Kayıtlar

Ekim, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"babalar hep perşembe anneler cuma olur"

Resim
Başım sıkıştığında başvurduğum dizeler oluyor bazen. Bazen şekerli yoğurt, bazen leblebi tozu, bazen portakal kokusu. Bazen zor oluyor bir şeyler. Dün senin içini kıpır kıpır kıpırdatan bir şey ertesi gün yepyeni olayların gölgesinde anlamsız oluveriyor. Büyük acılar hayata kalın çizgiler çekiyor. Umutlu olmak bazen zor oluyor. Yine de iyi ki edebiyat var...

Bir + Bir'de Turgut Uyar hakkında Orhan Koçak'la yapılmış uzun bir söyleşiye yer verilmiş. Uzun zamandır böyle güzel bir söyleşi okumamıştım. Koçak'ın şair hakkındaki yeni kitabı  Bahisleri Yükseltmek'i almaya karar verdim. Her ne kadar son taşınmadan sonra bir süre kitap almamaya yeminli olsam da.

Dergide bir de şairin kedisine baktığı bir fotoğrafı var ki bayıldım. Fotoğraf karesinde kedi yok, sadece Turgut Uyar var. Cortazar'ın meşhur kedili fotoğrafını getirdi aklıma. İnsanın kediye bakarken çocuklaştığı o yüz ifadesini çok seviyorum.
Turgut Uyar'ı "Göğe Bakma Durağı" ile tanıdım. Annem ortaoku…

çocukluğa teyelli çarşı hikayeleri - I

Resim
Çarşıya çıkmak denirdi, alışveriş denmezdi pek. Bir gün önceden “sabah serinliğinde çıkalım” diye konuşulurdu. Çarşıya çıkılınca muhakkak” “parçacılar”a gidilirdi, sepetlerin içindeki çift-en tek-en kumaş parçaları bir güzel didiklenirdi. Esat’a uğranırdı. (Esat, Mersin’in ayakta kalmaya devam eden bağımsız kitapçısı: Martı Kitabevi) Esat okuduğu kitapları anlatırdı, belki bir kitap alınırdı. O zamanlarda yiyecekler toptan, giyecekler ve kitaplar tek tek alınırdı. Bir kitap alınır ve o kitap eve gelince bir süre sehpa üzerinde bekletilir, evin havasına ve evdekilerin kokusuna alışınca kitaplığa kaldırılırdı. (Evet, ruh çağırma gibi bir ritüeldi.) Ha bir de çıkmadan Esat’a çalan müziğin ne olduğunu sorup eve gidince neydi diye hatırlamaya çalışılırdı. O yıllarda kitapçı demek heves demekti, yeni bir dünyanın azıcık aralanan kapısı demekti. Esat’tan çıktığımızda annem “amma da okuyor” derdi. Ben o sıralarda kitapçıların kitapları çok sevdiğine inanırdım.

Kitapçı olmanın trapezci olmak k…

Film Sayıklamaları - Bir Zamanlar Anadolu'da

Resim
Filmden sonra hala kendime gelemedim. İşte zihnime üşüşenler: -Çehov’un Bozkıradlı hikayesi. bir çocuğun gözünden kıvrıla kıvrıla giden bozkır yollarında, bir at arabasının arkasında tıngır mıngır yapılan yolculuk. Öğrencilik yıllarında Mersin’e yapılan yolculuklar. Torosları iple çekerken baka baka hayallere dalınan bozkır. Koca bozkırda yalnız kalmış ağaçlar. (Top gibi olanları da var.) - İnsan icadı bürokrasi ve nurtopu gibi hiyerarşi. Kurgu olduğunu bile bile sadakatle bunlara inancını sürdürebilmek. 

- En derin acıların bile paragraf başı yapılarak kayda alınması gerekir.Times New Roman, 12 punto. Sevgili Kafka. - Taşra sıkıntısı (Nurdan Gürbilek yine:) Güdük kalmış, diri diri gömülen hayatlar. Bantla yapıştırılan telefon ahizesi, sırı dökülmüş ayna, gıcırdayan kapı... Eşyaya dahi sinmiş hayatsızlık. - Yaylada gece vakitleri, havlayan köpekler, rüzgarın sesi, elektrik kesintisi. Gaz lambasında uzayan gölgeler. (Ara ki bir melek bulasın...) - Bazen insan kendi hayatını bir filmdeymişçe…