın gitgide kötüleşmesini kabullenmenin insana çok zor geldiğini söylüyor, kendisini ve o meşhur karamsarlığını örnek veriyor. Zizek'in söyledikleri üzerine düşünüyorum da henüz bir karara varamadım. Ama çok korunaklı bir çocuklukla kimsesiz bırakıldığın bir çocukluk ileride bir yerlerde kesişebiliyor, insan üzerinde benzer etkiler bırakabiliyor, ikisinde de dış dünya tekinsiz bir yer oluveriyor. Aslında daha dün aklımda bir yazı dolanmaya başladı, bir başlık: Evden kaçamayan çocuklar. Yazmaya oturamadım henüz ama aklıma bu yılki film festivalinde izleyip yazdığım filmin kahramanı şair Giacomo Leopardi geldi. "Çocuklar hiçbir şeyde her şeyi bulurlar, yetişkinler her şeyde hiçbir şey bulamazlar," diyen Leopardi. Bu film tanıştırdı beni şairle, şiirlerinden ve karamsarlığından çok etkilendim. Önce Paralel Sinema'da yazdığım şu film yazısını paylaşayım sizinle, kafamdaki yazı da elbet döner gelir buralara.
Harika Çocuk: Giacomo Leopardi
Harika Çocuk, 19. yüzyılın
radikal düşünürlerinden kabul edilen İtalyan şair Giocomo Leopardi’nin (1798-1837) hayatını anlatan biyografik bir
film. Kont Monaldo Leopardi’nin oğlu olan Giocomo çocukluğunu,
iki kardeşiyle birlikte büyüdüğü evin bahçesinde ve babasının nam salmış kütüphanesinde
geçirir. Latince, İbranice öğrenir, klasik metinlerden çeviriler yapar
ve durmaksızın yazar. Zaman geçtikçe babasının
püriten, muhafazakâr fikirleriyle onun kuşkucu ve liberal fikirleri birbiriyle
çatışır. “Babalarımız, onlar bizim düşmanlarımız,” dese de baskıcı
babaya boyun eğer ve kaçmak istediği Recanati’den yirmi dört yaşına kadar kurtulamaz.
Ne düşünceleriyle ne de gitgide kamburlaşan bedeniyle bir türlü kasabanın dünyevi
hayatında kendine bir yer bulamaz, zamanının çoğunu kendine hem sığınak hem de
hapishane olan kütüphanede geçirir.
Hayatındaki önemli insanlardan biri, babasının devrimci bularak
onaylamadığı, onu Roma’ya gelmesi için ikna etmeye çalışan yazar Pietro Giordani (Valerio
Binasco)’dir. Düzenli mektuplaştığı Giordani, onun dış dünyayla bağlantısı
ve yol göstericisi olur. Leopardi daha
sonra yazar arkadaşı Antonio Ranieri
(Michele Riondino) ile Floransa’da yaşamaya başlar, orada uzaktan uzağa
hayran olduğu Fanny Targioni Tozzetti
(Anna Mouglalis) ile tanışır. Bir yandan maddi sıkıntı çekmekte, bir yandan
da bedeninin günden güne çöküşünü izlemektedir. Ranieri’nin kızkardeşi Paolina
(Federica de Cola) onun bakımını üstlenir. En sonunda onlarla birlikte
Napoli’ye taşınır ve ömrünü orada tamamlar.
Leopardi film boyunca adeta kendi karamsar
evreninde sayıklar durur, onun gitgide iflas eden bedenine ve teselli bulmayan melankolisine
tanık oluruz. “Çocukluğumla birlikte dünyanın ve hayatın sona erdiğini
gördüm, ölüme kadar hayat yok. Ölene kadar çocuk kalanlar hariç,” der. 19.
yüzyılın sarsıntılar yaşayan Avrupa’sında liberallerle rahipler arasındaki
çekişmede liberallere yakın dursa da onların o fazla iyimser ideallerini
paylaşmaz. Olayları etrafındakilerle arasında hep bir mesafe koyan ironik bir
bakışla değerlendirir. “Mutsuzken gülebilmemiz hayranlık uyandırıcı,”
derken mutluluğun 19. yüzyılın en büyük buluşu olduğuna inanır. Ona göre
hayatta iki güzel şey vardır: aşk ve ölüm. Ne var ki aşkı, hayran olduğu
kadınları, “bir kere öpse boşuna yaşamamış olduğunu” düşüneceği kadınları hep
uzaktan seyreder.
Yönetmen Mario Martone hayatında seyirlik zaferler ya da -bedeninin deforme olması dışında-
görkemli kayıplar yaşamamış bir adamın “olaysız” denebilecek hayatını sinemaya aktarma
konusunda genel olarak iyi bir iş çıkarmış. Filmin sonlarına doğru, dramatik
bir etki yaratması için konulduğu belli olan ve filmde yama gibi duran genelev
sahnesi bir yana, senaryoyu çoğunlukla şairin yazdıklarına dayandırarak şairin
iç yaşantısını aktarmayı tercih etmiş. Filmde karakterlerden çok Leopardi’nin araya serpiştirilmiş
şiirleri ve metinleri ön plandadır. Şairin müzmin kederi ve İtalya’nın güzel
manzaraları etkileyici bir tezat yaratır. Film kimi zaman birbirinden kopuk
olaylarla ağır bir tempoyla ilerlese de şairle ilgili bir merak uyandırmayı
başarır. Recanati çekimlerinde bizzat şairin yaşadığı ev ve çalıştığı kütüphane
kullanılmıştır. Leopardi’yi
canlandıran Elio Germano
muazzam oyunculuğuyla filmin omuzlarında olan yükünü başarıyla taşır. Çoğunlukla
Rossini müzikleriyle ilerleyen filmde, benimsenen klasik anlatımla bağdaşmayan
İngilizce sözlü modern birkaç şarkının yabancılaşma yarattığı söylenebilir.
Film, şairin etkileyici “La
Ginestra” (Katırtırnağı) şiiriyle
biter. Doğayı hep amansız bir düşman gibi gören şair, son günlerini Napoli
yakınlarında bir villada geçirir ve son günlerinde Vezüv’ün eteklerindeki
katırtırnaklarını yazar. Yanardağın alevlerinin altında kaybolmuş Pompei
şehrine bakarak, bu katırtırnaklarının da bu “katliam anıtı” karşısında
yenilmeye ve üzerinde yükseldiği toprağın külleriyle yok olmaya mahkûm olduğunu
söyler, insanlığın doğa karşısındaki gülünç acizliğine gönderme yapar. “Ey
yumuşak başlı katırtırnağı, sen de boyun eğeceksin,” der ve 38 yaşındayken o
da doğa karşısındaki yazgısına boyun eğer.


:)))) ama ama ama... türkçe alt yazılısını bulamıyom ki ben.. tam ağız tadı film seyretmeye uygun bi zamanım var idi.. heves kursakta bir dizi inci misali şimdi:)
YanıtlaSilAaa yok muymuş? Tüh! Sen bulursun yine güzel bir film ama. Ben de festivalde izlemiştim ama ondan sonra pek gösteriminin yapıldığına tanık olmadım. Çok ilgi görmedi sanırım, yoksa kesin altyazılısını bulmak mümkün olurdu. Affedersin :)
YanıtlaSilSevgiler Uykusuz Uyurgezer!
Katır tırnağı şiirini arıyorum sabahtan beri. Bulamadım:(
YanıtlaSilBen de epey aramıştım da bulamamıştım. Ama hemmen kolları sıvayıp ne yapıp edip o şiiri sana buluyorum, olmadı "şiir çevirisi benim neyime" demeyip çeviriyorum redrabbit. Mesele mühim :)
YanıtlaSilGerçekten mi? Şiiri ararken ne şiirler okudum sabah sabah, ne sayfalara girdim çıktım, neler gördüm neler:) Bazen hedeften çok yoldur ya asıl hikaye. Bu sabah yine teyit etmiş oldum. Ama bunun üstüe şiiri de okursam şükür derim, daha ne diyeyim:)
YanıtlaSilAy neler okudun, de hele :) Güzel bir şeyler bulduysan haberdar et beni de!
YanıtlaSilAlkım Doğan çok güzel bir paylaşım ve yazı olmuş ellerine sağlık...
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim Bekir Gürgen, beğenmenize sevindim.
YanıtlaSilRedrabbit, sana verdiğim sözü unutmuş değilim fakat şiire bir daha bakınca (İngilizce çevirisine) boyumu aştığını anladım. Aslında şairin Kıssalı Hisseler adında Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış bir kitabı var. Fakat onun da baskısı tükenmiş, bulamadım. Aklımın bir köşesinde olacak, bulursam ekleyeceğim şiirin çevirisini buraya. Sevgiler:))
YanıtlaSilaylar sonra bloguna girdim, bir baktım istilaya ugramış! fark ettin mi, bu ne yahu yukardaki reklamlar?:) Neyse, yazının başını okudum Alkımcım, yine çok güzel yazmışssın. Gün ortasında bir taze nefes gibi oldu. Evdeki veletlerin hayatını her yönden karartıyoruz demek, aşk olsun Zizek efendi! öpüyorum...
YanıtlaSilBlgn. Çok güzel bir yazı yüreğinize ellerinize sağlık
YanıtlaSilTeşekkür ederim...
SilFilmi çok sevdim, Leopardi'ye de bağlandım bu filmle. Teşekkürler paylaşım için. Blogda bu ay ben de küçük bir köşe ayırdım Leopardi'ye:
YanıtlaSilhttps://kaotikbenlik.blogspot.com/search/label/Leopardi
Yazıyor, okuyor, geziyorsunuz. Takipte kalacağım.
Sevgiler.