"Wuthering Heights"ı yakın bir zamanda kitap kulübü vesilesiyle okudum. Bu gotik roman abidesi, ömür boyu etkisini üzerinizde taşıyacağınız romanlardan...Baba Earnshaw, Wuthering Heights’a kimsesiz, kara yüzlü bir çocuk getirir. (Wuthering Heights, Earnshaw ailesinin yaşadığı evin ismidir.) Heathcliff’in aileye katılması aile içindeki ilişkilerin dinamiğini de değiştirir. Evin küçük kızı Catherine, Heathcliff’le iyi anlaşır, abisi Hinton ise Heathcliff'i horgörür ve bir türlü kabullenemez. İkisinin arasında gitgide büyüyen kindar öfkenin tersine Catherine’le Heathcliff iyice yakınlaşırlar. Babanın ölümüyle ev hayatı tamamen değişir. Hinton, evin efendisi olur. Heathcliff ise kendisine efendilik taslayan Hinton’a rağmen Catherine’in varlığıyla mutlu olmaktadır. Catherine tam o sıralarda komşu malikanenin kibar ve görgülü oğlu Edward Linton’la ilgilenmeye başlar.
Babanın ölümünden sonra Wuthering Heights, iyice bakımsız ve kötücül bir yer olur. Yazar, yaşayanların ruh haliyle birlikte köhneleşen evi çok güzel anlatır. Klostrofobik atmosferiyle ev adeta üzerinize üzerinize gelmeye başlar. Kitabın marifetleri anlatmakla bitmez. Kitap, tek bir öpüşme sahnesi dahi içermeden baştan sonra -ket vurulmuş- bir erotizmle yüklüdür. Mekanlar hep karakterlerle ilişkilendirilir. Gotik roman gereği kapalı kapılar, yasaklı odalar, gizli mektuplar, fırtınalar ve uğuldayan rüzgarlar eksik olmaz. Wuthering Heights civarı rüzgardan eğilmiş tek tük ağaçlardan, tekinsiz, çıplak kayalıklardan oluşurken Lintonlar'ın yaşadığı Thrushcross Grange’da sanki başka bir mevsim yaşanır, koyu gölgeli ağaçlar, çiçek tarhlarıyla bahçesi her daim bakımlıdır. Heathcliff ne kadar kaba ve tekinsizse Linton da bir o kadar ölçülü ve nazik biridir. Biri doğaya diğeri kültüre aittir. (Aslı’nın deyimiyle biri arkaik dünyaya diğeri uygarlığa ait.) Cathy bu iki aday arasından Linton’ı seçer. Ama tehlikeli olana karşı aşkı da bitmez. “Ben Heathcliff’im!” der Cathy hizmetçi Nelly'ye. Bir ara ortadan kaybolup "zengin ama öfkeli" olarak dönen Heathcliff ise Cathy'ye "Ben kendi katilimi seviyorum ama söyle, senin katilini nasıl sevebilirim?" der. Ne Heathcliff’in ne de Cathy'nin dünyasında orta halli duygulara yer yoktur.
Kimileri kitabı okurken Heathcliff'e bayılmış. Ben ne Cathy be de Heathcliff 'e pek yakınlık duyamasam da (Şöyle diyeyim, gidip bir çorba bile içmem birlikte. Belki çok ısrar ederlerse) kitabı baştan sona hayranlıkla okudum.
NOTLAR:
*Wuthering Heights, Emily Bronte'nin tek romanıdır. 30 yaşında yazmış.
*Kate Bush, "Heathcliff, benim Cathy, eve dön!" diye bir şarkı bile yapmış. Buyrun ama sakın korkmayın. Gayet kitabın ruhuna uygun.
http://www.dailymotion.com/video/x6ydv_kate-bush-wuthering-heights
*Ne zamandır izlediğim en kötü edebiyat uyarlaması: Peter Kosminsky'nin yönettiği Wuthering Heights. Heathcliff'i Ralph Fiennes ve iki Catherine'i de Juliette Binoche canlandırmış. Bence bu filmi David Lynch çeksin,Catherine'i de Naomi Watts canlandırsın.
*Deniz'e katılıyorum. "Uğultulu Tepeler" ismi kitaba "Rüzgarlı Bayır"dan daha çok yakışıyor. İsmi bir kenara bırakırsak Naciye Akseki Öncül'ün çevirisi güzel bir çeviri.

bikaç yıl önce okudum tarzım olmayan bi kitap unutmadığıma çok net hatırladığıma göre başarılı.. kasvetli bi kitap tekrar okurmuyum hayır
YanıtlaSilTekrar okumak için sanırım bir süre geçmesi gerekiyor. Kitaptan etkilenmiştim ama kasvetiyle boğazıma yağıştığını da hissetmiştim.
YanıtlaSilBen bu kitabi audio-book olarak dinlemistim ve hic bir sey anlamamistim. Lawrence Olivier'li bir uyarlamasini izleyince de haa zaten anlasilacak bir sey yokmus, meger o yuzden anlamamisim demistim, ama simdi bak bu yazin bana kitabi okutacak. Ya aslinda ben Jane Austen'i de begenmiyorum. Gerci Bronte kardesler de Jane Austen'i hic begenmezlermis.
YanıtlaSilBarış, dinleyerek -hem de İng. olarak- kitabı anlamak hiç kolay değil bence. Ben anlayamazdım.
YanıtlaSilBana 19 yy. yazarlarının "halet-i ruhiyesi" ilginç geliyor. Dünyaya pek karanlık bakıyorlar. Jane Austen da anlaşılan biraz bunlardan sıkılıp dalgasını geçenlerden. İngilizce okuyup keyif almamıştım bir iki kitabından. Fakat Northanger Manastırı'nı Türkçe okudum. O ironisine, ince mizahına bayıldım. Bu gotik romanlarla dalga geçiyor.
Uğultulu Tepeler ise metafor cenneti ve epey karanlık bir kitap.
Yazmayı unuttum. Lawrence Olivier'li uyarlamayı da izlemiştim. Diğerinden daha iyi ama eksik yine de.
YanıtlaSilUğultulu Tepeler'i edebiyat dersi için İngilizce okumuştum ve çok zorlanmıştım o dönemde ben de. Sonrasında biraz özetler biraz da yorumlar vasıtasıyla daha iyi anlayabiliyor insan kitabı. Nedense Heathcliff benim en sevdiğim karakter.. Çok sevdiğim ve erken yaşta hayata veda ederek hepimizi üzen Heath Ledger (Batman Kara Şövalye'deki Joker) ve kızkardeşi (Catherine) bu romandaki kahramanlardan esinlenerek isimlerini almışlar. Bunu öğrendikten sonra - sanırım - daha bir farklı sempati ile yaklaşmaya başladım Heathcliff'e. Zamanım olursa tekrar okumak istediğim kitaplardan. Teşekkürler yazı için.. nerelere götürdü..
YanıtlaSilBu romanı İngilizce okumak zorlayabilir diye düşünüyorum. Heathcliff etkileyici bir karakter gerçekten. Catherine'le aralarındaki bağ da akılda yer ediyor. Heath Ledger'ın isminin hikayesini bilmiyordum. Ona da yakışmış sanki...
YanıtlaSilZaten çok kişyi etkiliyor romandaki karakterler. Şarkılar, şiirler filan yazılıyor.
Brrr. Bir ürperme hissettim yine:)