Bir şehirde yaşayacaksam keşfe çıktığım ilk dükkanlar kitapçılar (ve pastaneler) oluyor. Bir kitapçının olması yetmiyor çoğu zaman. Seveceğiniz bir kitapçı bulmak istiyorsunuz. İçeri adım atar atmaz “çılgın kalabalıktan uzak” olduğunuzu hissedeceğiniz, kendinizi içeridekilerle ufak da olsa bir ortaklığı paylaşırken bulacağınız, küçük bir selamdan sonra kimsenin gözü üzerinize dikilmeden koca bir dünyanın kelimeleri arasında bir hayalet gibi dolaşabileceğiniz bir kitapçı. Kitaplarının kırtasiye oyuncaklarının yanında kimsesiz çocuklar gibi bakışıp durmadığı. Bir yazarın bütün kitaplarının sırt sırta verdiği, baş harfi ortaklığıyla hiç ummadığı bir yazarla yan yana geldiği bir kitapçı. Ahşap rafları, eski kitapları ve tembel bir kedisi de olursa ne ala. Gönül, elbette orada çalışanların kitaplarla bir akrabalığının olduğuna inanmak istiyor. Kimi zaman kitaplarla ilgili bir çift laf etmek güzel oluyor.
Önce Kızılay’da Dost Kitabevi’ne,
İmge’ye (kitapların yeri sık sık değişirdi, çok teessüf ederdim) uğruyordum. Daha
çok kırtasiye ve resim malzemelerinin satıldığı, rüya gibi haritaların olduğu
Turhan Kitabevi’ne de bir girip bakıyordum. Ara sıra bir kıyak geçip Akman'da kaymaklı ekmek kadayıfı ısmarlıyordum kendime. O devirde tabii, tatlıda bu kadar kalori yok:)
Biraz yoldan sapıp İletişim’e, ardından Olgunlar Sokak'ta yan yana dizilmiş “Turuncu
Kitapçılar”a uğruyordum. Bir arkadaşım olmuştu, kitaplarımı ondan
alıyordum, her gittiğimde çay ikram ediyordu. Ankara’nın ayazında ellerimi hohlaya
hohlaya minicik bardaklarda çay içiyor, kitaplara bakıyordum. Payel yayınları,
Say yayınları ve sosyalist literatürden pek çok kitabı oradan almıştım. Hiç unutmam, Yasımı
Tutacaksın’ı vermişti ısrarla. Gitgide iyice tanış olmuştuk. Askerlik yapmak
istemediğinden, dalağını aldıracağından söz ediyordu. Ne yaptı bilmiyorum.
Olgunlar’dan (ve bir pide
molasından) sonra Sıhhiye yakınındaki Zafer Çarşısı’na gidiyordum. Burada daha
çok ders kitapları olurdu. Yerin altında, çiğ bir ışıkla aydınlanan sevimsiz
bir yer olarak hatırlıyorum burayı ama kitapları indirimliydi. (Buradan anneme İskenderiye Dörtlüsü’nü almıştım.)
Bir de Karanfil Sokak’ta A Kitabevi vardı. Küçücük bir kitapçıydı, başındaki
Murat Koçak ödemelerde kefil –öğrencinin başbelasıydı- filan istemeden kolaylık sağlardı. Şairdi, bir de kitabı durur bende. Tuhaf, muhtemelen pek
satışı olmayan kitapları hediye ederdi. “Odak Ülke Meksika” diye bir kitap vermişti.
Hiç gündemimde olmayan bir konu da olsa oturup okumuştum kitabıbZaman bol tabii.
Hediye edilen kitaplar
öyle kolay kolay silinmiyor zihnimden. İlk hediye kitabımı –annemin benim için
aldığı Arkadaş Yayınları kitaplarını saymazsam- alışımı unutamam. İlkokuldayım. Akşehir’de, yerlere gazoz kapaklarının saçıldığı çay bahçesinin önündeki halk kütüphanesine gidiyorum hafta sonları. Kitapçı
yok şehirde. Annem okullarda toptan satış yapanlardan alıyor kitapları. Bir
de Cumhuriyet Kitap Kulübü gibi kitap kulüpleri vardı. Onların kitapçıklarında kitapları işaretliyor,
postayla geliyor kitaplar.
Her neyse, ben kütüphanedeyim. Alt katta da Melih Özer'in imza günü var. Kim olduğunu bilmiyorum ama olsun şehre şair gelmiş! Kitabının üzerine kırmızı bir bant geçirilmiş “Gibisin
Kadın’ın güftecisi” diye. Birtakım şiirleri, güfteleri sergileniyor. Sergiyi gezip hevesle ziyaretçi defterine bir şeyler yazıyorum. Melih Özer arkamdan beni çağırıyor, kitabını imzalayıp bana veriyor. Heyecan içinde koşa koşa eve gidiyorum. Taşranın sihirli anları...
Kütüphaneler, kitapçılar, bunlar taşraya başka bir nefes üfleyen yerler. O yüzden merak ederim adsız şehirlerin kendi halindeki kitapçılarını. Böyle yerleri -çok geç olmadan- bir kitapta toplamanın, bu biraz mahzun kalmış ruhları biraraya getirmenin hayalini kurarım.
Öğrencilik günlerimi Ankara’da yaşadığımdan mıdır, keşif duygumu artık
yeterince taşımadığımdan mıdır (yoksa ikibinlerin hikmeti midir) nedir İstanbul’da öyle kendimi evimde
hissettiğim bir kitapçı olamadı. Sahaflarını da gezdim. Kitaplarının tozunu
yuttum, çaylarını içtim, kedilerini sevdim ama hep misafirdim.
ankarayı çok özlediğimi hissettim okuyunca bu yazıyı. haftasonu için ankaraya gideceğim ve çok istedim kitapçı kitapçı gezmek eski günlerin hatrına.
YanıtlaSilbunu yapmayı ben de hep istiyorum missipisi. ama ankara'ya gidince de karşımda çok yabancı bir şehir buluyorum. yine de dost'a, akman'a bir uğruyorum ama:)
SilAnkara'da kitapçı turu öyle hoş oldu ki...
YanıtlaSilteşekkür ederim:) bu kitapçı turu şimdilerde pek yapamadığım bir şey. ben de yazarken bir özlem hissediverdim. avare günlere özlem...
SilSokaklarda yürürken, şarkı söylemeyip elleri cebinde ıslık çalmak da delilik alameti sayılır mı?
YanıtlaSil:) tabii ki sayılır, aramıza hoşgeldin!
Silinsan seside nir enstürmandır,ayrıca dünyada sadece ıslık çalarak müzik yapan ünlü müzisyenler vardır,sizin yaptığınızda(ıslık çalmak)gitar veya keman çalmak gibidir,delilikle ilgisi yoktur,zaten öyle olsaydınız Alkım hanıma bu soruyu soramazdınız...metin
SilBana Ankara gunlerimi hatirlatti yazin. Ayni turlari ben de yapardim! Her bir kitabi, icinde sanki yeni bir dunyaya giden gizli bir gecit bulacakmisim gibi, buyulenmiscesine incelerdim. ha ben bir de koklardim! :)
YanıtlaSilYolu Ankara'ya düşmüş olanlar belli oluyor. Kitapçı deyince aklıma Ankara'nın gelmesi de ilginç. Hakikaten bir günümü sadece kitapçılarda geçirmeyi özledim. Bir gün avarece geçirdiğim zamana özlem duyacağım aklıma gelmezdi.
SilKitap kokusunu ben de çok severim Koko. Ama sanırım ben aldıktan sonra kokluyorum:)
Ah, ben de Akman'a giderdim! Ama kendime kiyak gecip boza icmeye :)
YanıtlaSilEvet, bozası da meşhurdu ama bozayı bir türlü sevemedim ben. O kadar sevmek istememe rağmen:)
SilNe güzel yazmışssın! öğrencilik günlerine döndüm. Olgunlardaki turuncu kitapçıları ben de çok severdim, hala arada aklıma gelir özlerim... Duruyor mu acaba yerinde? Kalkalı çok oldu korkarım değil mi...
YanıtlaSilmuallacım, turuncu kitapçılar (ben hep öyle diyordum ama benim uydurduğum bir şey mi yoksa herkes tarafından mı böyle iliniyor bilmiyorum) son gittiğimde duruyordu hala. tezgahları bir örnek yapılmış. tam da hatırlamıyorum ama değişmiş bir şekilde. gittiğimde pek bir şey hissetmedim. belki de benden kaynaklanıyordur bu durum ne bileyim:)
SilAnkara'ya gidince ilk işim bu yazıda geçen yerleri bulmak olacak. :) Kaldığı kadarıyla tabii artık.
YanıtlaSilbibliyoman, çoğu duruyor aslında. keyfini sürersin umarım. ben ankara'ya gidişlerimde dost'a uğramayı çalışıyorum. eski dost ne de olsa:)
Silbende,bende !!
YanıtlaSilankarada okuyan, kitapçıları gezen , ama öğrenci olduğumuzdan
fazla bir kitap alamayan biri olarak sayende hatırlamak
çok güzeldi :)
"öğrenci olduğumuzdan kitap alamayan" :) doğru söylüyorsun buket. hep kitap taksitlerim olurdu benim. iskenderiye dörtlüsü'nü almak için çok hesap kitap yapmıştım meselai hatırlıyorum. yine de alınıyordu bir şekilde. tabii kantinde peynir, ekmek, salatalık ve çaya talim.
Silalkımcım ne tatlı anlatmışsın, kitaplarla dolu öğrencilik yıllarıma gittim. ankara’yı pek bilmem ama benim öğrencilik yıllarımdaki kitap maceralarım da kadıköy-taksim arasında geçti. akmar pasajı, kadıköy ve taksim sahafları sık sık ziyaret ettiğim yerlerdi. hatırlıyorum, sırf kitapçı gezmek için evden çıkar, bazen ucuza bulabildiğim eski kitapları alırdım. yalnızca kitapçı dolaşmak için evden dışarı çıkmak uzak bir hayal gibi geliyor şimdi.
YanıtlaSilgeçenlerde ben de çocukluğumda büyülenerek okuduğum kitapları gördüm annemlerde. yazsam ya bunları diye düşündüm, çocukken hediye edilen, okunan kitapların içinde kayboluyor sanki insan, bambaşka bir şeydi o zamanlar kitap okumak, sihir gibi.
şimdilerde, seveceğim bir kitapçı bulmayı geçtim, aradığım kitapları bulabileceğim bir kitapçı bile yok, alışveriş merkezlerindeki kitapçıların ruhu yok, zaten aradığım kitapları da bulamıyorum oralarda. (bu arada şule gürbüz’ün “kambur”u internette kitap aldığım sitede tükenmişti, yakında açılacak tüyap kitap fuarı’ndan umutluyum. aşırı kalabalık oluyor gerçi ama en azından aradıklarımı bulurum diye ümit ediyorum.)
çok sevgiler.
Sizin için bir küçük not sevgili zerka; aradığınız kitap nadirkitap.com'da var.
Silzerkacım,
Silben de aynı şeyi düşündüm. sadece kitapçı gezmek için dışarıya çıkmayalı çok oluyor. aylaklığı ihmal ediyorum:)
akmar'ı biliyorum, ben de plak almak için uğrardım oraya. (plakçı zihni var) orası da sanırım sahaftan ders ve test kitapları satan bir yere doğru evrilmiş. kadıköy'de balıkçıların sokağında bir sahaf var. orası hala sık sık gittiğim yerlerden biri. içeri girdiğinde hakikaten çılgın bir kalabalığı arkanda bırakıyorsun.
alışveriş merkezi kitapçıları, içinde kitap da bulabileceğin birer market gibi. aradığın kitabı bulamaman çok normal. tüyap'a geçen yıl gitmemiştim, bu yıl ben de niyetliyim bakalım. ama kendime de güvenemiyorum, yine son anda vazgeçebilirim, şehrin öbür ucunda oturuyorum:)
annenlerdeki kitaplarını merak ettim. onlarla ilgili yazmanı canı gönülden destekliyorum:) sevgiler.
offf.hele Dost kitabevinde hafif bir müzik te çalardı.kitap kokusuyla saatlerce vakit geçirirdim..ne güzeldi...
YanıtlaSilsihirli oklava, bu ayrıntıyı unutmuşum. doğru, çok güzel müzikler çalardı. ben çoğu zaman gidip sorardım hatta ne çalıyor diye. birden bunu hatırlamak beni çok sevindirdi:) teşekkürler!
Sil"In Libris, Veritas" yani gerçeğin kitaplarda gizli olduğu seneler önce, yabancı bir memleketteki sevdiğim, iş dışında tüm zamanımı geçirdiğim kitapçının sloganıydı. Haklısınız kitapçılar da kitaplar gibi bağımlılık yaratırlar. Her ne kadar artık daha çok internet kitapçılşarında kitap arar olduysam da iyi ki varlar.
YanıtlaSilsevgili ay,
Silinternetten ben de alışveriş yapıyorum.konforlu bir şey, aradığınız kitabı şıp diye buluyorsunuz. ama kitaçı gezmeleri kadar zevkli değil, insana fazla süpriz yaşatmıyor.
bahsettiğiniz kitapçıyı çok merak ettim. kafamda çok güzel bir yer canlandı. shakespeeare & co, beni kendine hayran bırakan bir kitapçıydı, aklıma o geldi nedense. belki yorumunuzdan aldığım ilhamla bir sonraki yazıda biraz ondan bahsederim.
aslında sık sık gittiğimiz kitapçıların fotoğraflarını bir yerde toplasak ne güzel olur! bir derleme aşkı var bende bugünlerde, illa bir araya getireceğim onları;)
Siz yazınca Prag fotoğraflarıma takıldı aklım, maalesef tek bir kare yok "The Globe Bookstore & Café"'ye ait. Nedendir bilmem, sadece belleğime kazımışım orasını. Shakespeeare & co.'ya göz attım sanal dünyadan, büyülü bir yer :-)
SilBir sonraki sefere artık. Her kimin yolu oralara düşerse bize bir fotoğraf borçlu:)
SilShakespeare & Co. büyülü bir yer gerçekten. Before Sunset filminin ilk sahnesi orada geçiyor bu arada. Şimdi tekrar izlemek istedim.
Dün gece, "84 Charing Cross Road" filmini izledim, kısa not da düştüm günceme. Güzel bir kitapçıdan gerçek bir öykü :-)Belki de izlemişsinizdir...
SilDuymuştum o filmi ama izlemedim. Kitapçıda geçen bir film. 'İzlemek için karın yağmasını bekle' diyor içimden bir ses;)
SilYazdıkların ne tanıdık bana. Ankara'da üniversite zamanlarında okulu kırıp kitapçılarda soluğu almalar, Dost, İmge, Karanfil, Zafer Çarşısı... Ayrıca bir kitapçıya ruh katmak için kediden daha etkili bir şey gelmiyor aklıma. Ha evet, bir de kırtasiye ıvır zıvırlarının yanında sıralanmamalı kitaplar. Hatta kitapçıda kırtasiye malzemesi diye bir şey olmamalı. Bahsettiğim ruh durumlarına aykırı. Yorumu bitiriyordum aklıma geldi. Benim de bilinçli olarak kendim aldığım ilk kitap Duygu Asena'nın Kadının Adı Yok'uydu. Hey gidi ortaokul günleri...
YanıtlaSilAnkara'da okuduğunu bilmiyordum Özlem. Biz öğrencilerin bir Kızılay'ı vardı zaten, değil mi? Tunalı'da kitapçı filan olduğunu hatırlamıyorum mesela. Kavaklıdere Sineması vardı ama, onu geçmeyelim.
SilBenim kendime ilk aldığım kitap neydi acaba, düşündüm düşündüm, hatırlayamadım. "Martı" olabilir, o zamanlarda herkesin elindeydi, ama yine de emin değilim. Bunu hatırlıyorsun, ne güzel!
Martı bana aynı yaş dönemlerinde bir arkadaşımdan doğumgünü hediyesi olarak gelmişti. Hakikaten popülermiş demek ki o zamanlar :)
SilHakikaten Kızılay'dan başka neyimiz vardı ki. Her gün okul çıkışı Kızılay'da bir tur atmadan katiyen eve gitmezdim. O turu yapmazsam o gün bir şeyler eksik kalmış gibi gelirdi. Ne çok boş vaktim varmış meğer :)
Evet, Martı çok popüler olmuştu birden. Bak sana da gelmiş işte;)
SilO boş vakitleri özlüyorum işte ben Özlem. O sıralarda bunun farkında bile değildik...
Çok sevgiler.
Siz anlattıkça ben yaşadım sanki :)
YanıtlaSilTeşekkürler iç ses. Farklı kuşaklar, farklı şeyler hatırlıyorlar Ankara'ya dair. Yorumlardan bunu anladım ben de...Sevgiler.
SilKızılay'da Piknik Restoran... rus salatalı sandviçleri, özel soslu patates kızartmasıyla içilen arjantin biralar ve TBMM'nin karşısında Milka Pastanesini de izninizle bu güzel nostaljik posta ilave etmek isterim.
YanıtlaSilDostlukla...
Katkınız için teşekkür ederim Mehmet. Kesinlikle burada olmalı bu iki isim de. Milka'yı bilmiyorum, bir pastane olduğunu göz önünde bulundurursak bilmek isterdim;) Fakat Piknik'ten bahsedildiğini çok duydum. Özellikle de Sevgi Soysal'dan.
SilBazı yerler daha fazla yaşayabilse ve bir kaç kuşağın paylaşabileceği ortak bir hafıza oluşabilse keşke.
Sevgiler.
Merhaba alkımcım,
YanıtlaSilinanamıyorum ya. çok şaşırdım. bir kesişme daha. Ben akşehirliyim.
orada doğdum. ilk-orta okulu orada okudum. gerçi aramızda yaş farkı var dönemler tutmaz ama yine de ilginç. akşehir+odtü+istanbul :)
bahsettiğin çay bahçesi merkezdeki park olsa gerek. biz oraya çok yakın oturuyorduk. eski cumbalı evlerin olduğu bir sokaktaydık. heyecanlandım :)
çocukkende kitap okumayı çok severdim ama kitap bulamazdım. ablamdan kalan birkaç resimli romanları, dayımdan kalan kapağı ve ilk sayfaları yırtılmış adını hiç bilemediğim bir romanı ve babamdan kalan ağaya isyanı anlatan bir köy romanını defalarca okumuştum. ortaokulun kütüphanesinden sürekli kitap alıyordum hatta kütühane kullanımında okul ikincisi bile olmuştum :) çoğu kemallettin tuğcu.
sevgiler
beyhan
Beyhan, çok heyecanlandım yorumunu okuyunca! Ortak tanıdıklarımızın çıkacağına eminim artık. Akşehir'de hangi ilkokula gitmiştin? Ben Nasreddin Hoca, ardından da Yıldırım İlkokulu'na gitmiştim. Önceleri istasyona yakın bir yerlerde oturuyorduk, sonra da Taş Medrese'nin karşısına taşınmıştık. İlkokuldan sonra ayrıldım Akşehir'den.
SilCumbalı evlerin olduğu sokakları bilmez miyim? Orada bir kuaförde ağlaya ağlaya saçlarımı kestirdiğimi hatırlıyorum hatta:)
Kitapçının olmaması şimdi ilginç geliyor ama zaten pek çok şey yoktu. Bizim de sınıfta bir kitaplığımız vardı. Hangi kitapların olduğunu hatırlamıyorum ama benim de Kemalettin Tuğcu okumuşluğum vardır.
Bu yaz gittim Akşehir'e. İstasyona uğradım, ki gönlümde yeri ayrıdır. Yol kenarında satılan sarı kirazlardan aldım.
Belki bir gün tanışırız Beyhan. Ben seni Ankara'da biliyordum nedense. Çok sevgiler,
Alkım
Merhaba Alkım,
YanıtlaSiltesadüfler gerçekten ilginç . ctesi kadıköyde Melda Yaman Öztürk'ün Cinsiyetçi iş bölümü başlıklı atölyesine katıldım. netten kendisini araştırdığmda odtü ee mühendisliği okudğunu doğum yerininde akşehir olduğunu görünce allahım allahım ne oluyor bu mesajların anlamı ne oldum :) Köklere dönüş.
ben de yıldırım ilkokuluna gittim. Son sene istasyon caddesine taşınmıştık. akşehirli olmama rağmen birkaç senede bir gidebiliyorum ben de. insanın çocukluğunun geçtiği şehirlerin yeri çok ayrı. neredeyse metafizik bir anlam taşıyor.
Haftasonu Selma (Turuncu Gezegen) le kulağını çıtlattık. Bir gün buluşalım tanışalım hakikaten . çok isterim.
sevgiler
beyhan
Beyhan,
SilAkşehirliler her herde demek:) Aslında benim öğrencilik yıllarımda çok başarılı bir ilçeydi. Öğrencileri hep iyi yerleri kazanmıştı. Hala öyle midir bilmiyorum. Fen Lisesinde pek çok Akşehirli vardı mesela.
Buluşup tanışmayı ben de çok isterim. Yapalım hakikaten!
Çok sevgiler.
Ankara'da hem çay filan içebileceğim hem de kitap okuyabileceğim mekan var mı?
YanıtlaSil