Bir Korku Klasiği - "Meet Me In St. Louis"

Geçen gün izlediğim bir filmin ardından korku filmleriyle müzikaller arasında ince bir çizgi olduğuna karar verdim. Kimi müzikal filmler -bize hiç hissettirmeden- rahatlıkla fantastik bir korku filminin sınırlarına varabiliyor.
Meet Me In St. Louis” filminde kalabalık Smith ailesini görürüz. Verandalı, çatı katlı, küçük Johnlar’ın evi gibi bir evde (ve pekala onlar gibi birbirlerine her akşam iyi geceler dileyebilecek bir aile atmosferinde) yaşarlar. Evin genç kızları kendi aralarında sürekli fısır fısır konuşur, kabarık kıyafetleriyle sincaplar gibi evin içinde tıpırdayıp durur,  Dansa gidecek eşleri olmadığında dünya başlarına yıkılır, hep -babaya söylenmeyen- küçük bir planları olur. Baba, işi nedeniyle New York’a taşınmaları gerektiğini söylediğinde ev ahalisi kahrolur ama duruma razı olur. Herkesin bu kadar üzüldüğünü gören baba iyice düşünür taşınır. Bir geceyarısı aniden ev ahalisini yataklarından kaldırıp evin salonunda toplar ve gururla “Çocuklar, çürüyünceye kadar St. Louis’te kalacağız,” der ve herkes “St. Louis dünyanın en güzel yeri” diye neşe içinde bağrışır. İşte film, babanın bu cümlesiyle bence korku filmleri türüne adımını atar. Zaten sonu (bir tane hadi neyse de) birden fazla evlilikle biten filmlere kanımca bir miktar temkinli yaklaşmak gerekir. (Bu filmlere devam filmleri çekilmemesi de şüphe uyandırıcı. Ben bir cinayet kokusu alıyorum.)

Müzikal filmlerden bir de Karanlıkta Dans (Dancer in the Dark) vakası var ki o da başka bir uçta yer alır, “Trier biz sana ne yaptık” başlığı altında incelemek gerekir. Ayrıca, kendisi ikinci kez izlemeyeceğim filmlerin başında gelir. Hatta St. Louis'de çürümeye bile razı olabilirim. Yani sanırım öyle...Hangisi daha azap verici bilemedim aslında.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

leonard cohen'le bir gece yarısı