malina'yı okurken

                                                                                                                        fotoğraf
kışa, bir viyana ezgisine ve yaza gönül verdim.
haritalara, dağda bir yuvaya, bir kıyıya ve bir yatağa. 

Bachmann / çev. Ahmet Cemal

Yazlık komşusu hiçdenizegirmeyenraşitbey bugün, hem de ayaküstü bir konuşma sırasında, elinde bahçe makası, “Keşke hiç doğmamış olsaydık! Bunu öyle isterdim ki. Gerçekten öyle...” dedi. Şaşırdım. Anlık bir tepki değildi bu sözler.

Ben tam da insanlar romanlardaki kadar mutsuz ve yalnız mı acaba diye düşünüyordum. Raşitbey bir taraftan bahçede kauçuk ağacını budarken, bir yandan da doğmamış olmayı dileyebiliyordu.

Malina’yı okuyorum. Kimi kitaplar bekliyor sizi. Üniversite yıllarında iken almışım. O zamanın gözde kitapları vardı. Malina onlardan biriydi. Cardamom söylemeseydi belki aklıma gelmeyecekti. Bu yaz doğru dürüst okuyamadığım için heves edip tatil öncesi kitaplar seçtim kendime, bir kitap kulesi yaptım. Sonra bunun fazla yüksek bir kule olduğunu düşünüp –itiraf ediyorum ki kalınca olanları- bıraktım. Usta ile Margarita kaldı, Kapanda Üç Kaplan kaldı. Malina’yı yanıma aldım.

Kitaba başlarken Malina’nın bir kadın olduğundan çok emindim. Kafanızda bir kitaba dair yıllardır bir imge taşıyorsanız onu yıkmak kolay olmuyor;) İlk elli sayfayı onu bir kadın olarak hatta sonradan cinsiyet değiştirmiş olabileceğini bile düşünerek okudum. (Deniz kenarında okumak için neden belli kitapların tavsiye edildiğini anlıyorum şimdi. ) Tam kendimce kitabı anladığıma karar verip üzerine ilginç de bir felsefe geliştirmişken (bunu yazmayacağım;) bir şeylerin farkına varıp kitaba baştan başladım.

Bachmann’ın Ölüm Türleri olarak adlandırdığı bir üçlemenin ilk kitabı Malina. Ölüm, bir nevi toplumda ayrık duran türlerin yok olması... Bachmann diğer kitapları yazamıyor, sigarasının ateşiyle tutuşan bir odada ölüyor. (Celan ise ondan beş altı yıl önce bir ırmağa atıyor kendini.)

Kitaptaki üçlüye Ingeborg Bachmann, Paul Celan ve Max Frisch yakıştırmaları yapılmış. Bachmann'la Celan’ın uzaktan yazışmaları, aşkları düşünülünce Ivan’ın Celan olması çok mümkün göründü bana da.
Bir de Viyana var tabii. Ringstrasse'siyle, kaldırımlarıyla, kafeleriyle...Viyana’ya gitmek istedim kitabı okurken. Öyle yağmurlu, hatta buz gibi soğuk bir havada dolaşmak istedim sokaklarında. 7- 8 yıl önce birkaç günlüğüne gitmiştim, bir otelde tahtakurusu saldırısına uğradığım için, kaşıntıdan, acıdan ve moralsizlikten pek bir şey anlamamıştım şehirden.

"Ben, mutlak nitelikteki ilk israfın simgesiyim, kendimi esrikliğe kaptırmışım, dünyadan akıllı bir biçimde yararlanabilme yeteneğim yok, ve adına toplum denen maskeli baloda boy gösterebilirim, ama gelmeyebilirim de; engeli çıkmış biri gibi, ya da kendine maske yapmayı unutmuş, ihmali yüzünden kostümünü artık bulamayan ve bundan ötürü de günün birinde artık davet edilmeyen biri gibi.

Ona, “İnsan seni her an nasılsan öyle görebiliyor,” diyor Ivan. “Biraz oyun oynamayı öğren.”

Romandaki “ben” dünyadaki kurgunun bir parçası olma konusunda ne kadar beceriksizse Malina da "günlük cinayetlerin" işlendiği, insanların birbirini "ağır ağır öldürdüğü" bu dünyayla kekelemeden, sarsılmadan baş eden, "bu dünyanın kahramanlarından" sanki. Malina sanki bize ne zaman ne yapmamız gerektiğini söyleyen, hiç şaşırmayan, sarsılmayan patriyarşi, karşımızda kollarını kavuşturmuş ve  kafa karışıklıklarını, tereddütleri hep bir beceriksizlikle bağdaştırmış bir düşüncenin sözcüsü. Ivan'ı tam anlamıyla tanıyamadım daha.

Bir görüşme sırasında “Bir işle uğraşmıyorum. Bu, engellerdi beni, hiçbir şey göremez olurdum, her türlü bakış açısını yitirirdim, çevremdeki bu koşuşturmacanın ortasında kendimi herhangi bir işle oyalamam olanaksız. “ diyor "ben.".

Ivan tüm kitapları tiksindirici buluyor. "Acıyı pazara çıkarmak, dünyadaki acıları artırmak niye? Nedir bu saplantı, hep bu karanlığa saplanıp kalmak? Neden insanları sevinçten sıçratacak bir şeyler yazmıyorsun?" diyor. “Neden Ağlama Duvarı var da Sevinme Duvarı yok?” Onun karanlık şeyler değil, insanları sevinçten havalara uçuracak bir şeyler yazmasını istiyor.

Yaşadığı Macar Sokağı'na "ülke" diyor "ben". "Macar Sokağı Ülkesi." 

Ülke demek, bende çok büyükmüş, genişmiş ve rahatsız bir şeymiş izlenimini bırakıyor, ülke diye yalnızca daha küçük birimleri adlandırıyorum. Trenin penceresinden baktığımda burada ülke güzel, diye düşünüyorum. Mevsim yaza yaklaştığında ülkeye açılmak, Salzkammergut’a ya da Kaernten’e gitmek istiyorum. Gerçek anlamda ülkelerde yaşayan insanların sonlarının nereye vardığını, birer birey olarak, o büyüklük hırsına kapılmış, gürültücü ülkelerinin utanılacak eylemleriyle ilintili bulunmasa, ya da pek az bulunsa bile, ve o iktidarı besleyen damarların güçlenmesinden kendileri yararlanmasalar bile, vicdanlarında nelerin hesabını vermek zorunda kaldıklarını görüyoruz.”

Romandaki "ben"in, bu isimsiz kadının Ivan'a aşkı, insanın sevme konusundaki yetersizliğini gösterircesine dokunaklı. Ivan kelimesini gezdiriyor Viyana sokaklarında. Ivan ve Mutluluk kelimelerini getiriyor yan yana. Görüşmeye kaç sigara kaldığını hesaplıyor içten içe.

Aşk, bir çamurun içinden çıkmak için bir yol. Belki de insanın kendini, varlığını samimiyetle bir başkasıyla sınaması. Bachmann'ın faşizmin iki insan arasında başladığını söylediğinden yola çıkarak, aşk, dünya üzerinde gücü yetmeyeceğini bildiği bir şeyi iki insan arasında inşa etme, bir yaşama çabası. Şimdi bunları yazarken düşünüyorum da bir zamanlar insanların meseleleri nasıl da derin. Günümüz edebiyatında bu derinliği hissedemiyor insan. Yazarken kendini yok etmeyi göze almak gerekiyor sanırım. Bachmann'ın türlü denemeleri içeren tarzı da gözüpek göründü bana. Aklıma nedense Doris Lessing'in Altın Defter'ini getirdi.

Komşu “Hiç doğmamış olsak,” dediğinde ne diyeceğimi şaşırdım. Güldüm sadece. Gülmek bazen bir cevap zannedilebiliyor neyse ki...

Daha kitabın "Ivan'la Mutluluk" kısmındaym. Dayanamayıp biraz söz etmek istedim. Şu Sevinme Duvarı üzerine düşüneceğim biraz. Nedense yemekle bir ilgisi olabilirmiş gibi geliyor:)

*Malina'nın çevirisi Ahmet Cemal'e ait.

Yorumlar

  1. Malina masamda göz kırpıyor bana. Ay içinde okuyacaklarım arasında :)

    YanıtlaSil
  2. emili, kitap sana neler düşündürecek, merak ediyorum. ben daha kitabı bitirmeden kitap hakkında yazdım. böyle de bir sabırsızlık hali işte:)

    YanıtlaSil
  3. merhaba alkım,
    ben bu yaz tanıştım Bachmann'la. "kalp zamanı" kitabını tutuşturdu bir arkadaşım elime ve "dar zaman"ı. gittiğim yere "kalp zamanı"nı götürdüm. mektup mektup. frisch, celan, bachmann, gisele de lestrange. mektup apayrı, kutsal bir kelimeyken o kitap ...
    iki gecedir elimde "dar zaman". dönüp dolaşıp önsöze geliyorum. Mustafa Ziyalan yanlış hatırlamıyorsam, Bachmann'ın ölümünü yazdığı "Ölüm Biçimleri" serisiyle özdeşleştirme konusunda insanların ısrarcılığından bahsetmişti. O sebeple Ölüm Biçimleri'ni merak ediyordum. Ve yanarak ölmeyi düşünüyorum, yanarak ya da yangın sonucu aldığı yaralarla ...

    Sonra bugün bir yerde Bachmann'ın uzun saçlı ve elinde bitmek üzere sigarasıyla gözlerini kırıştırarak güldüğü bir resmini gördüm. Gör-düm.
    İnsanı kilitliyor.
    Bunlar Bachmann'ın adını okuyunca aklıma gelenler. Paylaşmak istedim.

    Kitapla güzel günler :)

    YanıtlaSil
  4. zedka merhaba,
    çok uzun zaman önce bachmann'ın frankfurt dersleri'ni okumuştum ben de. ama çok da hatırlamıyorum. aslında ben de kendimi onunla yeni tanışmış sayabilirim.
    ben daha kitabın ilk çeyreğini bitirmeden kalp zamanı'nı, otuzuncu yaş 'ı merak etmeye başladım. dar zaman'ı bilmiyordum, sen söyleyince (önsözüyle birlikte:) onu da merak ettim şimdi. kalp zamanından sonra malina'yı okumak da güzel olabilir.
    evet, yangından aldığı yaralar yüzünden ölüyor. uyku hapları yüzünden ayılamıyor. celan'ı su, bachmann'ı ateş öldürüyor.
    neresinden bakılırsa bakılsın etkileyici bir kişilik ingeborg bachmann. sözettiğin resmini çok iyi biliyorum.saçları, yüzü, elindeki sigarası, gülüşü, kitapta da sık sık bahsettiği gibi "önünde koca bir hayat varmış gibi" bir iyimserlikle sarılı gibi geldi bana.
    iyi ki yazdın zedka. bu ortaklığa çok sevindim. insan güzel bir şeyler okurken onu hemen birileriyle konuşmak istiyor.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. yazmayı unuttum zedka. bir de şiir kitabı varmış, ahmet cemal çevirisiyle. üstteki şiir de oradan alıntı.

    YanıtlaSil
  6. Ben hiç I.B. okumadım. Fakat zor bir kitap olduğu intibasını edindim. Öğrencilik günlerinde böyle kitaplar çok çekici görünürdi. Şimdi biraz çekiniyorum. sEn yazınca yine de "acaba?" dedim kendi kendime.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sema_zen yok yok, o kadar zor değil:) bende de kimi zaman öyle dönemler oluyor. mesela moby dick'i sanırım okuyamam artık. belki emeklilikte:)fakat eski kitapların da kendine has bir büyüsü var. o kesin.

      Sil
  7. Merhaba Alkım,

    Malinayı üniversite yıllarında almıştım. Kitabın arkasındaki cümle etkilemişti. Faşizm iki insan arasında başlar. Ama maalesef okuyamamıştım.
    Dediğin gibi bazı kitapların için ruhun pişmesi gerekiyor. Biraz sakinleşmesi belki . Yazınla hatırladım Malinayı. Bende hep kadın olarak düşünmüştüm Malinayı. Bak şimdi :) Kitabı bulup, okuyayım.

    Dorris Lessingi çok severim. Altın Defteri , Kanopus Arşivlerini ve hayatını anlattığı Tenimin Altındayı okudum. Çok etkileyici bir kadın ve hareketli bir yaşam.

    sevgiler
    beyhan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beyhan,
      Sen de mi üniversite yıllarında almıştın? Gözde bir kitaptı, öyle değil mi? Fakat etrafımda kimsenin de okuyup bu kitaptan bahsettiğini hatırlamıyorum:) Neyse ama şimdi okuduğuma sevindim. Önceden okusam sanırım pek çok şeyi kaçırırmışım.
      (Sana Gül Bahçesi Vadetmedim vardı bak. Aklıma o geldi. Varmış o zamanların da popüler kitapları.)

      Doris Lossing'i ben de çok severim. Altın Defter'le, Siyah Madonna'yı okumuştum. Kanopus Arşivlerini duymamıştım. Tenimin Altında'yı özellikle çok merak ettim, yazayım bir kenara. Yaşamını okumak isterim. Epey farklı ülkeler arasında geziyor bildiğim. Dur, heyecanlandım şimdi;)Okuyayım onu.

      Güzel bir gün diliyorum sana Beyhan. Sevgiler!


      Sil
  8. hemen alıp okuyacağım ben de..Daha sonra belki kitap hakkında tekrar yazışma fırsatımız olur.Ne güzel olur.İnsanlar genelde filmler anlatıyorlar birbirlerine,hatta sıklıkla yapıyorlar bunu ama söz kitaptan açıldı mı,kelimeler kaçışıyor sanki bir yerlere.Ben bugünlerde islam felsefesiyle hemhalim.Malina hemen araya sokuşturulacak ama...Kadın yazarlar gerçekten yazarlarsa bir başka yazarlar bence.Ben de sana Katherine Mansfield'ı,eğer okumadıysan- tavsiye ederim.Kısa kısa ama insanı her öyküden sonra içindeki o çok da çıkarmayı beceremediği belki henüz farkına varmadığı ya da çıkarmamayı tercih ettiği,insan ve tamamlanmamış olduğuna dair bir hisle başbaşa bırakıyor,biz bize benzeriz hissiyle..Güzel bir cuma gecesi dilerim..

    YanıtlaSil
  9. redrabbit, kitap hakkında konuşmayı çok isterim. epey konuşulacak bir şeyler çıkar gibi geliyor. gerçi daha üçte birini okudum ben. sen de islam felsefesiyle ilgili okuduklarını ara ara paylaşsan ne güzel olur. (böyle diyorum ama ben de okuduklarımı bir türlü yazamıyorum blogda, erteleyip duruyorum.) ben de bir dönem islam mimarisi ile çok ilgilenmiştim. hala çok sevdiğim bir alandır.

    katherine mansfield'ın bir hüzün güncesi'ni okumuştum yıllar önce. gerçekten hüzünlü bir günceydi, öyle hatırlıyorum. (hatta çok iyi hatırlıyorum, şile'de bir otel odasında, yağmurlu bir havada okumuştum.) aslında öykülerini bir şekilde hep ıskaladım. öyle güzel anlatmışsın ki bir an önce okumak istedim. bir kaç öyküsünü okuduktan sonra sana haber ederim, belki konuşuruz yine:)
    ben de sana güzel bir gece diliyorum redrabbit. sevgiler.

    YanıtlaSil
  10. ne zamandır aklımdaydı bachmann, aglea ve senle konuşmuştuk hani. okuyamadım o zamandan beri aklımda taşıdım durdum. şimdi içimden, koşarak gidip almak geliyor bahsettiğin kitabını. bu arada usta ile margarita benim de bekleyen kitaplarımın arasında duruyor.bakalım ne zamana kısmet olacak okumak.

    “Aşk, bir çamurun içinden çıkmak için bir yol. Belki de insanın kendini, varlığını samimiyetle bir başkasıyla sınaması. Bachmann'ın faşizmin iki insan arasında başladığını söylediğinden yola çıkarak, aşk, dünya üzerinde gücü yetmeyeceğini bildiği bir şeyi iki insan arasında inşa etme, bir yaşama çabası”
    ne güzel ifade etmişsin. aklıma haydar ergülen’in geçenlerde okuduğum bir mısrası geldi: “derdini birine ödünç vermektir aşk.” ve yine aynı şairin “aşk zaten sanayi devrimiyle bitti.” demesi. sonra her fırsatta aklıma gelen bab’aziz filmi çıkıp geliyor yine: "bu dünyadaki insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir..ilki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: ben aşkı biliyorum. ikincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki: aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim.üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak yanarak kül olmuş.gerçek aşkı sadece o bilir."

    ben de şu sıralar, bilimin ortaya çıkması, gelişmesi ve düşünce tarihi hakkında okuyorum da, hakikaten, aydınlanmadan sonra insanın varlığını akla dayaması, ruhunu besleyen pek çok kaynakla irtibatını kesmesine, bir anlamda kurumasına neden olmuş. edebiyatta derinliğin azalmasının nedenlerinden biri de bu belki.

    bence de sevinme duvarı olsaydı eğer, yemekle, özellikle tatlıyla kesinlikle bir ilgisi olmalıydı:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bachmann hakkında konuştuğumuzu unutmuştum, senin hatırlatmanla tekrar okudum. hatta buraya da kopyalayayım:
      http://oykudefteri.wordpress.com/2012/05/20/kelimeler/

      haydar ergülen'in mısrasını çok sevdim. "derdini birine ödünç vermektir aşk." çok güzel. bab'aziz'i ise ilk kez duyuyorum. (yorumlarda duyduğum filmlerle kitaplardan güzel bir liste yapacağım kendime:) tunuslu bir yönetmenin filmiymiş. sanırım senin anlattığın hikaye gibi pek çok hikayeleri olan bir filmmiş. çok merak ettim zerka! bu yıl o kadar az film izleyebildim ki...

      haklısın, aydınlanma bir şeyleri de alıp götürmüş, tam anlamıyla "kurutmuş". aslında insanların o büyük eylemlerinin böyle karanlık bir yanı var muhakkak. bugünlerde -yazlıkta- etrafta hiç haşere olmamasına üzülüyorum. ki aram hiç iyi değildir. fakat göz göre göre yokoldular ilaçlamalarla filan. yazık! biz insanlar ne fenayız...

      neler okuyorsun, bak onu da merak ettim şimdi. en çok merak ettiğim şeylerden biridir bu:) yazarsın belki onlar hakkında da...

      sevinme duvarını türlü tatlılar ve çaydan inşa edebiliriz bence de. kısır da olsun. hanımların gününde yenen şeylerle dolu bir duvar olabilir mesela. bachmann duysa beni çok fena ayıplardı herhalde:)

      sevgiler zerkacım.

      Sil
  11. bu arada, mansfield öyküleri konuşulmuş gözümden kaçmadı;) dünyaya öykü yazmak için gelmiş bir kadın gibi gelir bana mansfield, aynı anda hem hüznü hem neşeyi iliklerine kadar hisseder insan onu okurken, onun hakkında bir şeyler yazmak vardı aklımda bir zamanlar, sonra uçtu gitti diğer pek çok şey gibi, bakalım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. redrabbit'ten sonra sen de böyle yazmışsın ya, artık kesin okuyacağım! kaçmaz:)

      Sil
  12. Malina'yı okuyalı çok oluyor. Yakında viyana gezimizde var. yeniden bu gezi eşliğinde okumak farz oldu, hatırlattığın için teşekkürler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buket, ne güzel geziyorsun sen. Çok özendim sana, takip edeceğim Viyana yazılarını. Sevgiler.

      Sil
  13. benim bütün gecem Bachmann hakkında birşey araştırarak ve okuyarak geçti sayenizde..Du Pre'den çello dinledim eşliğinde.yakıştı bence.Bu iki kadının farklı araçlar kullanarak hemen hemen aynı şeyleri söylediklerini hissettim.Bir cuma gecesinin bu kadar güzel geçeceğini hayal etmezdim.teşekkürü bir borç bilirim.Bu arada söylemeden edemeyeceğim.sevinme duvarı boylu boyunca aynayla kaplı olmalı bence..tatlı da olabilir tabii:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. redrabbit, ben de Malina'ya başladıktan sonra meraklanıp internette hakkında yazılanları okumuştum peşpeşe. okuduklarımın ardından özellikle celan'la yazışmalarını (kalp zamanı) çok merak etmiştim. onu da okuyacağım.
      du pre'nin çello konçertosunu dinledim. çok etkileyici! gece müziği listeme bir şey daha eklenmiş oldu, bilmediğim bir eserdi. ben sana teşekkür ederim:)
      herkesin bir sevinme duvarı olsa, değil mi? aynalı, sarmaşıklı, pastalı, renkli pek çok duvar.
      çok sevgiler.

      Sil
  14. Her şey var burada, güzel şeyler adına.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Güven. Ne mutlu bana!

      Sil
  15. Malina kitaplığımda okunmayı bekleyenlerden açıkçası biraz zor gelmişti, odaklanıp, düşünerek okunması gereken bir kitap bence...Tanıtım için teşekkürler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de ilk elime aldığımda -hiç odaklanmadan okumuş olmalıyım ki- yazıda da belirttiğim gibi pek bir şey anlamadan, kendimce komik çıkarımlarda bulunarak bir elli sayfa okumuşum. Yoğunlaşmadan okunacak bir kitap değil, çok haklısın.

      Sil
  16. Benim de, o hiç azalmayan ve gittikçe yükselen okunacak kitaplar kulemde yıllardır Malina var Alkım, hatta Usta ile Margarita var, Altın Defter bile var (idefix hediyesi;)), var da var yani, e heh yazmayayım tüm listeyi buraya değil mi? Tahammül etmen zor olur;/
    Kitaplar bekler, evet. Ben de buna inanırım. Bakalım benim Malina'yı okumam ne zamana, hangi ruh hâlime rastlayacak? (bu arada Malina kadın değil miymiş yahu!? Öyle sanıyordum aynı senin gibi;p)

    Bu güzel yazı için teşekkürler Alkımcığım, İvan ve kitaptaki "ben" ile tanışmak için sabırsızlanıyorum, çok sağol tekrar.
    Çok sevgiler.

    p.s.: -Eski rutinime bu güzel yazılar sayesinde dönebiliyorum, yoksa ara verince her şey çok, çok zor. Hayat alışkanlık meselesi, bundan eminim.
    -Komşun (hiçdenizegirmeyenraşitbey) ya filozof ya da mutsuz biri Alkım, veyahut ikisi aynı şey, bilemedim şimdi;) Bu arada, çoğu zaman onun gibi düşünüyorum ben de. Kayıtlara geçsin istedim;)

    YanıtlaSil
  17. Justine hoşgeldin:) Sesin keyifsiz geliyor, umarım iyisindir.
    Rutinin, kestirilebilir bir günün -her ne kadar kaçmak için çok çaba harcasam da- insanı rahatlatan bir yanı var. Bir kere gündelik ritüellerin varsa onlar geri geliyor. Ben de ancak evimde bunu sürdürebiliyorum. Başka bir yerdeyken yazı yazmak, blogları takip etmek zor oluyor. Bir de dediğin gibi zaman zaman bir uzaklaşma yaşıyor insan. Bende de olmuştu.

    Komşum sanırım mutsuz bir insan Justine. Fakat çok da güleryüzlü, insanlarla iyi anlaşmaya çabalayan biri. Mutsuz insan profiline çok uymayan şeyler bunlar. En çok o yüzden şaşırdım zaten. Herkes ayrı bir dünya, insanları ne kadar tanıdığımızı düşünsek de tanıyamıyoruz yeterince...

    Ah aslında Zerka'nın dediğini yapsak da birlikte hepimizin okumak istediği bir kitabı okuyup onun üzerine konuşsak ne güzel olur. Usta ile Margarita üçümüzün de listesinde var görünüyor. Biliyorum sen kendi zamanında okumaktan yanasın. Ben seviyorum böyle ortak bir çaba içine girişmeyi. (kitap çok kalın, desteğe ihtiyacım var:)

    çok güzel bir gün diliyorum sana. güzellikler, kelebekler!

    YanıtlaSil
  18. hiçdenizegirmeyenraşitbey'den güzel roman karakteri olur. iç acılarının toplamı, hiç doğmamış olmayı istemek çok ağır bir istek...istemeyi bırak düşünmek, dile getirmek bile cesaret istiyor. justinenin de dediği gibi bence komuşun mutsuz bir filozof...

    kitap okuma kulübü kuralım diyorum ben de en baştan beri, ortak bir blogda da yayınlayalım düşüncelerimizi...2 - 3 ayda da biraraya gelip fikirlerimizi paylaşalım...

    YanıtlaSil
  19. hiçdenizegirmeyenraşitbey roman karakteri olabilir bence de. dediğin gibi hiç doğmamış olmayı dile getirmek başka bir şey. ama bazen insan dile getirdiğinin ağırlığının farkında da olmayabiliyor. bilemedim...

    kitap okuma kulübü harika bir fikir! ben hep sevmişimdir, hatta arkadaşlarımla bir okuma grubumuz var. çok disiplinli olamasak da 4-5 kitap okuduk birlikte.
    blog arkadaşlarından da böyle bir grup kurulabilir gerçekten. bir düşünelim:)

    YanıtlaSil
  20. birlikte okuma fikrini gönülden destekliyorum:)isteğe bağlı olarak üzerine bir şeyler yazabiliriz de. güzel olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o zaman bir liste mi hazırlasak, ya da nasıl yapsak? kışın ortak bir kitabı okumak ne güzel olur!
      havalar kötü ya, ben hemen kışı getirdim:)

      Sil
  21. usta ile margarita herkesin listesinde bekliyor sanki, ama birlikte okumak için biraz kalınca bir kitap gibi de. ben yakınlarda, tarkovski’nin “mühürlenmiş zaman” kitabını okumayı düşünüyorum, uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. bir de joyce carol oates okumak istiyordum, bazı hikâyelerini okumuştum, çarpıcı bir etkisi vardı. şimdilik aklıma gelenler bunlar, başka öneriler olursa o kitabı da alıp okuyabilirim, hatta daha iyi olabilir hiç aklımda olmayan bir kitabı okumak.

    YanıtlaSil
  22. haklısın, birlikte okumak için kalın bir kitap. en başta sabote etmeyelim kendimizi:)
    aslında şu sıralar joyce carol oates'u okumayı çok istiyorum. denemelerini okuyup merak ettim iyice. başka kitabını okumadım. bir önerin var mı zerka? elimin altında lanetliler: grotesk öyküler diye bir kitabı var. başka öykü kitabı var mı bilmiyorum. roman da olabilir tabii.

    YanıtlaSil
  23. lanetliler olabilir, bir de vahşi geceler diye bir kitabı ilgimi çekmişti, şurada bir yazı var onunla ilgili. http://www.sabitfikir.com/sahanebirkitap/%E2%80%9Cnafiledir-ruzgarlar-limandaki-yurege%E2%80%9D
    bir de aklıma nursel duruel geliyor, "geyikler annem ve almanya" dışındaki öykülerini okumadım ben, bir de "yazılı kaya" diye bir kitabı var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerka ikisi de uygun benim için, oates şu sıralar özellikle çok merak ettiğim bir yazar, okurum:)
      biraz oates'u araştırdım da, kitapları epey tartışma yaratmış. vahşi geceler de abd medyasında çok tepki çekmiş. bilim kurgu türünde yazmış bu kitabı, yazarları da -dickinson hariç- pek pohpohlamamış:) karanlık bir taraftan anlatmış anladığım kadarıyla. bana çok ilginç göründü.

      bu arada mühürlenmiş zaman da listemde olan bir kitap fakat. yukarıda yazmayı unutmuşum.

      kitap seçmek de zor, insan hepsini okuyayım istiyor:)

      Sil
  24. tamam o zaman, lanetliler ya da vahşi geceler'i en yakın zamanda edineyim, procemizi hayata geçirelim:)bir de mühürlenmiş zaman'ı okuyorum bugünlerde, istersen onunla da başlayabiliriz. ama aynı zamanda başlamak daha iyi olur sanırım. ne zormuş seçim yapmak hakikaten, bu konuda deneyimleri olanlardan fikir mi alsak:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. lanetliler diyelim mi o halde:)

      Sil
  25. Her yazını ayrı bir keyif ve iç burkulmasıyla okuyorum. Birbirine benzer insanların takılıp kaldıkları aynı noktalar bir yandan umut verirken (sanki birimiz çözse hepimiz rahatlayacakmışız gibi) diğer yandan çaresizlik hissi uyandırıyor.. (ne yaman çelişki)
    Yorumum bu yazıya göre alakasız gelebilir son dönemdeki yazılarını üst üste okudum kafamdaki derlemeyi yorumluyor gibi oldum.

    Neyse bence birlikte okuma fikri çok güzel eğer kabul ederseniz bende katılmak isterim.

    Lütfen yaz cidden çok güzel bir anlatımın var..

    Sevgiler,

    D.Canol

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim sevgili d.
      çelişkileri anlamak bir yana, yazdıkça daha çok kafam karışıyor benim, anlamadım ben bu işi:) sende çaresizlik hissi uyandıran şeyin tam olarak ne olduğunu anlamadım ama ve merak ettim. hayatla olan didişmemiz mi?

      sen neler okumak istiyorsun şu sıralar? aslında bir kitap okuma grubumuz var, onlarla şule gürbüz'ün iki kitabını (iki kitabı var zaten) okumaya karar verdik. zerka ile henüz bir karar vermedik ama karara çok yaklaştık:)yine haber ederim.

      bloguna baktım da ne zamandır yazmıyorsun sanırım. var mı bir geri dönüş niyeti:) sen de yazarsın umarım.

      sevgiler.


      Sil
  26. Bende dun yazilarin sayesinde tekrar donmeyi dusundum :) Uzun zaman sonra tekrar donmek cesaret istiyor ve acikcasi yazmaktan cok okumaya sevdaliyim ben :) Yazmaya baslayinca sanki tam anlatamiyorum kayba ugruyor kafamdakiler.Caresizlik hissi tahmin ettigin gibi bitmeyen didismelerden ve duyarsizligi normal sayan insanligimizla ilgili.. Sule Gurbuz'un hangi kitabini okuyorsunuz? Ben aslinda lanetliler ile katilayim diye dusunmustum. Vakit bulursam iki tarafa da yetismeye calisirim. Ne zaman basliyorsunuz? Sevgiler ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. okumak baki zaten:) ben de bazen yazmak istemiyorum ve bırakıyorum yazmayı. insan bazen de bırakmak istiyor öyle. sonra bir şeyler birikiyor ve yeniden yazarken buluyorsun kendini.

      şule gürbüz'ün kambur ve zamanın farkında kitaplarını okuyoruz. fakat ben lanetliler'i de okumak istiyorum. istersen seninle lanetliler'i okuyabiliriz:)
      sevgiler.

      Sil
  27. O zaman ben bugün Lanetlileri ediniyorum.. Ve istediğin zaman başlayabiliriz. Birlikte okumak kadar güzel bir şey var mı? Heyecanlandım şimdiden..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yaşasın yaşasın! anlaştık o halde :))

      Sil
    2. Lanetliler elimde fakat senden haber almadan başlamak istemiyorum:) Birlikte başlayalım diye bekliyorum haberini..

      Sil
    3. Bu pazartesi başlayabiliriz:) Ne kadar süre verelim? 2 hafta, 3 hafta?

      Sil
    4. Size de uyar ise 2 hafta diyelim mi? Süper :)

      Sil
    5. Bu arada @zerka Pazartesi katılıyorsun değil mi? Kitabı bulabildin mi?

      Sil
  28. Malina, filme de uyarlanmış bu arada... Isabelle Huppert başrolde...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, onu duymuştum sevgili Ay. Huppert'in başrolde olduğunu duyunca iyice merak ettim filmi. Huppert'i izlemek bir keyiftir benim için. Eminim hakkını vermiştir bu rolün de.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

bizim büyük çaresizliğimiz