6 Şubat 2012 Pazartesi

bali'de bir nokta - ubud

Ubud’un* Junjungan köyü yakınlarındayım. Haritada bir nokta! Pirinç tarlalarının, muz, vanilya ve hindistan cevizi ağaçlarının ortasında bir yer.  İnsanın kendini birden başka bir evrende bulması ne acayip! Çayın ve peynirin birden hayatından çıkması (ikisi de çok mühim!), sabah uyandığında o bildik ağırlıkla birlikte dünü bugünü ve yarını birbirinin aynı kılan bir tekrardan uzaklaşmak. Gezerken dolaşıksız bir sevinçten bahsetmek çok iddialı olur belki ama bir hafiflik geliyor bana, gündelik hayatımda çok da tanışık olmadığım bir hafiflik.
Anneannem ne zaman bir yerlere gezmeye gideceğimi söylesem “rezillik”, (hatta “i-rezillik”) der.  Onun sözünü doğrularcasına geldikten sonra rahatsızlandım, betim benzim soldu, iki gün pirinç lapasına talim ettim. Yine de kediler gibi kaldığım odanın köşelerini koklayıp, canlılarıyla tanışmayı ihmal etmedim. Odada ara ara öten ama henüz göremediğim gekoyu “eski dostum kertenkele” deyip bağrıma bastım. Yüksek çatının ahşap direklerinden şimşek hızıyla geçen o büyük karaltıyı -telkinleJ-bir (buçuk) günde unuttum. Çayırın sakinleri ile ancak mesafeli bir ilişki kurabilen bu zat, kendini eğitiyor işte. Mersin yazlarından alışkın olduğum koçmarlar ise, gece hayalgücümü tetikleyen tuhaf sesler çıkarmasalar onları daha çok sevebilirdim. (Bu kadar abarttığıma bakmayın, gayet güzel bir odaydı işte. Ne var ki “I hear voices!”)

Hayvanlar buradaki hayatın tam ortasında. Ubud’da şehrin içindeki “Maymun Ormanı”nda bir yürüyüşle en tuhaf halleriyle onlarca maymun görülebiliyor. Maymunları (“uzun kuyruklu makaklar”, lütfen maymun deyip geçmeyelim)  saatlerce izleyebiliyor insan. Maymunların o ormandaki tapınaklardan birini koruduklarına inanılıyor, o yüzden çok itibar görüyor bu yaramaz çocuklar. Bir de akşamüzerleri pirinç tarlalarına gelen heron (bir çeşit balıkçıl) sürüleri var. Özellikle yakındaki Petulu köyüne geliyorlar. 1965’ten sonra gelmeye başlamışlar. Köylüler bu kuşların tanrıların nimetlerinden olduğunu düşünüp (aslında ekine zarar veren bu kuşlara) hiç dokunmuyorlar. Bali’ye ait türü tükenen bir kuş var, Bali Sığırcığı. Ve rengarenk kuşlar, iri kelebekler, geceleri pirinç tarlalarında türkü söyleyen kurbağalar.
Sonra kahve tiyakisi misk kedisi (luwak) var. Sindiremese de bu kahveleri yiyor ve dışkısından temizlenen kahve çekirdekleri ile dünyanın en pahalı kahvesi yapılıyor. Bunları geçen geldiğimde bizi oraya götüren Nyoman'dan öğrenmiştim. (Clezio geçici bir süre Java'da, Surabaya şehrinde bir üniversitede idi o zaman.) Kakao ve kahve ağaçlarının arasında, ince bir yağmur altında bu yabani kedinin şereflendirmediği ucuz kahvelerimizi yudumlarken anlatmıştı Nyoman. Burada birinci çocuğa Wayan, ikincisine Made, üçüncü çocuğa Nyoman, dördüncüye Ketut ismi verildiğini söylemişti. Beşinci olduğunda yine Wayan'dan başlıyor isimler.  O gün çok konuşkandı, pirinçsiz bir sofrada doyamayacağını söylemişti. Pirinç hayatın kendisi burada. Eve "ekmek" götürmek deriz biz, bizim için ekmek neyse onlar için pirinç o. Ayrı bir başlığı hakediyor.    

Misk kedisinin fotoğrafı yanımda yok ama elbette bir sokak kedisinin fotosu var. Evdeki kızları analım burada, kıskanmalarını gerektirecek bir şey yaşanmış sayılmaz:)

Endonezya 17.508 adadan oluşan bir ülke. Ne tuhaf, bu kadar ada! Ülke müslüman iken Bali'de çoğunluk Hindu ve burada mimarisiyle, dansıyla, kıyafetleriyle kendine has bir din ve kültür yaşanıyor. Havaalanının olduğu yere çok yakın olan Kuta'da kültürün izlerine rastlamak artık çok olası değil ve hatta felaket bir yer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ama görebildiğim kadarıyla Kuta'dan uzaklaştıkça gerçek Bali'ye yaklaşıyor insan.

Anlatılacak çok şey var. Gündelik ritüeller bile insanı haritanın dışına çıktığına inandırıyor. Yine de içli bir durum var. Belki de kışın ortasında karşıma çıkıveren bu kurbağa sesli yaz gecesine nasıl davranacağımı bilmiyorum.  O sırada ateşböcekleri iniyor tarlaların üzerine. İçimden bir ses hayat o kadar da karmaşık olmasa gerek diyor. Ben de bu kır gecesinin beni kandırmasına izin veriyorum.

22 yorum:

  1. sevgili alkım,

    demek "yolculuk var" derken kastettiğin yer o kadar uzaktı. demek yaza gittin. sürpriz oldu bu, çok hoşuma gitti:)

    sen "kurbağa sesli yaz gecesi" derken, yemyeşil fonlu fotoğraflar, tropikal orman hayvanları, pirinç tarlaları ve kır yolunda bisikletle geçerken çok heyecanlandım şimdi. burası öyle soğuk ki alkım. yani sadece bu mevsim farkı bile yeterince heyecan verici. daha sonra başka pek çok ayrıntıyı da anlatacaksın değil mi. hım? :)

    yolculuğun çok güzel devam etsin, her şey yolunda gitsin diliyorum.

    sevgiler, selamlar buradan:)

    YanıtlaSil
  2. sevgili aglea,
    yaz mevsimine ışınlanıverdim! havaları takip ediyorum da şaşırmadan edemiyorum. "kara kış" tam benim yolculuğumdan sonra başladı. burada da ara ara gök yere inecekmişçesine şiddetli yağmurlar yağıyor ama hava sıcak, hatta epey sıcak.
    daha var yazmak istediklerim. bakalım teknik imkanlar ne denli elverecek.
    teşekkür ederim güzel dileklerin için. az kaldı kışa dönmeme:)
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Alkım,
    Ne güzel bir post olmuş, içim açıldı. Yolculuk notlarını, değişik deneyimlerini, öğrendiklerini yazmanı heyecanla bekliyorum. Teknik imkanların izin vermediği yerlerde kağıt kalem kullan, daha sonra yazarsın bize, lütfen hiç bir şey atlama;)farklı insanlar, farklı yerler, farklı kültürler her zaman çok ilgimi çekmiştir, lakin henüz ülke sınırları dışına çıkamadım:/ Sana iyi tatiller, umarım her şey düşlediğinden daha güzel geçer. Oraların hatta kurbağa seslerinin bile tadını çıkar;)
    Puslu bir İstanbul'dan Sevgiler

    YanıtlaSil
  4. sevgili ayşen,
    meraksız olmak biraz bu dünyaya haksızlık gibi değil mi? ben yolculuklara kitaplarla başladım aslında. Odanda okuduğun kitapla yaptığın yolculuğun da kendine göre güzellikleri var. (güzel demlenmiş bir çay mesela:)

    aslında kurbağa sesli yaz gecesi son derece evrensel. şehirden uzaklaştığımızda yaklaşıyoruz o geceye. tabii mevsimlerden yazı beklemek gerek.
    elimden geldiğince yazacağım, puslu istanbul'a da buralarda sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. Ne güzel bir yazı. İlk paragrafı çerçeveletmek gerek, çok gerçek, çok içten.
    Canım sıkkın Alkımcığım, bugün tersimden kalktım, oysa bu güzel yazı hakkında saatlerce muhabbet edilir. Ben, hem merak hem de şaşkınlıkla okudum. Dünyanın en pahalı kahvesinin nasıl elde edildiğine şaştım kaldım. Senin dilinden dinlemek ayrı bir keyif, bu hikâyeleri.
    .....
    İyileşmene çok sevindim, yakında döneceksin bu da harika bir haber. Yazı için çok teşekkür ediyorum sana, ben bir kahve yapayım, sonra dönüp dönüp tekrar okur, sohbet ederiz yine.

    Çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. Justine,
    Belki kahve keyfini yerine getirir. Umarım öyle olur. Kimi zaman insan evinde kendi küçük ritüelleriyle günü tersine çevirebiliyor. Evimi mi özledim nedir:)

    Burada internet imkanlarım sınırlı. Odada internet yok, dışarda, ortak bir alanda var sadece. (Sıcak memleket olunca burada yarı açık ortamlarda geçiyor insanların ömrü.) Hiç kış olmaması ne tuhaf! Hatta sonbahar ve ilkbahar da yok. Hayal edemiyorum.

    Birazdan odaya çekileceğim, gece oldu. Kurbağalar öyle diyor:)
    Güzel bir akşam diliyorum sana da. sevgiler.

    YanıtlaSil
  7. alkım’dan ne zamandır beklediğimiz satırlar geldi işte, mutluyuz:)
    aslında bi çay demleyip okusaydım bir daha ama bugün nasıl tembelim nasıl yorgunum anlatamam:)
    ben şu ikinci fotoğraftaki maymunu çok sevdim, o nasıl bi yorgunluk, yılgınlık öyle, tam da onun gibi hissediyorum şu an:)
    gezerken o hafifliği ben de hissediyorum, aynen dediğin gibi dolaşıksız bir sevinçten bahsedemeyiz ama bir hafiflik var evet.
    O kır geceleri hepimizi kandırsın diyor, fotoğraftaki bisikletli tatlı bayana el sallıyorum:)

    justine, pazartesi sendromudur diycektim ama senin çalışma günlerin hayli karışık ve başdöndürücü:) (ya da bana buradan öyle görünüyor:)) alkım’ın diğer yazısını (maymunlardan öğrendiklerim) okudun mu? çok güldüm ben ona, sen de bak, belki sıkıntını dağıtır:)

    sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. zerka, ben de sana çok güldüm. ikinci fotodaki maymun demek:) kendisinin hem bezgin hem de ununu elemiş, eleğini asmış ve artık pek bir şeyi sallamıyormuş gibi bir hali vardı. az kalsın dile gelip konuşacaktı.
    maymunlar gerçekten ilginç yaratıklar, ben de tüm gün boyunca oturduğum yerde onları izleyebilirim. yorgunluk ve tembellik bulaşıcı mı ne:)
    iyi dinlenmeler sana. sevgiler.

    YanıtlaSil
  9. Sevgili Alkım,
    Seyahatin güzel geçmesine sevindim. Ne güzel yazmışsın, "başka bir evren" ...
    Belli ki doğanın tam içindesin ama benim için biraz fazla hayvanlı :) Kertenkelelerle idare edebilirim ama tavandaki karaltı tüylerimi ürpertti. Koçmarın ne olduğunu sormaya cesaret bile edemiyorum :)Maymunlar çok sevimli tabii ama onlarla ilgili korkularım var benim .Sanki hep şu tuhaf, esrarengiz virüsleri -mesela Ebola- taşıyorlarmış ve insanlara bulaştıracaklarmış gibi geliyor. Problemliyim işte ne yapayım !

    Kalan zamanını keyifle geçirmeni ve tez zamanda peynirle çaya kavuşmanı diliyorum. Sabahları çay içmek ne güzel bir gelenek değil mi ?

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Işın,
    Teşekkür ederim. Ben de hayvanlarla bu kadar iç içe olmaya alışık değilim Işın! Bu konuda gayet ödlek bir insan olduğumu söyleyebilirim. Bu arada koçmar, kertenkelenin büyüğü, zararsız bir hayvan ama görünüşü biraz ürkütücü. Onlara alışkınım.
    Maymunlar kendi hallerindeler, sana bulaşmıyorlar. Kimileri arsız, elinde yiyecek varsa şansını deneyebiliyor.

    Peynirle çay benim için çok önemli. Kahvaltıcı bir insan olduğum için.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  11. Merhaba,
    blogunuzu yeni keşfettim. Hergün posta kutusuna bakar gibi mektup varmı diye bakıyordum. Ve beklediğim geldi.:)
    Yazı ve resimler çok güzel. Rutine bağlanmış gündelik hayat(ki geriye kalan sürekli daralmakta) içinde farklılık biraz nefes aldırıyor. Bir imkanı,herşeyin hergün aynı ve tahmin edilebilir olmadığını hissettiriyor. Yaşam hala şaşırtıcı olabilir. Bilcümle hayvanların ve doğanın dışarda bırakıldığı şehirden istanbuldan selamlar
    beyhan

    YanıtlaSil
  12. Merhaba Beyhan,
    Teşekkür ederim, gerçekten çok memnun oldum. Ne mutlu bana!

    Gündelik hayatın rahatlığı az çok tahmin edilebilir olmasından sanırım. İnsanın ona da ihtiyacı oluyor. Dört beş günden fazla evinden ayrılamayan arkadaşlarım var mesela. Kimisi de o rutinin içinde huzur buluyor.
    Fakat bir yerden sonra, (hep masanın aynı tarafına oturduktan sonra muhtemelen:) o dünyanın dışına çıkmak bana iyi geliyor.

    Yakındır o şehre dönüşüm benim de...Karlar altında bulacağım galiba. (Burada da şu anda çok güzel bir yağmur yağıyor.)
    sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aynen katılıyorum. Rutin ve tekrar aynı zamanda yaşamın olmassa olmazı. Zaten hareket dinginliğe farklılık aynılığa karşı kendini belirleyebiliyor. Birlikte varlar.

      sevgiler
      beyhan

      Sil
  13. Diğer yazını okudum şimdi, çok hoş;) Zerka haklıymış, dün akşam onu okumam yetermiş keyfimin yerine gelmesine. İki maymun da çok sevimli, misafire biraz acıdım ya, neyse;p Bir zamanlar ekşide bir başlık vardı, ben de yazmıştım bir şeyler o aklıma geldi;

    http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=17061342

    ;p

    Keyfim yerinde, karamelli gofretim ve çayımla, yağmurun harika sesi eşliğinde sevdiğim blogları okuyorum. A, bir de Işın'ın sorusuna cevap veriyorum; evet, sabahları çay içmek harika bir gelenek;) Bir an önce çay ve peynirli kahvaltılarına kavuşman dileğiyle, sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. justine dönünce ilk işim şu karamelli gofretten bulmak olacak! yazında da bahsetmişsin, nasıl canım çekti anlatamam:)çayla gofret, muhteşem ikili! gofret çıtır çıtır olmalı ama, çok şekerli de olmamalı.

      ekşideki yazına baktım. o da iyiymiş, misafir otururken ayaklanmak:)

      keyfinin yerinde olmasına sevindim bu arada. sevgiler.

      Sil
  14. Alkımcım, fotograflar da yazı da harika! özellikle maymunlara bayıldım. Orası gerçekten de başka bir dünyaymış, ne güzel arada bir dünya değiştirmek! Bu arada dün gece rüyamda gördüm seni, hayırdır inşallah diyorum:) öptüm çok...

    YanıtlaSil
  15. muallacım, dünya değiştirmek güzel hakikaten, yoksa kendini kaptırıp gidiyor insan, hatta kayboluyor bazen.
    merak ettim rüyanı! görüşme zamanımız gelmiştir, ondandır belki:) öpücükler benden de!

    YanıtlaSil
  16. Yazınız da, resimler de bende daha çok merak uyandırdı. Asya'yı merak ediyorum, hatta üç dört ay sonra gidip Singapur'da yaşama ihtimalim var. Oralar hakkında daha çok yazarsınız umarım.

    YanıtlaSil
  17. Merhaba Candide, Asya bir derya. Ben de üç dört ülkesinin kimi yerlerini gezdim. Bu son gezide Singapur üzerinden gittik Bali'ye. Singapur bir süre yaşanabilecek bir şehir. Bu gidişimde bunu düşündüm. Hava çok sıcak değildi bu kez. Onun da etkisi olmalı:) Bir de nefis bir milli kütüphanesi var. İnanılmaz kaynaklar! Ben bir ay o binadan çıkmadan yaşayabilirmişim gibi hissettim:) Gidersen mutlaka uğra:
    http://www.nlb.gov.sg/
    İyi şanslar şimdiden. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  18. Teşekkür ederim. Ben 1,5 yıllığına gideceğim. Bu kütüphane olayına sevindim. Muhakkak aklımda olacak.

    YanıtlaSil
  19. Şu aralar gitmek için takık olduğum yerlerden biri,arkadaşım Ibıza diyor bende çok isterim ama Ubud bana daha cazip geliyor.Daha çekici geliyor.Planım eylülde gitmek biraz para biriktirmek gerekiyor.
    1 ay kalsam yaklaşık ne kadar miktar almalıyım yanıma?

    YanıtlaSil
  20. Dilera, ben olsam Ubud'u seçerdim:)
    Ubud'a biz Singapur üzerinden gitmiştik. KLM'nin Bali'ye (Denpasar) gayet uygun fiyatlı bir uçağıyla aktarma yaptık.
    Endonezya'da genel olarak fiyatlar çok uygun. Bali, turistik olduğundan biraz daha yüksek fiyatlar. Yine de pek çok seçenek var. İki kişi günlük yemek ve kalacak yer, minimum 80 TL olur sanırım. 150 TL ile biraz daha orta halli bir tatil yapılır ve gayet memnun kalınır:) Bir de orada günlük araba ve şoför hizmeti var, o da günlük 6-7 saat (benzin dahil) 30 dolar. Fakat bunu küçük bemo denilen minibüslerle daha ucuza yapmak mümkün. Bir de dans gösterileri filan var ki Ubud'da mutlaka bunları görmek lazım. Harikalar! Onlar da 8 dolar. Fiyatlar böyle işte. Bu arada gezi yazılarını yeni bir blogda yayınlamaya başladım. Orada daha çok bilgi bulabilirsin. Kalacak yerleri de ayrıntılı olarak yazmayı planlıyorum. Gitmeye karar verirseni mutlaka haber edin, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Sevgiler.
    Gezi blogum:
    www.haritadabirnokta.blogspot.com

    YanıtlaSil