Granada yazın 40 dereceleri gören bir şehir ama havası kuru olduğundan sabahları ve akşamları serin oluyor. Sabah vakitleri, yaylalardaki o ince sabah serinliğini hatırlatıyor. Ev, Albayzin'de, bir zamanlar Mağribilerin yaşamış olduğu, Elhamra'nın bulunduğu tepenin tam karşısındaki tepeye kurulmuş dar sokaklı, beyaz evlerden oluşan bir mahallede.
Ara ara inşaat işçilerine rastlıyorum.Neredeyse siesta zamanı gibi ortalık. Issız. Selvi ağaçları bir şehre, eski binalara bu kadar mı yakışır?
Tepelere çıktıkça Elhamra Sarayı görülüyor. Şehri saran bir eski zaman ruhu, büyüleyici bir yer Elhamra. Günün ışıkları en son Elhamra'nın asırlık duvarlarını terkediyor.
Bu iki teyzeyi biliyorum. Her akşamüstü köpekleriyle bizim evin önündeki çeşme başına gelip biraz soluklanıyorlar. Demek burada oturuyorlar ve sohbete sabah vaktinden başlıyorlar.
Granada'nın sokak resimleri. El Niño lakaplı bir sokak ressamı var. Belediye en sonunda duvarlara resim yapmasına izin veriyor. Granada sokakları El Niño'nun resimleriyle dolu. Resimlerinin üzerinde hep bir bulut geziniyor sanki.
Dükkanlar kapalı. Yoksa tam bir renk cümbüşüne dönüyor burası.Ve Granada'nın iki renkli çakıltaşlı sokakları.
Manastırın ortasında var bir avlu! San Jeronimo Manastırı'nın avlusu.
Manastırın ortasında var bir mermer! Din adamlarının isimlerinin kazındığı mermerlerle terrakotalar . Ve nar figürü! Adı nardan gelen Granada'nın o güzelim sembolü.
Manastırın sade mekanlarının aksine, ince ince işlenmiş ibadet mekanı. "Sizi çok sevdim, size barok diyebilir miyim?"
Kırık alınlık güvercini...
Kafe Gran Via de Colon
Gran Via de Colon'da sabah kahvesi...
Zafra Sokağı. Sokak isimlerinin çoğu Arapça'dan kalma. Bu mavi beyaz seramik buralara özgü. Yine nar tabii...
Demirlerin arkasında bir avlu. Kaçak girdiğim koca bir ahşap kapının arkasındakiler.
Ve güneş yükselmeden eve dönüş. İş başı!
Bir yerlerde okumuştum, El Hamra Sarayı'nın adı üzerine güneşin son ışınları düşerken aldığı "nar" renginden gelirmiş. Çok güzel fotoğraflarınız. Granada'da dolaşıyormuş gibi hissetim doğrusu.
YanıtlaSilSevgili Ay,
YanıtlaSilBen bu yorumu ilk kez duyuyorum ama doğrusu çok hoşuma gitti.
Elhamra'nın efsanesi bol. Şehre hakim bir tepeye kurulu, büyüleyici bir yer olduğundan olsa gerek hala da hikayeleri anlatılıyor.
Yaygın olarak Elhamra'nın Arapça kırmızı anlamına gelen "alhamra"dan geldiğine inanılıyor. Sarayın duvarları kırmızımsı bir renkte.
Sevgili nezleli karga,
YanıtlaSilPakistan asıllı yazar Tarık Ali'nin hoş bir nar metaforu vardır: "Birin içinde çokluk" der nar için... Granada pek çok kültürü bir arada barındırmış, yoğurmuş, adının yakıştığı ender kentlerden birisi her şeyden önce. Ama çok da hüzünlü bir kent bence.
Doğru, hüzünlü...En başta 15. yy.dan itibaren buradaki çok kültürlülüğün kaybı hüzünlü. Burayı terk etmek zorunda kalanları, onların acısını düşününce hüzünlü.
YanıtlaSilNarın, metaforlara açık bir meyve olduğu kesin. Nedense bana doğu coğrafyasını çağrıştırır. İran edebiyatında çokça bahsedildiğini biliyorum ama konuya çok da hakim değilim. Tarık Ali ne güzel söylemiş...
Çok görmek istediğim yerler buralar. Keşke turist olarak değil de sizin gibi sindirerek, oralarda yaşayarak görebilsem Endülüs'ü. Sizce gelmek için en iyi mevsim nedir ? Bolca portakal ağacı olmalı, o zaman portakal çiçekli bahar aylarını mı tercih etmeli acaba ?
YanıtlaSilEndülüs'ün en güzel zamanı bahar ayları bence. Mart ayı portakal çiçeklerinin en güzel koktukları ay:))Nisan biraz yağmurlu geçti ama yine de güzeldi. Mayıs'ta da hala portakalları görebilirsiniz. Ve erguvanları...
YanıtlaSilDilerim gönlünüzce gezersiniz!
Bugün kendimi çok yorgun hissediyorum. Bir saate kadar da tramvay, metrobüs ve delimavi minibüse binerek eve gitmeye çalışacağım. Sayıyla 3 vesait.
YanıtlaSilYani bu ahval ve şeraitte, bu enfes resimli yazını okuyorum. Kendime acıyorum.
not: deli gibi gittikleri için minibüs otobüs arası araçlara delimavi denebilir.
Margotcuğum
YanıtlaSilBenim de İstanbul'un "çılgın" hayatına karışmama çok az kaldı. Buradayken sık sık büyük şehirde ne çok çile çekip yollarda ne kadar zaman kaybettiğimizi düşündüm.
Maalesef öyle...Sana iş-ev arasındaki yolculuklarında kolaylıklar diliyorum. Cumaya doğru yorgunluk iyice katlanır, biliyorum.
valla fotoğrafları görünce oralarda sabah 7 de yürüyüşe çıktığımı hayal ettim.İyi geldi.Yürümüş kadar oldum.Sabah kahvesine de özendim;geceyarısına 45 dakika kalmasına rağmen yarın sabah yürüyüş sonrası kahve içmeyi planlıyorum.Hadi hayırlısı.Madem buralar dönmene az kaldı,keyfini çıkar doya doya..
YanıtlaSilredrabbit,
YanıtlaSilnerelerdesin, merak ettim seni.
bu yürüyüşler hayatımın henüz "otomatikleşmemiş", hissedebildiğim anlarından. o yüzden kıymetini biliyorum.
sen de sabah kahveni afiyetle içmişsindir umarım:))
O mevsimde oralarda bir motorsiklet kiralayıp gezmek istiyorum Endülüs'ü karış karış.. sokaklarda kaybolmak.. İspanyolcanın neşeli tonuyla konuşmak, insanların arasına karışmak ve yüksek sesle muhabbet ederek bir yerli gibi davranmak.. Yapacağım. Çok kıskandım fotoğrafları :)
YanıtlaSilHarika bir fikir:)
YanıtlaSilZeytin ağaçları, güneşi, beyaz kasabalarıyla Endülüs bir mucize gibi, insana çok iyi geliyor. Altı ay Granada'da yaşadım ve şimdi çok özlüyorum. Bahar ya da sonbahar ayları oraları gezmek için ideal. Temmuz, Ağustos çok sıcak oluyor.