Kayıtlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

lekesiz zihnin sonsuz günışığı

Resim
Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmini izledim tekrar. ( “Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı”. Sil Baştan demeye dilim varmadı.) Filmdeki kar manzaralarını görünce ister istemez karın, lekesiz zihnin temsili olduğunu düşündüm. İnsanlara anlık da olsa geçmişini unutturan ve insanı tekrar çocuk yapan bir görüntü. İnsanoğlu başka türlü (her şeyden önce daha insaflı) bir hayat kurmayı başarabilseydi sanırım bugün kar yağdığında herkes dışarıya fırlayıp bunu kutluyor olurdu. Bu şenlik çocuklara kalmazdı sadece.
Filmi izlerken yine aklıma Emily Dickinson’ın şiiri geldi:

ben hiç kimseyim!
Ben hiç kimseyim! Peki, sen kimsin?
Hiçkimse misin, yoksa?
Biz bir çiftiz, ağzını sıkı tut!
Bilirsin, sürerler adamı yabana.

Ne kadar üzücü, herhangi biri olmak,
Bir kurbağa gibi, çok sıradan,
Hayranlık duyan bir bataklığa
Adını söylemek hiç durmadan*
Hatıralarımızdan vazgeçmek istemesek de hayatta “hiç kimse” olduğumuzu hissettiğimiz o anlara da ihtiyacımız yok mu? Birisi olmanın korkularını, kaygıların…