27 Temmuz 2011 Çarşamba

neşeli kadınlar arasında - II

joyous women in cordoba
Daha önce de yazmıştım. Neşeli Kadınlar bunlar. Bu kez Cordoba’da bir taş duvarın gölgesinde oturmuş dondurma yiyorlar. Kulaklarının arkasına çiçekli tokalarını takmışlar. Kabarık elbiselerini, eteklerini giyip sokağa çıkıyorlar. Neşeli kadınlar her yerde beni etkileri altına alıyor. İnsan güzel bir şeyle karşılaşınca gülümsemekten daha fazlasını yapmak istiyor bazen. Fotoğraflarını çekiyorum biraz çekinerek. Hemen kalkıp bana poz veriyorlar. Evet diyorum, işte neşeli kadınlar! Hayat bilgisi daha ziyade kitaplarla oluşturulmuş biri olarak gidip “neşeli kadın olmanın başlıca kuralları nelerdir?” diye sormak istiyorum. Çıngıraklı kahkaha (var öylesi) nasıl atılır? Hayata nasıl nanik yapılır? Ve neşeli kadın olmak için bir yaş haddi var mıdır? Sonra bu saftorik sorularımı kendime saklamam gerektiğine karar veriyorum (?!)
joyous women in cordoba
Hayatlarının bir döneminde giyinip kuşanırken “çok mu iddialı oldu, popom fazla mı çıktı (annelerden kızlarına geçen genetik bir rahatsızlıktır kanımca), yok o mu pırtladılarla canını sıkmış tüm kadınlara ithafımdır!!! İspanyollar'ın “rahat ol” anlamında kullandıkları bir laf var. Söylenişi bile insanı rahatlatmaya yetiyor. Ben de onu söyleyeyim sana ey içi içini yiyen insan! Relajate, relajate! (“Relaahate “okunuyor.) Bazen düşünüyorum da, başka dilde konuşsak daha çok rahatlatacağız gibi geliyor birbirimizi. Hem kelimeler de dinlenmiş olur biraz.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

bir okuma serüveninden notlar

reading on a bank
Parklarda, çimenlerin üzerinde, bir taş duvarda kendilerinden geçmiş bir halde kitap okuyanlara hep özenirim ama bunu beceremem pek. En son bir müzede okuduğu kitaba dalmış, adeta “kitap okuyan kız” heykeline dönüşmüş biri gördüm. Karşısında biri de oturmuş onun resmini yapıyordu. Bir süre hayranlıkla onları izleyip kafamda ikisini de içine alacak bir resim hayal ettim.
Bense açık havada doğru dürüst kitap okuyamam. Bir sayfa okuyup etrafı seyre dalarım. Üzerime tatlı bir tembellik gelir. Dış dünya kolumdan çekiştirir. Çekirdek çitleyenler, kuşlar, vapurlar (vapurlar??)...
Deniz kıyısında “Bu Bir Pipo Değildir”le başlayan kitap okuma girişimlerim de hüsran doludur. zaten yol yakınken bu serüveni Proust’la sonlandırdım. Anısına kitap aralarına kaçan kumlardan bir kum havuzu yaptım.
lucas diye biri
“Fotoğrafın orta yerinde sardunyalar var, salkım çiçekleriyle birlikte, mevsimlerden yaz, beş buçukta içilen mate, dikiş makinası, terlikler, hastalıklar ve ailevi sıkıntılarla ilgili usul usul edilen sohbetler, ansızın iki iskemle arasına imzasını bırakan bir tavuk ya da kendisini adam yerine koymayan bir güvercinin peşinden koşan bir kedi. Tüm bunlar asılmış çamaşır, gök rengi kola ve çamaşır suyu, emeklilik, ödenmiş fatura, ve yağda kızarmış börek kokuyor, komşunun radyosundan duyulan tangolar, Aspirin ve piyasanın en iyi zeytinyağı olan Mutfak zeytinyağlarının reklamı, yandaki boş arsada bez topun peşinde koşan çocuklar."

(Lucas'ın Avluseverliği'nden bir bölüm)

Geçenlerde açık havada kitap okuma egzersizi yapmak adına bu kez kararlılıkla Granada’nın sakin meydanlarından birini seçip banklardan birine yerleştim. Neyse ki Cortazar, beni düşünüp kısa bölümler halinde yazmış. Lucas’ın avluseverliğini okuyup kırlangıçları seyrettim. Lucas’ın gezgin şarkılarını okuyup çeşme başında birikenlere baktım. Lucas’ın konser kırıklıklarını okuyup tepemdeki çınar ağacını seyre daldım. Yan bankta oturan iki kasketli amcadan birinin flamenko şarkıları eşliğinde Lucas'ın uzun yürüyüşlerini okudum. O sırada önümden siyah kuyruklu bir telefon geçti. En sonunda Lucas Diye Biri ile Granada’nın o nadide bankının birbirleri için yaratılmış olduklarında karar kıldım.

Cortazar’ın o tuhaf, hazmı zor ve çekici dünyası, dünyaya o çarpık bakışı…Bir yandan Lucas’ın hayatı bir yanda kedilerin aslında telefon olduğunu buluşu, konserde fazladan kulakları çıkan dinleyicileri, un havuzunda (nohut unu) yüzme teknikleri... Neruda’nın hiç Cortazar okumamayı şeftali yememekle eş tuttuğu lafını hatırladım.

Ana fikir: İyi ki edebiyat var! Yoksa dünyaya bakıp iyimserliği korumak çok olanaklı değil.

Yavru fikir : Kediler kuyruklarını salladıklarında bilin ki sizi arayan biri var! Evet, kediler gerçekten de telefon.
a tall tree