"vişnenin cinsiyeti"




ilk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
annem sevindiydi hatırlarım.
ah demişti.
ah!
üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
annem çok sevinmelerin kadınıydı.
bazen sevinince annem gibi,
rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
annem çok sevinmelerin kadınıydı,
sıcak yemeklerin.
başına diktikleri o taş,
ne zaman dokunsam soğuktur oysa.
ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.
Didem Madak

Annem de çiçekleri, taze yeşillikleri sever, “tazecikk” der güzel yeşillikler görünce, muhakkak der. Bayat ekmekleri ıslatıp kuşlara verir, yürüyüşe çıkıp bahçelerden sarkan yaseminden bir dal koparır, eve gelip onu bir bardağın içine koyar, evin içi yasemin kokar. Annelerin sevinmesi ne güzeldir, erken uyanılan bir gün gibi. İçine bir dünya sığdırır. Bu sevinmeler de geçiyor mudur annelerden çocuklara. Geçiyordur herhalde.

Daha önce de yazmıştım, insan öğrencilik yıllarında kendine kederli duruşları yakıştırıyor. (Öğrenci evimizde Juliette Binoche’lu Mavi posteri asılı durdu, başka şansımız yoktuJ) Sonra zaman geçtikçe, aslında bir keder mizansenine hiç ihtiyacı olmadığını, insan hayatının bizzat kederin göbeğinde durduğunu anlayınca ister istemez sevinmeler önem kazanıyor. O da öykünmeyle başlıyor, neredeyse çocukluk günlerinin tasasız sevinçlerine öykünüyor, salıncakta hissedilen o hafifliğe. Ben yine de bir sevinmeyi kedersiz düşünemiyorum, ama kimi zaman alttaki o kederi görmezden gelebiliyorum. Telkinle ya da alışkanlıkla. Sadece salıncak varmış gibi yapıyorum.

Sevinmeler deyince güneşe, dağlara, böceklere, denize dönüyor insan, toprağa yaklaşıyor (her anlamda:) Çiçeklerin adlarını öğreniyor, dalından topladığı vişneye bakmaya doyamıyor, anneannesinin otlu tariflerini deniyor (ısırgan otlu börek!) Geçen gün cicada denilen ağustos böcekleriyle ilgili bir film izledim, ağlayası oldum (bu kalıba bayılıyorum!) Predatörlerine yem olmamak için 17 yıl yerin altında yaşayıp sürü halinde yeryüzüne çıkıyorlar. Hatta 2013 yazında büyük bir cicada istilası bekleniyormuş. Yeryüzüne ulaştıklarında kabuklarının içinden çıkıp uçmaya başlıyorlar. Kimisi kabuğunda sıkışıp oracıkta can veriyor. Derken erkek cicada şarkı söylemeye başlıyor, -dünyanın en gürültülü korosu deniyor- ve çiftleşme yaşanıyor. Ardından dişiler ağaç kovuklarına yumurtalarını bırakıyor ve sonra toplu halde ölüyorlar. Hayatlarından geriye üst üste yığılmış kabuklar kalıyor. Çok etkileyici. Şu da videosu:

Ağustosböceklerini yazıya nasıl bağlayacağım bilmiyorum doğrusu. Onlar özerk kalsınlar bu yazıda. Ağustosböceği ile Karınca hikayesinde onları harcayan adama inat:)
Sevinmelere döneyim. Didem Madak’ın Grapon Kağıtları ve Ah'lar Ağacı kitaplarından şiirler okudum biraz. Hem çok can yakıcı hem de sevinçli şiirler. Yukarıdaki dizeleri okurken aklıma nedense Katherine Mansfield'in Bir Hüzün Güncesi geliyor. Onda da benzer bir his.

“Bu sabah, penceremin altından çuhaçiçekleri satan bir kız geçti. Koca koca demetler satın aldım, sımsıkı bağlanmış iplerini çözüp mengeneden kurtardım onları; her yıl çuhaçiçekleriyle doldurduğum gök mavisi çanağa, küçük, acınası, yorgun bedenlerini yaydılar.”… “Yanımda muhabbetçiçekleriyle dolu küçük bir çanaktan tatlı bir koku yayılıyor, sardunyalar kıpkırmızı, canlı.”

“Kayalar koyu menekşe rengi gölgelerini denizin mavisi üzerine yaymışlar, suyun tavuskuşu mavisini bilirsin... Ah, ne olağanüstü bir gün! Gece bastırıncaya dek burada kalacağım, kumsal boyunca yürüyeceğim, dalgalar ayaklarımın üzerinde köpürecek, bol bol çay içeceğim, sonra Cliff House denen bir yerde bol bol ekmekle kayısı reçeli yiyeceğim.”

Didem Madak’la Katherine Mansfield’ı reçellerin, çiçeklerin arasında sevinmelerle hayal edebiliyorum. Edip Cansever’le Janet Frame’i de azıcık tutuk bir çay sohbetinde...Dünyanın uzak köşelerinde birbirlerinden habersiz, ortak bir şeyler hisseden insanlar var. Biraz insanın içini rahatlatan bir şey bu. Bir sevinme de burada çıkarabiliriz.

Not 1: Bugün şeftali yedim pencereden sarkıp. Sokaktan geçenleri seyrettim. Suyu dirseklerimden akmadı çocukluğumdaki gibi, onu beceremedim ama çok güzeldi. Ne zamandır yapmamışım!

Not 2: Not 1’den güzel bir Nil Karaibrahimgil şarkısı olur diye içimden geçirmeden edemedim. Kendini sabote eden bir ben var benden içeri, napsın sıkılıyor bazen kendinden.)

Not 3: vişneler annemin bahçesinden! 



Yorumlar

  1. çok güzel bir yazı olmuş, okuduktan sonra yorumsuz geçemedim.sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim mehtap, iyi ki uğradın. sevgiler.

      Sil
  2. Sizde çok güzel yazıyorsunuz,bir gülüp bir ağlayası oluveriyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Ayşe, aslına bakarsan ağlayası olmak, gülesi olmak doya doya ağlamak/gülmek değil de hep biraz tutuk ifadeler, bu ruh haline cuk oturuyor yani:) Sevgiler!

      Sil
  3. Yine harika bir yazı. Yine çok incelikli saptamalar... İlk gençlik yıllarında bazıları melankoli içinde yaşamaya bayılıyor nedense. Ben de onlardan biriydim. Varoluşçulara da o dönemde kafayı takmıştım. Ama Mavi ve J. Binoche yerine, Kırmızı ve Irene Jacob'u seçmiştim. Jean-Louis Trintignant etkisiyle biraz da galiba.
    N. Karaibrahimgil reklamlara müzik yapsın ya da ne bileyim Pelin için falan şarkı yazsın, Nezleli Karga da tüm samimiyetiyle bize kalsın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seda merhaba, Kieslowski o anlattığın melankoliyi çok iyi anlatmış, o da öğrencilik günlerine denk düştü işte. Kırmızı'yı da sevmiştim ama Veronique'nin İkili Hayatı'nı bu melankoliye daha çok yakıştırıyorum nedense.
      Niye öyle diyorsun, bu "Şeftali" şarkısı büyük sükse yaratabilirdi oysa:)

      Sil
  4. ne zaman yazdıklarınızı okusam, dibinde çakıl taşlarını gördüğüm sakin denizin üstüne pervasızca uzanmışım duygusu içimde. Sonsuza kadar öööyle kollarım bacaklarım suyun hafifliğinde.
    U(YKSZ)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o duyguyu çok iyi biliyorum sevgili uykusuz/uyurgezer. deniz kıyısındayım şimdi. daha dün, derin suda, havada asılı kalırken o hafifliğin uçmak gibi bir şey olduğunu düşünüyordum. ne mutlu bana, yazılar böyle güzel bir his uyandırıyorsa sizde. sevgiler.

      Sil
  5. Böyle güzel cümleleri okuduktan sonra ne yazsam kifayetsiz kalacak, aynen burdaki kifayetsiz kelimesinin sırıttığı gibi sırıtacak. O yüzden sadece seni ve yazdıklarını seviyorum diyorum, başka da bir şey demiyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özlem, eski blog dostum, -tanışıklığımız epey oldu, değil mi- iyi ki varsın, iyi ki uğruyorsun. Sağol güzel sözlerin için. Yorumunu her görüşümde mutlu oluyorum. Sevgiler.

      Sil
  6. Merhabalar,
    Bloğunuzu çok beğendim ve izlemeye aldım. Bana da bekliyorum. Güzel paylaşımlarda buluşmak dileğiyle. Sevgilerimi bıraktımmmm…..:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selda merhaba,
      Tanışmıştık biz seninle. Küçücük şeyler'de hatırlarsan:) Sevgiler.

      Sil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. alkımcıgım, ağlayası oldum ben de, ne güzel yazmışsın... senin yazıların bir nefes aldırıyor, bir sevinç yaratıyor bende. ama sevinçten de ağlıyorum işte, kedersiz olmuyor. öpücükler, sevgiler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. muallacım, ikisini bir arada yaşıyoruz işte. yukarıda da yazdım, o yüzden ağlayası ya da gülesi olmak o hissi çok iyi ifade ediyor. tam da şunu düşünüyordum. sonbahar günleri yaklaştı ve ben hem seviniyorum hem de içten içe hüzünleniyorum buna. naparsın, karışık bir kafa işte, alıştık artık:)

      Sil
  9. Merhaba Alkım,

    Didem Madak hatırlattığın için teşekkürler. Çok etkileyici mısralar.
    ondan bir şiir daha.

    sevgiler
    beyhan

    ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER

    Sevgili Anneciğim

    Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
    Kocaman bir dağ lalesi gibi
    Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

    Şimdi mucizevi bir yerdeyim
    Muc'un ucuz evinde
    Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
    Duvarlara hep senin resmini çiziyor
    Dili geçmiş zamanda birçok resim,
    Hep gülümsüyorsun
    Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
    Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
    Durmadan soluyormuş gibi.

    Hatırlar mısın?
    Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü
    O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
    Vişne bahçeleriyle dolu,
    Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
    Bazen ölmek istiyorum.
    Beni yeniden doğurman için
    İri, ekşi bir vişne tanesi gibi

    Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
    Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
    Bir ton rüya çıtırdarken
    Sen kar yağmadan önce başkaydın,
    Kar yağdıktan sonra bambaşka.
    Sanki hep buluğ çağındaydın.
    Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
    Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
    Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

    Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
    Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
    Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
    Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
    Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

    Ben bu eve Muc'un ucuz evi diyorum.
    Yokluğunda böyle oldum.
    Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
    Ve inan
    Muc bu evi bana ucuza verdi.

    Yaşasaydın, hayatının ortasına
    Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
    Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
    Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
    Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
    diye başlayan bir çocuk romanında...
    Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
    Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
    bu acımasız ölü anne sesini.

    Şimdi mucizevi bir yerdeyim
    Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
    Ve çok ağır ilerliyor.
    Yüzümdeki çillerden başka
    İsyan eden biri yok hayatımda.

    NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
    Onları Muc'a evin karşılığında verdim
    Çok ucuza.
    Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
    Anne.

    DİDEM MADAK

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beyhan hoşgeldin:) Ne güzel seni görmek! Bu şiiri okumuştum, hatırlıyorum. Aslında Didem Madak'ın şiirlerini çok iyi temsil eden bir şiir. İçinde kuşlar, salyangozlar, kediler, ağaçlar, çiçekler, sevinçler ve kederler var. Yine çok severek okudum. Teşekkür ederim.
      Çok sevgiler.

      Sil
  10. çok güzel yazmışsın alkim.ne yorum yazacağımı bilemedim:)
    barış günü kutlu olsun.
    sevgiyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim tolga. ben de senin barış gününü kutluyorum. böyle "bir gün" olması bile acıklı aslında, değil mi?
      sevgiler.

      Sil
  11. Sevgili Alkım,

    Yazını okurken bir an ağustos böceklerinin hayatlarına merak duyup sonra dünyanın farklı köşelerinde benzer şeyler hisseden insanları, hatta birbirinden habersizce benzer ifadeler kullanan çok farklı coğrafyalardan ve farklı dilimlerden yazarları düşünürken buldum kendimi.
    Çok güzel yazmışsın yine.
    Sevgiler.
    Şahika

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şahika hoşgeldin:) Bizzat tanıdığım arkadaşlarımın yorumlarını görünce, neden bilmem ama tam bir sürpriz duygusu yaşıyorum. Yazıda içinden başka birini çıkıyor ya. Çünkü, ne bileyim, insan hayatın akışında pek bu sohbetleri yapamıyor. Ben yanınıza gelip böyle vişnelerden filan bahsetmiyorum sanırım. Utanırım herhalde:)
      Senin yazdıklarınla pek alakası yok ama bunu yazmak istedim. Böyle de komik bir yorum oldu. Kısacası, buraya uğrayıp ses etmen beni mutlu ediyor hep:)

      Sevgiler,
      Alkım

      Sil
  12. " Dünyanın uzak köşelerinde birbirlerinden habersiz, ortak bir şeyler hisseden insanlar var "
    Ne çok sevindim ben de bu cümlenle karşılaşınca Alkım...Merhaba...Ben Delikız :) Bilsen nicedir böyle düşünmedeydim de,blogumun mottosu bu oldu...
    Dünyanın neresindesin acaba sen...Sevinmeler nasıl da bulaşıcı oldu bu cümlelerini okudum da ben :)
    Seni takibe almıştım ama yazamamıştım hiç,şimdi vakit buldukça bakınıyorum penceremden bakınır gibi :) elimde şeftali yok...kalbimde sevinmelerin coşkusu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Delikız hoşgeldin! Ne güzel bir isim! Ben genellikle arkadaşlarıma böyle derim "çılgın" fikirlerini paylaştıklarında.
      Şu sıralar dünyanın en güzel yerlerinden birindeyim: Toroslar'da. (Biraz memleketçilik yapayım ama di mi:) Fakat yarın itibarıyla kürkçü dükkanına, İstanbul'a dönmüş olacağım.
      Yorumlarını tek tek okudum ve çok sevdim! Hepsini cevaplayacağım dönünce ama önce hiç bekletmeden bir merhaba demek istedim.
      Sarıçamların arasından sevgiler!

      Sil
    2. Demek Sarıçamların arasındasın şimdi,Toroslarda...Ne güzel...Nedense ben böyle kalbim dopdolu birine yazdığımda,özellikle ilk " merhaba" ise bu,yüreğim pır pır beklerken bir akis...Bekledikçe daha çocuk,bekledikçe daha heyecanlı... :)

      Alkım,nasıl mutlu oldum anlatamam

      :)

      Sil
    3. :) delikız!

      not: yolculuk bir gün ertelendi. dönünce görüşmek üzere!

      Sil
    4. sevgili delikız, yorumlarına ancak yanıt verebildim. haber edeyim istedim. sevgiler!

      Sil
  13. Merhabalar;
    Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
    428. takipçiniz benim.
    Bu arada birbirinden güzel hediyeleri olan 3 farklı çekilişim var, kaçırmayın derim, muhakkak beklerim :)
    Sevgiler
    http://whiteglaze.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Whiteglaze,
      Teşekkürler uğradığın için. Çekilişlerle pek aram yok ama, baştan söyleyeyim:)
      Sevgiler

      Sil
  14. paylaşım için teşşekürler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

"çınar, ben, ağaç ve kedi"