4 Mart 2014 Salı

haritadaki izler

"Ütopyalara yer vermeyen bir dünya haritası eksik kalmıştır." Oscar Wilde

Dünya senin istridyen” diyor şarkı, kimi zaman dünyanın neresinde olduğunun bir önemi kalmıyor. Yola çıkıp içindeki bir haritayı tamamlıyorsun. Yaşadıkların ve okuduklarınla eksik çehresini bulmaya çalıştığın bir dünya var. Yeryüzü dediğin bundan daha fazlası olmalı. Bilmediğin rüzgarlar, tırmanmadığın dağlar, sokaklarında yürümediğin şehirler, konuşmadığın diller, isimsiz nehirler, asırlık yontular, ayaklanmadığın meydanlar, görmediğin insanlar, yeryüzünde sürülmüş onca ıssız iz var…

Şafak vaktinde, ıssızlıkta çıkarsın yola. Öylesi güzel olur. Trene binersin, raylar boyunca gidersin. “Irıpların çalkantısında” gün olur alır başını gidersin. “Solda güneş yükselirken” gidersin. Trenler seni taşır, başıboş düşüncelerini taşır. Issız kasabalara bir yolculuk ihtimalini taşır. Penceresinden bakarsın. Önünde serilen dünyaya bakarsın. Tren yolu boyunca dizilmiş el sallayan çocuklar olursun, onlar senin çocukluğun olur. Akşamın mürekkepli sularında yol alırsın. Gece karanlığında en güzel uykusuzluklarda yol alırsın, dünyanın tersine bir zamanı yaşarsın. Işıksız kasabalardan, donmuş bozkırlardan, pirinç tarlalarından geçersin. Gece trenlerini ağırlayan garlardan geçersin. Dünyanın çatısı, gezginlerin evi olur garlar. Kendini istiridyenin tam göbeğinde hissedersin.

Başka bir şehrin sabahına uyanırsın, yeni bir dilde selamlarsın günü, başka bir sokağı arşınlarsın, dünyanın farklı bir köşesinde bulduğun kederden tanıdık bir acı çıkarırsın. Hareket edersin, yeryüzüne kendinden menkul bir iz bırakırsın. Ayaklarını hissedersin, hafiflersin, yürürsün, koşarsın. Uçmayı öğrenirsin. Belki. Bilmediğin yemekler tadarsın, acı çaylar içersin, berbat yataklarda yatarsın, tekinsiz araçlara emanet edersin kendini. Bıktırıcı tekrarlardan pelteleşmiş zihnin çözülür birden. Nefes alırsın.

Yeryüzünün büyük sessizliklerini görürsün, bir dağın uçurumunda. Vahşi çığlıklarını duyarsın, ürperirsin. Başka yaratıklarını tanırsın, dünyayı onlarla bölüşürsün. Adilce. Ne de olsa bu senin haritan.

Kim olduğunu unutursun, biri olursun, hiçbiri olursun.  Türlü acıları, zulümleri soğurmuş yeryüzünün güneşli ve şenlikli bir yüzünü bulursun –ki hep olur-, ısınırsın orada. Kendini öbür yüzüne hazırlarsın. Merak edersin, şaşarsın ve bir yanınla hep çocuk kalırsın.

Ağır ağır haritayı tamamlarsın. Bir ömür yetmez bilirsin ama her seferinde daha fazla hayat eklersin, getirip haritaya yerleştirirsin. Etrafındaki kötü kokulara, aşınmışlıklara, zorbalıklara karşı bunları aklında tutarsın. “Sizin alınız al inandım,” dersin. Kürsüler, ünvanlar ve "itibar" sizin olsun, gidilecek ne çok yol var. Dersin ki, kafamdaki haritaya inancım tam, sınırlar sizin haritanızda! 

*Eksik Parça belgeselinin blog sayfası için yazdığım yazı. Buraya da eklemek istedim.